Müyesser Yıldız
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. “Hulusi Akar Tutuklanmadı Çünkü…”

“Hulusi Akar Tutuklanmadı Çünkü…”

featured
0
Paylaş

Bu köşe yazısı, 15 Temmuz darbe girişimine yönelik yürütülen Genelkurmay Çatı Davası’nın son duruşmalarında sanıkların yaptığı çarpıcı savunmaları ve iddiaları konu almaktadır. Yargılanan eski askerler, davanın siyasi bir nitelik taşıdığını savunurken, dönemin Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve diğer üst düzey komutanların süreçteki rollerinin örtbas edildiğini ileri sürmektedirler. Sanıklar, yaşananların küresel güçler tarafından kurgulanan bir tuzak veya tiyatro olduğunu iddia ederek, hukuk sisteminin siyasallaştığına dair eleştiriler getirmektedirler. Özellikle düşük rütbeli personelin mağdur edildiği vurgulanırken, bazı sanıklar delillerin karartıldığını ve mahkeme heyetinin taraflı davrandığını savunmaktadır. Kaynak, davanın karar aşamasına yaklaşırken sanık kürsüsünden dile getirilen bu sert muhalefeti ve yargılama sürecindeki gerginlikleri detaylandırmaktadır. Metin genel olarak, sanıkların kendilerini savunurken mevcut askeri ve siyasi liderliğe yönelttikleri ağır suçlamaları özetlemektedir.

 

15 Temmuz darbe girişimi sırasında yayınlanan sözde sıkıyönetim bildirisinin altında ismi bulunan eski tuğgeneral Mehmet Partigöç, kimsenin kendisine o gün Zekai Aksakallı, bir önceki ve şimdiki Genelkurmay Başkanı ile ne konuştuğunu sormadığına dikkat çekerek, “Sorsalar muhtemelen Genelkurmay Başkanı yapmazlar veya öncekini bir senede görevden almazlardı.” dedi.

Yargıtay’ın kısmi bozma kararından sonra yeniden görülen ve sona gelen Genelkurmay Çatı Davası’nın bugünkü celsesinde sanıkların son sözlerinin alınmasına devam edildi.

Dönemin Çiğli Üs Komutanı eski tümgeneral Kubilay Selçuk, iktidar ve muhalefetin aynı olduğunu öne sürerken, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i şöyle eleştirdi:

“Adalet Bakanı Akın Gürlek’in Erdoğan’la kriptolu telefonla görüşüp bunu kayda aldığını söyledi. Bunu 17/25 Aralık sürecine benzetip Erdoğan’a yeni bir mağduriyet yaratacağı yerde, ‘Aranızda ne konuşuyorsunuz ki, kayıt alınıyor?’ diye sorması gerekmez miydi?”

Kubilay Selçuk’un son söz olarak Büyük Ortadoğu Projesi’nden söz etmesi ve 15 Temmuz için, “Küresel siyonist diaspora ve İngiltere’nin eseridir. Bir grup Balyoz-Ergenekoncu, 28 Şubatçı ve ulusalcı bir kesimin fitneciliği üzerine inşa edilmiş bir tuzaktır. Ben devletin ta kendisiyim. Bana paralel diyenler de paralelin ta kendisidir.” demesine Mahkeme Başkanı, “Yeterli, son sözünü almış olduk. Son sözün olması gerektiği gibi olmasını istiyorum. Yoksa ayrıl kürsüden. Gün boyu gerginlik yaşamak istemiyorum.” sözleriyle tepki gösterdi. Selçuk da, “Anlattıklarım, son hücresine kadar bu tuzağın özetidir. Beni rezil ve mağdur edenlere karşı buna layık değilim. Haykıramayacak mıyım?” karşılığını verdi. Selçuk, Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in, “FETÖ”cülerin de af kapsamına alınmasına yönelik çağrısını ise, “Adam ‘600 bin insanı çöpe atamayız’ diyor. Sen kimsin? Ben çöpte mi yaşıyorum?” diye eleştirdi.

TEĞMENDEN MEHMET ALİ ÇELEBİ’YE GÖNDERME

Özel Kuvvetler Komutanlığı personeli eski teğmen Hamza Er, 40 yıl teröristbaşı denilen kişinin bir günde “kurucu önder”, 40 yıl “hocaefendi” denilip el pençe divan durulan kişinin de bir günde teröristbaşı ilan edildiğini hatırlatırken şöyle konuştu:

“Biz de bir günde girdik, bir günde çıkarız. Benden hain, terörist çıkmaz. Atalarım, dedelerim bu vatan için can verdi. Bu kumpası kuranlar gibi vatansız, ne idüğü belirsiz değilim.”

Eski teğmen Hasan Sevimli de kendisini bir milletvekilinin ziyaret ettiğini ve durumlarından haberdar olmadığını söyleyip, “Bu da onun ayıbıdır. Bizler medyada hiç haber olmadık.”

dedi. Sevimli, Ergenekon yargılamaları sırasında teğmen Mehmet Ali Çelebi’nin komutanları için, “Onlar yaşlı, onları bırakın, ben yatayım.” dediğini belirterek şunları kaydetti:

“10 yıl önce olsa ben de böyle düşünürdüm. Ama şimdi, burada genç, bekar arkadaşlar var, onları bırakın diyorum.”

Eski teğmen İlyas Akkar ise Genelkurmay Başkanlığı’na gitmediği halde gitmiş gibi ceza verildiğini ve bunun çaresizliğini her zerresine kadar hissettiğini anlatırken, “Ben bu devletin 3203 nolu ÖKK’cısıyım. Herhangi bir iktidarın, partinin, cemaatin özel kuvvetçisi değilim.” dedi.

 

“ÖLDÜRDÜĞÜMÜZ İDDİA EDİLENLERİN AİLELERİ NEREDE?”

Sözde darbe bildirisinin altında ismi olan eski tuğgeneral Mehmet Partigöç, “Bugüne kadar hiçbir talebimiz kabul edilmedi. Canınız sağ olsun.” dedikten sonra şunları söyledi:

“Siyasi bir davada yargılanıyorum. Siyasi dava; çünkü iddianamemiz siyasetin aparatı olan, eşini el öpmeye götüren bir savcı tarafından hazırlandı. Kitaptan konsey çıkaran ve ikbal beklentisi olan heyetçe yargılandık. Savunmamı kimse dinlemedi. Dinleseydi; bir emekli generalin evinde bir Özbek kadın şaibeli şekilde ölü bulundu, bunun işaretlerini vermiştim. Duruşma salonunda yanımda oturanlarla ne konuştuğum soruldu da; kimse bana o gün Zekai Aksakallı, Selçuk Bayraktaroğlu veya önceki Genelkurmay Başkanı ile ne konuştuğumu sormadı. Sorsalar, muhtemelen Genelkurmay Başkanı yapmazlar veya ötekini 1 senede görevden almazlardı. Kararınızı verirken, siyasi etkilerden uzak kalmanızı istiyorum. Üç Aliler divanından beri yargı siyasetin aparatı olmuştur. Ülkemizde siyaset öyle bir kurum ki, dün kürsüden ip attığı adamı ‘önder’, ‘çözüm makamı’ olarak tanımlayabilir. Veya Meclis, dün dokunulmazlığını kaldırıp yargılattığı ve hapis yatırdığını birinci ölüm yıl dönümünde kahraman olarak anabilir. ‘Bu partiyi kapatmazsanız AYM’yi kapatın’ diyen, o partiyi çözümün parçası görebilir.

Dün, ‘Amedspor yoktur’ derken, bugün kutlar. Ayrıca vereceğiniz karardan kimseyi nemalandırmayın, ‘Ben FETÖ’yle mücadele ettim, silahları da devletten aldım’ diyen mafya babası veya CHP’yle ilgili casusluk davasında Hüseyin Gün’ün FETÖ’yle mücadele için devlet tarafından görevlendirildiğinin söylenmesi gibi.

Lütfen bu tür insanların suçlarını bizim üzerimizden aklayacak bir karar vermeyin. Bazı insanların öldürüldüğümüz iddia ediliyor.

Peki bu insanların aileleri, avukatları nerede? Böyle bir dava yok. Özetle, siyasi bir davanın sanıklarıyız.

Sizden de adil, hukuki karar bekleyen yok. Başınızı belaya sokmayın. Ha 138, ha 141 müebbet olmuş, ne olur?

O yüzden kendinizi sıkıntıya sokmayın.”

Sanıklardan eski kurmay yarbay Mehmet Şahin, 15 Temmuz’un Erdoğan, Aleksandr Dugin, Hulusi Akar ve Hakan Fidan tarafından kurgulanan bir kumpas olduğunu öne sürerken, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı eski komutanı Muhsin Kutsi Barış şöyle konuştu:

“15 Temmuz stratejik seviyede kumpas, tuzak, tiyatrodur. 15 Temmuz aydınlatıldığında, sadece Türkiye’de değil, dünyada bir kırılma yaşandığı anlaşılacaktır. Birinci ve ikinci sicil amirlerim Hulusi Akar ve Yaşar Güler’in ihanetine uğradım. Beni muhafız alay komutanlığına atayanlar tarafından terörist, FETÖ’cü, hain ilan edildim.”

 

BAŞKAN: “KİMSEDEN KORKUMUZ YOK”

Eski teğmen Mustafa Temir ve eski kurmay binbaşı Mutlu Burak Uyar’ın son sözleri sırasında gerginlik yaşandı.

Mustafa Temir, Mahkeme Başkanı’nın sık sık müdahalede bulunması üzerine, “Yükselmek istemiyorum.” deyince Başkan, “Tehdit mi ediyorsun?” tepkisini gösterdi.

Temir, siyasilere yönelik sözleri kesilince de, “Siyasiler beni gömdüler ya. 15 Temmuz’un başında kimin olduğu biliniyor ve sonu hüsrandır.” diye konuştu.

Eski kurmay binbaşı Mutlu Burak Uyar da mahkemenin müştekileri çağırma kararı aldığı halde çağırmadığını belirterek, “Gelir, yalan yanlış şeyler söylerler diye mi korktunuz?” deyince Mahkeme Başkanı şöyle tepki gösterdi:

“Gelen geldi, gelmeyenin peşinden gidemeyiz. Korku sözlerini kabul etmiyorum. Kimseden korkumuz yok.

 

KOMUTANLARIN KURTARDIĞI ÜSTEĞMEN

Döneminin Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın başdanışmanı eski kurmay albay Orhan Yıkılkan, esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmasını yaptığında gündeme getirdiği iddiayı hatırlatarak şunları söyledi:

“Mahkeme Başkanı ve Cumhurbaşkanlığı avukatı Süleyman Ayhan’ın bir AVM’de görüştüğünü iddia ettim. Hoş olmasa da maksadımı anlatmak istedim. Böyle bir görüşme yapmadınız, yapamazdınız da. Zaten verdiğim tarih, hepimizin burada olduğu bir zamandı. Bu iftirama hemen tepki gösterdiniz ve ben devam ettiremedim. Ama ben de bana iftira atıldığını ispatladığım halde savcılar, mahkemeler bunları devam ettiriyor. İddianamede daha sonra vefat eden Hasan Yücel’in tanık olarak ifadesi vardı ve bir kişi, Fahri Kafkas hariç burada adı geçen herkes tutuklandı. Fahri Kafkas’ın beraat gerekçeleri buradaki en az 120 sanık için geçerliydi; olumlu, doğru bir örnekti. Bu kararın onlara da uygulanmasını istemiştim. Tanık Hasan Yücel vefat ettiği için savcı ifadesini okuduktan sonra Fahri Kafkas’a, ‘Sana hangi isimleri söylemişti?’ diye sordu. Fahri Kafkas, kendi ismini çıkarıp benim adımı koydu. Ben zaten bir üsteğmenin cezalandırılmasını doğru bulmuyordum; ama ister Yaşar Güler ister Hulusi Akar vasıtasıyla olsun, bu Fahri Kafkas için bulunmuş bir kurtuluş yoluydu.

Dünyanın hiçbir yerinde emir altındakilerin cezalandırıldığı, bu kadar insanın hoyratça harcandığı bir darbe davası yoktur.”

 

HULUSİ AKAR’IN KAPATTIĞI HAVA SAHASI

15 Temmuz’da Genelkurmay Harekât Merkezi’nde görevli olan eski kurmay albay Osman Kardal, 10 yıldır “15 Temmuz nedir, bu nasıl darbedir?”

diye düşündüğünü belirterek şu iddialarda bulundu:

“15 Temmuz tuzak, kontrollü bir darbedir. Genelkurmay Başkanı, bir albayı arayıp hava sahasının kapanması talimatı veriyor, ama her yeri kapattırmıyor. Sadece Cumhurbaşkanının alınacağı sahayı kapatıyor, ama Ankara’yı kapatmıyor.”

Sanıklardan Osman Kılıç, toptan askerlerin üzerine atmak için 15 Temmuz’daki maktul ve yaralıların faillerinin kasıtlı olarak meçhul bırakıldığını öne sürdü.

Özcan Karacan da “Gizli tanık kod Abdullah’ın tüm söyledikleri doğru kabul edilirken, Hulusi Akar için ‘FETÖ’cüdür’ deyip durduğu halde bunu kabul etmemek nedir?”

diye sordu.

 

“BANA NE DEVLET BAHÇELİ’DEN”

ÖKK personeli eski üsteğmen Uğur Bostan da hiçbir darbede alt rütbeliler yargılanmazken 15 Temmuz davalarında teğmen, üsteğmen ve başçavuşların yargılanmasına şöyle tepki gösterdi:

“Ben de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Hırsıza, uğursuza, PKK’lıya hukuk nasıl uygulanıyorsa bize de uygulansın. Merhamet istemiyorum; hakkımı, hukukumu istiyorum… Eski başkan Oğuz Dik İstiklal Mahkemelerine rahmet okuttu, 3 bin idam var. Yüzbaşı ve altındakilerin darbeye iştirak etmesinin imkân ve ihtimali yok. Artık gençlerin hakkını, hukukunu verin. Bir başçavuş olmasa darbe yapılamayacak mıydı?.. Abdullah Öcalan’ın hakkını hukukunu savunan Bahçeli, Feti Yıldız bu insanların hakkını, hukukunu niye savunmaz? PKK’ya gösterilen merhamet bu askerlere çok mu Süleyman Bey?”

Uğur Bostan’ın, bu son sözleri Cumhurbaşkanlığı avukatı Süleyman Ayhan’a bakarak söylemesine Mahkeme Başkanı, “Bana dönerek konuş. Bana ne Devlet Bahçeli’den” diye tepki gösterdi.

 

“HULUSİ AKAR TUTUKLANSA”

Hem Kara Kuvvetleri Komutanlığı hem de Genelkurmay Başkanlığı döneminde Hulusi Akar’la çalışan eski özel kalem müdürü Ramazan Gözel ise şu dikkat çekici iddiayı dillendirdi:

“Darbeye katılmamış olsa bile Hulusi Akar’ın sorumluluğunun olması gerekirdi. Niye burada, hapiste değil? Çünkü tutuklansa, bu FETÖ darbesi olmazdı. Görevdeyken biz hiçbir şeyi cevapsız bırakmazdık. 10 yıldır bir yığın şey söylendi, çıkıp ‘yalan’ demedi.”

Tutuklu sanıkların son sözlerinin bitmesinden sonra tutuksuz sanıkları dinlemek ve kararı açıklamak üzere duruşma 10 Temmuz’a ertelendi.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!