Erol Sunat
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Öldü Denenin Hikayesi

Öldü Denenin Hikayesi

featured
0
Paylaş

Bu halk hikayesi, bir savaşta ağır yaralandığı için öldüğü sanılan ve bu yüzden “Öldü Denen” olarak anılan bir yiğidin dramatik yaşamını konu almaktadır. Hafızasını kaybeden genç adam, kendisini iyileştiren şifacı kızla evlenerek yeni bir hayat kursa da eski nişanlısının bir şehir beyiyle evlenmesi ve ardından gelen karşılaşmalar olayları karmaşık hale getirir. Sultanın himayesinde olan bu kahraman, zamanla gerçek kökenlerini öğrenir ve geçmişin duygusal yükü ile mevcut ailesine olan sadakati arasında büyük bir imtihan verir. Metin boyunca sadakat, kaderin cilveleri ve insanın kendi kimliğini arayışı masalsı bir dille işlenmektedir. Sonuç olarak kahraman, eski aşkının yarattığı tüm fırtınalara rağmen yuvasını ve Sultanına olan hizmetini seçerek onurlu bir yaşamı tercih eder.

 

Uzun uzun zaman önce memleketin birinin bir şehrinde birbirini çok seven iki genç varmış.

“Leyla ile Mecnun gibi” derlermiş bu sevgiye. Kızın ailesi kızlarını delikanlıya layık görmezler, her fırsatta bu iş olmasın, evliliğe kadar varmasın diye uğraşırlarmış.

Delikanlı çıkmış şehrin Beyine, anlatmış derdini. Bey, “Ben” demiş, “bir de kız tarafını dinleyeyim.” Ertesi gün kızı istetmiş huzuruna.

Kız gelmiş. Bey, kıza vurulmuş. Çağırmış kızın anasını babasını. Kızın anası Beyin konuşmasından meseleyi çözmüş.

“Beyim” demiş, “biz aile olarak kızımızı bu delikanlıya layık görmeyiz. Delikanlı iyi olsa da ailesi şehirde pek sevilmez.”

Kızımıza âşık olan genç Sultanın ordusunda, üç gün sonrasında savaşa gidecek. Bey, çağırmış delikanlıyı. “Yiğit” demiş, “duydum ki savaşa gidermişsin.”

“Araya gireyim sözlenin, için rahat git savaşa.” Yiğit, kızla sözlenmiş; atlamış atına, savaşa katılmış.

Sultanın etrafı sarıldığında kuşatmayı yarmak için arkadaşlarıyla kuşatmayı yarmış amma, savaş meydanında kalmış.

Sultan, “Beni o kurtardı” demiş, “ölüsünü geride koymayın.” Kara haber tez ulaşır derler.

Yiğidin savaş meydanında kaldığı haberi şehre geldiğinde kız günlerce ağlamış. Bey, kızın ailesinin evinden çıkmaz olmuş.

Altı ay kadar sonra, kıza talip olunca da düğün davulları çalınmış. Bey, kızla evlenmiş.

“Şehrin Beyi damadımız” diye, kızın ailesinin yürüyüşü bile değişmiş. Bey, bir konak da onlar için almış.

Kıza öyle iyi davranıyormuş ki aralara girenler, Beyin ona nasıl sevdalı olduğunu anlatanlar, sonunda kızı Beye yakınlaştırmışlar.

Ahali yiğidi “Öldü Denen” diye anmaya başlamış. “Bir Öldü Denen vardı, iyi bir delikanlıydı, herkesin elinden tutardı; bir kız sevdi, o da gitti ölümünden sonra Beye vardı” derlermiş.

Sultan, “Benim hayatımı kurtaran o yiğide ne diyorlar?” demiş. Adamları, “Öldü Denen, Sultanım” demişler. Sultan, “Öldü Denen’i bulun bana” demiş.

Onu tanıyan silah arkadaşları savaş meydanında ölüsünü bulamamışlar. Meydanın yaslandığı mağaraları dolaşırken ölmek üzere olan arkadaşlarını bulmuşlar; yanlarında hekim varmış, şifacılar varmış.

Ona bir ay kadar bakmışlar. Altı aydan fazla nasıl olup da ölmediğine kimse akıl sır erdirememiş.

Şifacılardan biri, Öldü Denen’e demiş: “Bizim bilmediğimiz bir şifacının eli değmiş. Bulsunlar diye de burada bırakmış” diye aralarında konuşmuşlar.

Kendine gelen Öldü Denen’i alıp Payitahta, Sultanın huzuruna götürmüşler. Öldü Denen, “Sultanım” demiş, “ben bazı şeyleri hatırlayamıyorum.”

“Mesela nereli olduğumu, nerede savaştığımı…” Sultan, “Sen” demiş, “kendini bana siper ettin. Kılıç ve mızrak darbeleri sana geldi.”

“Seni delik deşik ettiler, önüme attılar. Arkadaşların yetişti, beni kurtardı. Ben seni nasıl unuturum?”

“En güvendiklerim sağa sola kaçışırken sen benim için feda ettin kendini.”

“Sana öyle biri bakmış ki memleketimde benim bildiğim böyle bir şifacı da yok, hekim de. Elbet kendine geleceksin Öldü Denen.”

“Bak ne diyeceğim. Sen savaşa gelirken sözlüymüşsün. Kızın ailesi sen öldün diye kızlarını Beye vermişler. Hatırlayabildin mi?”

Öldü Denen, “Hatırlamıyorum Sultanım” demiş. Sultanın adamları savaş meydanının sırtını verdiği dağı karış karış aramışlar.

Dağın ardındaki küçük köyde şifacı diye anılan bir baba kız bulmuşlar. O ikisini alıp getirmişler Sultanın huzuruna.

Şifacı adam, “Sultanım” demiş, “Öldü Denen bu yiğidi kızım bulmuş. Köyden bazılarının yardımıyla bir mağaraya taşımışlar.”

“Sabaha çıkmaz diye ilk ben dedim. Kızımla elimden ne gelirse yaptık. Yaraları kapattık. Yaşaması mucize.”

“Benim rahmetli hanımım o dağların en tanınan şifacısıydı. İyi etmediği kimse yoktu. ‘Ölüme çare yok’ derdi.”

“Ölümden gayrısına da bir sebep vermiş bizi Yaratan” diyerek sıvardı kollarını. Ne biliyorsa kızıma da öğretti.

“Öldü Denen’i iyi eden otlar, merhemler, şuruplar kızımdan. Ben yaşamaz dedikçe kızım ‘Yaşayacak’ dedi. ‘Üzülürsün’ dedim.”

Direndi, diretti; ölü gibi yatan, parmağını belli belirsiz kıpırdatan Öldü Denen, altı yedi ay sonra gözlerini açtı. Kafasının ardına aldığı kılıç darbesi sonrasında da hafıza kaybı yaşadığını gördük.

“Hafıza kaybı için de kızım çok şeyler yaptı, olmadı. Birilerinin onu bulacağını umuyorduk. Nitekim öyle oldu. Onu bulmaya gelmeselerdi…”

“…ben ve kızım onu ayağa kaldırırdık. Biraz geç olurdu amma olurdu.”

Sultan, “Şifacı” demiş, “sen bundan böyle benim yanımdasın, kızın da öyle.”

“Madem Öldü Denen’e bu kadar iyi baktı bu kız, çağır bakayım kızını.”

Kız gelince Sultan, “Kızım” demiş, “Öldü Denen benim hayatımı kurtaran bir yiğit, ona can borcum var.”

“Kabul edersen seni onunla evlendirmek isterim. Öldü Denen’in almış olduğu yaraların içinde gönül yarası da var.”

“Hafızası bazı şeyleri silse de bakarsın gün gelir hatırlayabilir. Ne dersin?”

Kız, “Babam da evet derse kabul” demiş, “lakin Öldü Denen ne diyecek?” Çağırmışlar Öldü Denen’i.

Öldü Denen, “Sultanım, sen nasıl münasip gördüysen” deyince, Sultan Öldü Denen ile şifacı kızı evlendirmiş.

Şifacı kız, nasıl kurtardığına kendi bile inanamadığı Öldü Denen’e, “Sen” diyormuş, “ölümün kapısından döndün geldin.”

“Bu hayat sana bahşedilmiş ikinci bir hayat gibi. Seninle evlendiğime inanamıyorum, rüya gibi.”

Sultan, altı ay kadar sonra Öldü Denen’in şehrinin Beyiyle karısını davet etmiş Payitahta.

Öldü Denen ve eski sözlüsü Sultanın huzurunda karşı karşıya gelmişler.

Bey hatunu, Beyin koluna tutunmuş, “Yaşıyor amma” demiş, “ne seni ne de beni hatırlayamadı” demiş.

Öldü Denen’in karısı ile Bey hatunu yalnız kaldıklarında, Bey hatunu, “Öldü Denen’i” demiş, “sen hayata döndürmüşsün.”

Karısı, “Öldürmeyen Allah, birini yaşatacaksa ona çeşitli sebep verir. Bakanı da bulur, şifacıyı da gönderir, ne lazımsa onu da” demiş.

Bey hatunu, “Hiçbir şey hatırlamıyor mu?” demiş, “Beni de mi?” Karısı, “Hatırlasa sen de bilirdin, ben de” demiş.

“Bak, Bey hatunu olmuşsun, oğlun da varmış; al Beyini, git artık.” Bey hatunu, gözleri nemli, çıkıp gitmiş.

Bey ise, “Hatırlamaması çok daha iyi” diyormuş, “Hem evlenmiş de. Şehirde öyle bir ailesi ve akrabaları var ki ‘Öldü’ dediler, yalandan üç gün ağladılar, ardını arkasını aramadılar.”

“Ölüsünü alıp şehir mezarlığına gömelim bile demediler.” Bey, karısına, “Bu” demiş, “Öldü Denen’in hafızasını yerine getirme adına mıydı, bilemedim.”

“Ya hafızası yerine gelseydi?” Bey hatunu, “Beyim” demiş, “benim Öldü Denen ile olan geçmişimi siz de biliyorsunuz, şehir de. Ben o defteri kapattım.”

“Beyimsin, oğlumun babasısın. Başkaca bir şey aklına getirmeni istemem. Lakin anlayamadığım, Öldü Denen’e ‘Öldü’ dediklerinde ailesi neden sahip çıkmadı?”

Bey ve hatunu ertesi gün Payitahttan ayrılmışlar. Öldü Denen’in karısı babasına, “Babam” demiş, “Bey hatunu Öldü Denen’i eskisinden daha fazla seviyor.”

Aradan birkaç sene daha geçmiş. Öldü Denen’in şifacı kızdan bir oğlu olmuş, Bey hatununun da bir oğlu daha.

Öldü Denen, Sultanın yanında onu koruyanların başında, Sultan nereye gitse o da yanındaymış.

Şifacı kız, Payitahtın en büyük şifahanesinde memleketin her tarafından gelen hastaların derdine derman oluyormuş.

Memleketin sınırında büyük bir isyan çıkmış. Sultan isyanı bastırırken, tuzaklarla ve pusularla dolu bir geçide girmiş.

Öldü Denen, Sultana bir şey olmasın diye çarpışırken başına öyle ağır bir darbe almış ki öldü diye Payitahta, şifahaneye getirmişler.

Aylarca kendine gelememiş. Gözlerini açtığında ise ilk sorusu “Ben neredeyim?” olmuş.

Şehrini sormuş, sözlüsünü sormuş. Demişler ki: “Seni iyi eden bu şifacı senin karın. Bir de oğlunuz var.”

“Sözlüm dediğin kız, o şehrin Beyinin hatunu. İki de oğulları var.”

“Öldü Denen” demişler, “sen her seferinde nerelere gidip geliyorsun böyle? Her döndüğünde bir başka adamsın.”

“Maazallah bir daha şifahaneye yatsan kim bilir neler soracaksın? Olan biten bu.”

“Ne yapacaksın şehrine varıp; Beye ‘Ver benim sözlümü’ falan mı diyeceksin?”

“Payitahttaki şifacı karın ne olacak, oğluna ne cevap vereceksin?” Öldü Denen binmiş atına, vurmuş yollara, çıkmış dağlara taşlara; sonunda varmış bir hayli uzak bir diyara.

Bir göl kıyısında eski bir evin bir gece çalmış kapısını. İçeride yaşlı bir kadın varmış.

Kadın, “Gel bakalım Öldü Denen” demiş, “nicedir seni beklerdim. Olanlar kolay değil, senin yazgın da böyle.”

“Sen o şehre, ana baba bildiğin hanenin kapısına bırakılmış bir çocuksun. Aldılar, büyüttüler seni.”

“Seni bırakanlar sürekli altın akçe verdiler ailene. Aile açgözlüydü, çevreleri de. Gözleri doymadı bir türlü sevgisizlerin.”

“Sözlü olduğun kızın ailesi kızlarını ya şehrin en zenginine ya da şehrin Beyine vermek istiyordu. Bir şekilde seni ortadan kaldıracaklardı.”

“Savaşta ‘Öldü’ haberin gelince herkes rahatladı. Ne yapacaksın, sözlünü mü geri alacaksın, karına ve oğluna geri mi döneceksin?”

“Senin meselen aşk meşk meselesi mi, yoksa Sultana ve memleketine hizmet mi? Önce onu de bana.”

Öldü Denen, “Anam” demiş, “kimdir benim gerçek anam babam, hısımım akrabam?”

Yaşlı kadın, “Bunların cevabı Sultan’da” demiş, “yalnız bu yaşlı kadına bir söz ver, karına ve oğluna döneceğine dair.”

Öldü Denen iki ay kadar sonra Payitahta gelmiş, çalmış konağının kapısını. Karısı ve oğlu bayram etmişler.

Sultan, “Öldü Denen” demiş, “sen bana o yaşlı kadının emanetisin. Sultan babam seni o aileye verdiğinde ben çocuktum.”

“Senin neden iyi bir savaşçı olarak yetişmeni istedi, şimdi daha iyi anlıyorum.”

“Bana ‘Onu yanına al, yanında tut, başka bir şey de sorma’ dedi. Ben de seni aldım yanıma.”

“Hısım akraban benim, ailen de…” Birkaç gün sonra bir haber gelmiş: “Şehrin Beyi bilinmeyen bir hastalıktan öldü” demişler.

Öldü Denen atlamış atına, varmış şehre. Taziye denmiş amma, bir yel esmiş, küller savrulmuş, közler çıkmış ortaya.

Öldü Denen’in de Bey hatununun da depreşmeye yüz tutmuş o eski aşkları. Şehre ertesi gün o uzak diyardaki kadın çıkagelmiş.

Öldü Denen’in kaldığı hana inmiş, çalmış kapısını. Öldü Denen, “Buyur anam” demiş, “hoş gelmişsin.” Yaşlı kadın, “Hoş gelmedim” demiş.

“Bey hatunundan sana eş olmaz, şifacı kızın ahı mı tutsun istersin? Hemen bin atına, dön şifacı kızla oğlunun yanına.”

“Bey hatununun niyeti niyet değil. Yuvan dağılacak evlat, hayatın tarumar olacak; bağrına taş bas, var yoluna git, bir daha da bu şehre geri dönme.”

Anlatırlar ki; Öldü Denen verdiği sözde durmuş, dönmüş karısı ve oğlunun yanına.

Bey hatunu Payitahta gitmiş, her ne yaptıysa Öldü Denen ile görüşememiş. Sultana çıkmış, olmamış.

Şehir çalkalanmış, Payitaht çalkalanmış; “Bey hatunu eski sözlüsünü geri almaya geldi” demişler. “Aşk işte böyle bir şey” demişler.

“Şifacı kız Öldü Denen’den vazgeçmez” demişler. Payitaht aylarca bu söylentilerle çalkalanmış.

Bey hatunu amacına ulaşamayınca, “Öldü Denen benim için tamamen öldü” demiş. Çıkmış gitmiş Payitahttan.

Ahaliden, “Öldü Denen eski sözlüsünün karşısına hiç çıkmadı” diyenler olmuş, “ağlayıp ayrıldılar” diyen olmuş, “Bey hatunu şifacı kızla görüştü, tartıştılar, Bey hatunu şehri ondan terk etti” demişler.

Demişler de demişler. Bir sene sonra, Bey hatunu kendine talip olan bir Beyle evlenmiş, bir başka şehre gitmiş.

Öldü Denen, Sultanın Beylerinden biri olmuş; Sultanın yanında, elinde kılıcıyla ölünceye kadar savaşmış.

Geriye de buruk bir aşk hikâyesi olan Öldü Denen’in hikâyesi kalmış.

Şehir şehre, Öldü Denen Öldü Denen’e, sözlü sözlüye, Bey Beye, açgözlü açgözlüye, ana anaya, baba babaya, yaşlı kadın yaşlı kadına, Sultan Sultana, şifacı şifacıya, şifacı kız şifacı kıza, Bey hatunu Bey hatununa, han hana, hancı hancıya, konak konağa, hekim hekime, ahali ahaliye benzer.

Bir kıssadır anlatılan; “Her kıssadan bir hisse alına” denmiştir. Bu hikâyede anlatılanlarla bir benzerlik var ise tamamen tesadüften ibarettir.

Ne kimse gönül koya ne de alınganlık göstere…

Sürçülisan eylediysek affola…

Bir dahaki sefere daha güzel bir hikâye anlatırız inşallah…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!