Mehmet Emir Özkan

Atama

featured

Bu metin, bir devletin çöküşünün dış müdahalelerle değil, kurumsal liyakatin terk edilmesiyle başladığını vurgulayan derin bir eleştiridir. Yazara göre devlet, binalardan ziyade yetişmiş insan kalitesi ve tecrübe birikimi üzerine kurulu yaşayan bir yapıdır. Mevki ve makamların uzmanlık yerine sadakat, akrabalık veya siyasi yakınlık kriterlerine göre dağıtılması, kurumsal hafızayı yok ederek sistemi içten içe çürütür. Özellikle güvenlik bürokrasisindeki ehliyetsiz atamaların telafisi imkansız sonuçlar doğuracağı ve bu hataların bedelinin maddi kayıplardan öte, can kayıplarıyla ödeneceği hatırlatılmaktadır. Sonuç olarak, sorumluluk zincirinin kırılmasıyla devletin bir hizmet alanı olmaktan çıkıp bir itaat ödülüne dönüşmesinin toplumsal felakete yol açacağı savunulmaktadır.

 

1 kişi… Sonra onun atadığı 5 kişi… Sonra onların atadığı 25 kişi… Devlet bazen böyle çöker. Bir darbeyle değil, bir işgalle değil, bir gecede hiç değil. Yavaş yavaş… Kademe kademe… Sessizce… Çünkü devlet dediğin şey bina değildir; insan kalitesidir.

Bir subayı yetiştirmek yıllar sürer. Bir diplomat kolay oluşmaz. Bir istihbaratçı masa başında değil, krizlerin içinde pişer. Bir bürokrat; dosya taşıya taşıya, sorumluluk ala ala, hata göre göre olgunlaşır. Devletin hafızası budur. Önce öğrenirsin, sonra yönetirsin, sonra ağırlık taşırsın, en son karar verirsin. Çünkü makamlar kan bağı ile değil, birikimledoldurulur.

Tecrübenin değil sadakatin, ehliyetin değil yakınlığın, birikimin değil akrabalığın yükseldiği bir düzen tehlikelidir… Ve daha da tehlikelisi şu: Bu sistem doğrusal bozulmaz, üstel bozulur. Bir liyakatsiz atama sadece bir kişiyi bozmaz; onun altında kurulacak bütün sistemi bozar. Çünkü yetersiz yönetici kendinden iyisini istemez; yetkin personel torpilli amire biat etmez.

Yetersiz olan, kendine benzeyeni ister. Sonra o da kendine benzeyeni getirir. Sonra öteki… Ve bir bakarsın; kurumun içinde kalite değil, sadakat dolaşıyor. İşte çürüme tam burada başlar.

Güvenlik bürokrasisindeki tartışmalı atamalar mesela… Tepki çeken mesele; devletin en ağır makamlarından birinin, hazır olmuş insanlara değil, uygun görülmüş insanlara teslim edilmesidir. Çünkü güvenlik, başka bir birimi yönetmeye benzemez. Orası kriz anında harita başında terleyen insanların yeridir. Orada hata, özür açıklamasıyla kapanmaz.

Heba edilen milyarlarca doların faturasını yıllarca çalışır, bir şekilde öderiz. Hatalı kararların yıkıntılarının altından tırnaklarımızla kazıya kazıya yine çıkarız. Uçaksızlığa kurban edilen ormanları küllerinden yeniden yeşertiriz. Ancak… Güvenliğimizi ilgilendiren kurumlarda yapılan yanlışın bedelini parayla ödeyerek kapatamayız.

Kaybolan para olmaz, düşen marka değeri değildir. Şehit tabutudur. Sınır güvenliğidir. Devletin caydırıcılığıdır.

Bir gün bile ameliyat yönetmemiş adamı başhekim yaparlar mı? Karakol görmemiş birini emniyetin başına koyarlar mı? Saha yönetmemiş birini savaş stratejisinin merkezine oturturlar mı? Eğer koyuyorlarsa… Orada artık kurum çalışmıyordur. Çünkü devletin doğasında zincir vardır: Tecrübe zinciri, sorumluluk zinciri, liyakat zinciri. O zincir kırıldığı an, çürüme başlar.

En sonunda ülkede makamlar; başaranların değil, itaat edenlerin ödülü haline gelir. İşte devletler hemen o noktada yıkılmaz… Çürür.

Ve bu bedeli hepimize çok ağır ödetirler.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!