Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu

Dem

featured
0
Paylaş

Bu köşe yazısı, Lütfü Şahsuvaroğlu’nun kaleminden çıkan ve çay ile “dem” kavramı etrafında şekillenen derin bir anlatıyı sunmaktadır. Yazar, Mamak Cezaevi günlerindeki hapis hayatından Ahmet Rasim’in edebî mektuplarına kadar uzanan geniş bir yelpazede çayın simgesel değerini ele alır. Çay; bir içecek olmanın ötesinde özgürlük, maneviyat, dostluk ve hayatın sürekliliği gibi kavramlarla ilişkilendirilerek şiirsel bir dille tasvir edilir. Farklı vezinlerde kaleme alınan şiirler, çayın Rize’deki kökenlerinden Saraybosna’daki savaş hatıralarına kadar taşıdığı toplumsal ve duygusal yükü gözler önüne serer. Toplamda bu kaynak, dem kelimesinin temsil ettiği o eşsiz anın hem edebiyattaki hem de insan ruhundaki kalıcı izlerini derlemektedir.

 

Biz Mamaklılar (12 Eylül darbesi ile içeri atılanlar) için çay ve dem bahsi önemlidir. Önemli olmaz olur mu?

Her havalandırma, yani idarenin (yani Albay Raci Tetik’in) işkence gibi hava lütfundan sonra 15, 35 ya da 70’lik çay demliklerinin koğuşa alınması her şeye rağmen hayatın sürdüğünün işareti, geleceğe dair ümitvar olmamızın bahanesiydi.

Hele hele naylon ya da sonradan bahşedilen melamin bardaklarla içilen çaya mahkûm olan tutukluların içerden çıktıktan sonra elbette özgürlüğün yansıması olarak tadacakları ilk şeyin cam bardaktan çay içmek olduğunu bizim kuşak için söylemeye ne hacet?…

 

Çay ile dem arasında müthiş bir korelasyon katsayısı vardır. Vardır ki, birdir.

Bir, yani tastamam… Böylece bir (1), hepsinden yani diğer tüm rakamlardan büyük olur kendileyince…

Dem hecesi tek başına kudretli bir kelimedir.

Dem, edebiyatımızda vazgeçilmez bir yere sahiptir. Vazgeçilmez ve devredilmez.

Şarap bahsinde geçse de çoğunlukla, asıl çay mevzuunda mihverdir dem.

Tasavvufta ve halk edebiyatında da dem ruh bakımından, maneviyat zenginliği bakımından bir yüce makamdır.

İlahi sevgiliye, kutsala olan aşkın dem tutması…

“Dem bu demdir!” dendi mi artık Allah ile vuslat tecelli etmiştir.

Sûfinin o ânı tarif edilmez bir kalp huzurudur.

Hem nefestir hem vakit, hem andır, hem ebedilik…

Farsçası bizim edebiyatçıların daha çok ilgisini çektiği için dem nefes ve vakit ötesinde Arapçadaki gibi kan olarak belki de en müşahhas hâliyle çay için kullanılır.

Tavşan kanı çay…

Demini bulmuş çay…

Kan ile dem ne alâka…

Ya “dem sürmek” ne öyle? Hani öyle bir ân idi ki tarifi mümkün değildi.

Pekâlâ o zaman uzun vadeli bir ömür nasıl olur da dem ile açıklanabilir?

Bütün ömrünü hoş vakit geçirmek… huzurlu bir hayat sürmek…

Bir de vurmak fiili ile kullanıldığı hâlleri var ‘dem’in…

Dem vurmak. O bahsi açmak..

Aşktan dem vurmak…

Davadan dem vurmak…

Hacda ‘demurmak’ başka bir şey… Suçunun hafiflemesi için kan akıtmak, kurban kesmek…

 

ŞEHİR MEKTUPLARI’NDA ‘DEM’

Ahmet Rasim Şehir Mektupları’nın 20’cisini çaya ayırır. Bu mektuplarının çoğunu bir Ramazan münasebetiyle yazmıştır merhum.

Yine öyle bir Ramazan mahmurluğundadır ve her Ramazan’ın birinci günü ellerin titrediğinden, başların gerdan üzerinde raks ettiğinden dem vurur.

Hele hele on bire doğru göğüslerin ‘derece-i inbisâtına’ göre ağızlar dolusu esnemelerin haddi hesabı yoktur.

“Ramazan olur ba’de’l-iftar Hacı Reşid-i bî-nevâya başvurulmaz olur mu? Dün akşam yine musahabet-i sükkerîni ile demsâz olduk. Yine o halde, o tatlılıkta, o kıyafet, o tavırda. Şair olduğu cihetle ortada dönüp dolaşan ‘Dekadanizm’ gürültülerine de âgâh. Hatta hakk-ı şairânesinde tâ Bağdat’tan yollanan bir gazeli vererek şuara-yı mumâileyhin nazar-ı takdirlerine arzetmekliğimi niyaz eyledi. Berâ-yı hâtır yazıyorum:

Çayınız rengindir la’l-i leb-i dilber kadar

Sohbet-i ihvânınız şîrindir sükker kadar

Gerçi ben mehcûruyum hoştur yine dükkânınız

Menbâ-ı Ab-ı Bekâ vü Çeşme-i Kevser kadar

Müctemi’dir bezminizde dâimâ ehl-i hüner

Gerçi olsam ben görünmem zerre-i kemter kadar

Nâme göndermişsiniz hakkımda lûtf etmişsiniz

Şükrü hamd ettim o lûtfa karşı dünyâlar kadar

Emriniz üzere bu beş beyti size takdîm ile

Arz-ı ihlâs eylerim yâr-ı vefâ-perver kadar

Zannederim ki şirin edalı şair Kebabçı-zade Nidâ Bey Efendi kardeşimizin bu gazeli tanzir ederek bizleri sevindirir.”*

  1. mektupta da geçer çay…

Oruç ayı girmiştir ve esasa gelinmelidir.

Ahmet Rasim bu mektubu kaleme aldığında şair Sabit çoktan ebediyete uğurlanmıştır.

Öyle olmasaydı berceste beyitinde İstanbul şehrinde zembil modasının geçmiş olduğunu idrak edecekti.

Elde işkembe fener, arkada zenbil-i sahur

Gece faslında şikem-harelerindir meydan

(Gece faslında oyun meydanı elinde işkembe biçimi muşamba fener ve sırtında sahur sepetiyle dolaşan midesine düşkün kişilerindir)

Yevm-i şekk niyetine şi’re sıkarken yaran

Sıkboğaz etti gelip sahne-i şehr-i ramazan

(Dostlar belki şüpheli gündür diyerek üzüm suyu sıkarken içme hazırlığı yaparken ramazan ayı görevlisi gelip onları sık boğaz etti içki âleminden alıkoydu.)

Ramazan günü vakit geçirmek gerek.

Ahmet Rasim o bahaneyle devrin birçok dükkânının ismini verir.

Bir tanesi de Hacı Reşid-i Bi-neva’nın dükkânıdır. Dükkânda şu mısra asılıdır:

“Çay-ı ma hoş-güvar ü şirin est”

(Çayımız lezzetli ve tatlıdır.)

Bu arada Haliç Dersaadet vapurlarında yolsuzluk olduğuna dair İkdam’ın bir şaka yazısına değinir. Yolsuzluk olunca çayın demi kaçar.

Düşünsenize vapurda bir çay içeceksiniz, boğazın en güzel keyfi kaçmaz mı?

Çayda yolsuzluk yapmak çeşme suyunu damacanaya koyup satmak gibi bir alçaklık değil midir?

 

Bence ‘dem’

Bir zaman çaycılar benden çaya dair şiir istemişlerdi, muhtemelen iyi çay içtiğimden;

Ben de onlara her vezinden çay şiirleri yazıp göndermiştim.

İşte o şiirler:

 

Üç vezinde çayın hikâyesi

Aruz, hece ve serbest vezinde üç şiire bir dibace yazılacaksa o da rubai tarzında olmalıdır:

DİBÂCE

Müstehaktır tutsa her gün sayfasın Maarif’in*

İhtiyaç bahsinde târif pek lüzumsuz ârifin

Öyle bir sevdâ ki çay, hem tende can, hem kanda can

Âşığın bir dinle gönlünden çayın dem târifin

_ v _ _ / _ v _ _ / _ v _ _ / _ v _

*Saatli Maarif Takvimi’ne gönderme

DEM BU DEMDİR

Al çizgisi, ak çizgisi bardakaltının, nazlı

Bir sözlü hayat anlatıyor, efkârım dinmez ki

Yaldızlı zamanlar deminin bardağı yaldızlı

Çay varsa henüz son sözümüz bitti de denmez ki

Efkârım nasıl dinsin bu saatler coşuyor gönlüm

Çay geldiği ân kendi kendinden taşıyor gönlüm

Ey dost, özgürlük bahsini el’an açıyor gönlüm

Çay varsa henüz son sözümüz bitti de denmez ki

Sâzendeye iş kalmaya dilrûn ola tan aşkla

Gel çay içelim meşk edelim câm ola can aşkla

Rûh-i derûnum etse ihâta asuman aşkla

Çay varsa henüz son sözümüz bitti de denmez ki

Gönlüm yine geçmişteki hüsranları andın a

Öz derdine hâşâ, vatanın derdine yandın a

Ya Şahsuvar çay vaktini mahpus geçirmiştin a

Çay varsa henüz son sözümüz bitti de denmez ki

Özgürlüğü temsil ediyor çay dem alışlarda

Kimdir bize dost, söyle o her yolda kalışlarda

Rehber sana Lütfî, yine efkâra dalışlarda

Çay varsa henüz son sözümüz bitti de denmez ki

_ _ v v / _ _ v v / _ _ v v / _ v _

(_ _ _)

 

ÇAY İSTERİM

Huzur bulup uzandığım şu çardak

Yordu beni hayat denen gösterim

İnce belli kristalden bir bardak

Çaysadım acilen bir çay isterim

Ancak o gösterir tavşan kanını

Cihana yaydırır çayın şanını

İmrendirir hatta hanlar hanını

Çaysadım acilen bir çay isterim

O damakta gezinen rayihası

Güzellerin alın teri mirası

Hürmet kılsın yeryüzü şuarası

Çaysadım acilen bir çay isterim

Her yerin çayı kendince güzel

Hind mi, Çin mi; Seylan, Gürcistan, Nepal

Fakat çay Rize’de bambaşka bir hâl

Çaysadım acilen bir çay isterim

Ruhuna bin dua Zihni Derin’in

Toplayıp hem de demle demleyenin

Eline yaraşır taze gelinin

Çaysadım acilen bir çay isterim

Bir sevgili buldu çay bahçeleri

Gün günden yayıldı çay bahçeleri

Rize’ye ad kıldı çay bahçeleri

Çaysadım acilen bir çay isterim

Tomurcuklar dağların saçlarında

Bereket dalgası yamaçlarında

Çay Rize’de tam kıvamında

Çaysadım acilen bir çay isterim

Sanki Mecnûn artık buldu Leylâ’yı

Söz lûgatten çıkıp sardı heceyi

Rize çayı sevdi, çay da Rize’yi

Çaysadım acilen bir çay isterim

Garibanın hallerine yanarken

Çay dedim yutkundum dostu anarken

Her sabah, her akşam, hem geç, hem erken

Çaysadım acilen bir çay isterim

Şehsuvar inmeden daha atından

Lütfi ya eyleme dostu yolundan

Dost deminden bir de tavşankanından

Çaysadım acilen bir çay isterim

 

ÜÇ MEKÂNDA ÇAY

“Çay” diye sordu çocuk

“Çay!”

“Çay içer misiniz?”

Başında takkesi vardı

Belli ki Müslüman’dı

Teo gülümsedi gülümseyene

Aliya da oradan gülümsedi

Acı acı gülümsedi Bosna

“Çay!” dedi çocuk…

“Çay her zaman bulunur bizde…”

Keskin nişancılar yukarılardan bakıyorlardı

Yukarılardan… şehre abanan yükseklerden

Şehir sis basanda bayram yeriydi

Çay faslı başlardı çağ kesilip

Saraybosna sineması yıkılmıştı bombardımandan

Bir beyaz perde kalmıştı, beyaz duvar

Kurşun deliklerinden sisti görünen

Yani her şey beyazdı

Beyazdı kurşundan beyaz

Çocuk koştu çeşmeye

Destisini doldurdu

Keskin nişancılar rastgele sıktılar melanet mermilerini

Çocuk umursamaz koştu sinemaya

Çay demledi Teo’ya

Teo Alangalapulus da kim?

Bu gelen belli ki ağır misafirdi

Ulyis gibi bakıyordu gözleri

Konuştular sinemadan savaştan

 

Çay her derde devaydı

Her sohbete aşinaydı

“Çay!” dedi gardiyan.

Çay saati…

Mamak’ta çay saati bir başkadır

Grup grup öbek öbek tutuklular

Gelsin on beşlik, otuz beşlik, yetmişlik

Melamin bardaklar iyidir plastikten

Kıtlama şeker gibidir çay saatleri

Kırılırken ses çıkartır mutluluktan

Joplar dinlenir, asker sanki izne çıkmıştır

“Alın demliklerinizi!”

Bu komut pek farklıdır ötekilerden

Kafes’ten kokusu gelir çayın

Parmaklıklar arasından

Ne beis! Yatmak iyidir

Varsa zindanda çay

Çay… vay vay vay!

“Çay” dedi ocak başı

Çaykur’un bahçesinden

Bakarken Rize’nin denizine dağına

“Belki farklıdır ha burada çay”

Eskiden çekilmesi gereken bir filmin galasından yeni çıkmışlardı

Çıkmışlardı Rize’nin en yükseğine

Buradan nasıl görünür Saraybosna, Hüseyingazi Tepesi?

Bir tek çayı hatırlıyor

Çay içimini

İçim

İç

Çay

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!