Yusuf Dülger
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Konya’da Üç Profesör

Konya’da Üç Profesör

featured
0
Paylaş

Yusuf Dülger tarafından kaleme alınan bu metin, Konya’daki üniversitelerde görev yapan üç farklı profesörün derslerde dile getirdiği tartışmalı iddiaları eleştirel bir dille mercek altına almaktadır. Yazar; bu akademisyenlerin Atatürk, cumhuriyet devrimleri ve millî kimlik aleyhindeki söylemlerini aktararak, bu durumun genç zihinler üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekmektedir. Eğitim kurumlarındaki bu ideolojik yaklaşımları medrese kültürü ve bilim dışılık olarak nitelendiren metin, üniversite yönetimlerinin ve toplumun bu tutumlara karşı sergilediği sessizliği sertçe sorgulamaktadır. Sonuç olarak yazar, çağdaş Türkiye’nin değerlerini savunan erdemli bir akademik anlayışın gerekliliğini vurgularken, bağımsızlık ruhunun bu tür karanlık zihniyetleri alt edeceği yönündeki inancını ifade etmektedir. Metin, akademik sorumluluk ve cumhuriyet kazanımlarının korunması gerekliliği üzerine inşa edilmiş bir toplumsal eleştiri sunmaktadır.

 

Önce Konya’nın devlet ve özel üniversitelerinde hâlâ görev yapan tarihçi üç profesörün derslerde öğrencilerine yaptığı konuşmalardan birkaçını aktarıyorum.

C. A. diyor ki: “Atatürk inançsız. Atatürk Peygamberimize hakaret ediyor, Arapoğlu diyor.” “Falih Rıfkı Atay tam bir İslam düşmanı.” “Biz Lozan’da adaları kiraladık.” “Ben Kadir Mısıroğlu’nun kitaplarıyla büyüdüm.” “Yavuz Bahadıroğlu kendini iyi yetiştirdi. Bir tarih öğrencisinden Yavuz Bahadıroğlu çıkmıyor.” Adam sanki Allah’ın sır kâtibi, Kadir ve Yavuz’un mollası. Böylelerine “balık kafalı” diyebiliriz.

***

M. D. şunları söylüyor: “Milliyetçilik soğuk savaş ürünüdür.” “Biz ulus devletin ördüğü duvarı yıktık.” “Biz hâlâ inkılaplarla yüzleşemedik.” “Bu harf devrimi bize en ağır tahribatı yaptı.” Milliyetçilik fıtridir. Millî kimliğini kaybeden bir insan ve millet bunar. Duvarları yıkılan bina çöker; orada hürriyet, fikrî ve bedenî namus olmaz, çoğunluk Tahtalı Köyü’nün sakinleri gibi yaşar.

***

Y. K. D. şunları sallıyor: “Atatürk Anadolu milliyetçisidir.” “İsmet İnönü’nün her tarafı ifrattır.” Anadolu milliyetçiliği diye bir milliyetçilik yoktur. Atatürk Türk milliyetçisidir. Anadolu’yu Türk milliyetçiliği kurtardı. Anadolu işgaldeyken İsmet İnönü savaş cephesindeydi, küçük oğlu Mustafa’nın ölümünü aylar sonra öğrenebildi. İnsan bu kadar küçük kafalı, ön yargılı olmamalıdır.

***

Verdiğim bilgilerden şu sonuçlar çıkıyor:

1- Üniversitelerimizdeki hocalarımızın bir kısmı her fırsatta Atatürk ve millî kimlik düşmanlığı yapıyorlar, gençlerimizi zehirliyorlar, Osmanlıcılık yapıyorlar. Bunun baş nedeni medrese kültürü, dincilik ve soysuzlaşmadır. Bunun arka planında İngiliz ve Amerikan hesapları vardır.

2- Böyleleri 20 yıldır çoğalmaya, cüretlerini artırmaya başladılar; dolma tüfek gibiler, namlularına basılanı çıkarırlar.

3- Bir iki gence: “Hocalar bunları söylerken siz ne dediniz? İtiraz edenleriniz olmuyor mu?” diye sordum. “Olmuyor, çünkü herkes ders geçecek” yanıtını aldım.

4- Aklıma geldi soruyorum: Fakültelerdeki öğrenci velileri, evlatlarına: “Hocalar neler anlatıyor?” gibi sorular sorup, aldıkları cevapları ilgili hoca ve üniversite yönetimlerine niye aktarmıyor, direnç göstermiyorlar?

5- Ya fakültelerin diğer hocaları? Onlar niye arkadaşlarını uyarmıyor, devlet ve milletimizi savunmuyorlar? Bu sözüm, görevini yapan hocalarımıza değildir.

6- Fakülte ve YÖK’ün yöneticileri böylesi sözleri duymuyor, duyuyor ama ses çıkarmıyorlarsa, onlara: “Yazıklar olsun size” denir. İnsan makam ve parasının yanında biraz da millet ve devletinin geleceğini düşünür.

7- Bu profesörlerin ağızlarıyla işgalcilerin ağızları aynıdır. Bunların Mustafa Sabri, Dürrüzade Abdullah, Zeynelabidin gibilerden farkları yok. Bize böyleleri değil; işgal yıllarının Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi, Sivaslı Ali Kemali, Reşit Galip, Tıbbiyeli Hikmet gibi erdemli ve korkusuz hocalar, bürokratlar, öğrenciler lazım.

8- Osmanlı’yı medrese kültürü/kafası yıktı. Prof. unvanlı bu kişilerin medrese müderrislerinden farkları yok. Bu zihniyeti temizlemezsek ikinci Osmanlı oluruz.

9- Konyalı müderrislerin zırvalarını öğrenince Yunan Ordularının komutanı Trikopis aklıma geldi. Trikopis Türkiye’deki esaretten kurtulup Yunanistan’a döndükten sonra her 29 Ekim günü Türkiye’nin Atina Büyükelçiliği’ne gider, Mustafa Kemal’in fotoğrafı önünde saygı duruşunda bulunmuş. Bunun nedenini de “Atatürk’ün yüksek insani özellikleri, büyük devlet adamlığı” olarak açıklamış. Keşke bizim müderrisler Trikopis’in gerisinde kalmasalardı.

Atatürk’le derdiniz ne?

Mustafa Kemal Samsun’dan Havza’ya geçerken yollarda, arkadaşlarıyla birlikte: “Dağ başını duman almış, güneş ufuktan şimdi doğar” şarkısını söylemiş, bağımsızlık güneşinin üzerimize doğmasını sağlamıştı.

O dumanlar yine belirmeye, örneklerimizde görüldüğü üzere, üniversitelerimizin sınıflarına kadar girmeye başladı.

Bu dumanlar yine kalkacak, güneş yine doğacak. Yeter ki umut ve biraz çaba.

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!