Paylaşılan metin, yapay zekanın durdurulamaz bir hızla ilerlemesi ve insan hayatı üzerindeki artan etkisi hakkındaki endişeleri ele almaktadır. Yazar, bir robotun profesyonel bir oyuncuyu masa tenisi maçında yenmesini, teknolojinin ulaştığı ürkütücü boyuta bir kanıt olarak sunmaktadır. Bu gelişmeleri geçmişteki bilim kurgu filmleriyle kıyaslayarak, makinelerin dünyayı ele geçirme ihtimalinin artık imkansız görünmediğini belirtmektedir. Metinde, teknolojik ilerlemenin hızı karşısında duyulan şaşkınlık ve geleceğe dair hissedilen belirsizlik vurgulanmaktadır. Son olarak yazar, bu karamsar tabloya rağmen okurları selamlayarak milli birlik mesajıyla düşüncelerini noktalamaktadır.
Bilim, daha doğrusu yapay zeka baş döndürücü bir hızla gelişiyor ve hayatımızı ele geçirme aşamasında. Dünya’nın kendi kendisini yok edeceği fikri, ta gençlik yıllarında Maymunlar Cehennemi filminin ilki tarafından son sahnesinde gözümüze sokulmuştu. Geçen günlerin birinde sabah haberlerini seyrediyordum, adeta irkildim. Bir tarafta masa tenisinin usta bir ismi, diğer tarafta yapay zeka… Maçı yapay zeka kazandı… Düşünmeye başladım. Sıkça seyrettiğimiz bilim kurgu filmleri gerçek olur, robotlar Dünya’yı ele geçirebilir mi? Şu aşamada bile “geçiremez” diyemiyorum. Sonrasından Allah korusun… Hepinize merhaba diyelim mi? Müsaade çıktığına göre biz de dedik gitti. Türkiye birden büyüktür…
Türkiye’de “taş taş üstüne koymadı” muhabbeti onlarca yıl konuşulur. M.K. Atatürk döneminden başlayarak CHP’nin iktidarda olduğu zamanlar için sürekli söylenen bu laf, o kadar beyinleri yıkamıştır ki kimse bunun böyle olmadığını söylemeye cesaret bile edemez… Ama işin aslının öyle olmadığını araştıran ve inceleyen herkes bilir ki gerçek çok farklıdır… Anılan dönemlerde taş taş üstüne konmadıysa, bu sata sata bitiremediklerini ülkeye kimler kazandırdı? Geçenlerde bir liste yayınlandı, o kadar uzun ki isteyen araştırıp bulabilir… Peki, bir de “taş taş üstüne koyanlara” (!) bakalım mı? Bize, verdiğimiz vergiler uygun yönlendirilerek yapılan bir tane örnek gösterin… Osmangazi Köprüsü, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, İzmir Otoyolu, Şehir Hastaneleri vs. sayarsınız. Eminim utanmadan sayarsınız. Size cevabım çok kısa. Reis, pardon Reyis ne dedi? “Bunlar için cebimizden bir kuruş çıkmadı.” Bunun anlamı şu: Vergilerinizden bir kuruş harcamadık. Parayı sizler ve torunlarınız 20-30-40 yıl ödeyecek… Sadece bununla mı kalıyor? Başkalarının taş taş üstüne koydukları, yani vergilerimizle yapılan köprü ve otoyollar tekrar bize satılıyor. Malımız olanları tekrar elde etmek için 20-30 yıl para ödeyeceğiz… Şimdi gelelim neticeye… Keşke taş üstüne taş koymasalardı (!), en azından torunlar kurtulurdu. Son soru: Peki, bizim yıllarca ödediğimiz acımasız vergiler nereye gitti? Nereye gittiği bir yana, trilyonlarca lira faizi olan borçlanmalar niye, ne için yapıldı? Bu paralar buharlaştı mı yoksa birilerinin cebine mi gitti? Öğrenmek hakkımız, yoksa sizin umurunuzda değil mi?
Bize sömürge olduğumuzu, kendisinin de sömürge valisi olduğunu sürekli olarak hatırlatan bir yaratık var. Adı Barak ama içimden başka sessiz harflerle başlayarak seslenmek geliyor. Bu adamın “istenmeyen adam” ilan edilip kıçına tekme atılması gerektiğini aylar önce yazmıştık. Urfa’mda bir laf vardır; “Kurtlu, gün doğuşundan bellidir” derler. Bu da geldiği günden beri milletimizin başına bela kesildi. En son Antalya’da boyunu çok aşan laflar etti. Delilikte sınır tanımadığı, dostunun Trump olmasından belli… Bu Barak, bizim gibi birçok ülkeyi üçüncü sınıf görerek, “Başınıza eli sopalı bir diktatör lazım” diyebiliyor… O diyor da başta “one minute”çiler olmak üzere kimsenin gıkı çıkmıyor… Küçükken bütün eserlerini okuduğum değerli yazarımız Ömer Seyfettin’in “Diyet” hikayesi geldi aklıma… Ayrıyeten Yahudiler de birine durup dururken “Üstün Cesaret Madalyası” vermez… Lafı nereye mi getireceğim? Reis, pardon Reyis resti çekmeli. “Ulan açıklarsan açıkla, yeter artık!” demeli. O ne yalan söylerse söylesin, biz sadece tek bir alyansı olduğunu biliyoruz ya, yeter…
Gelelim “Demokles’in Kılıcı”na… İktidara gelmesine pek ihtimal verilmeyen ama içinde bulunan mahdut adaylar sayesinde şansı olan ana muhalefet partisine… Bana göre gidişat, yani takvim kesinleşmiş gibi… Ben yazayım da bakarsınız bir gün “demiştik” diyebiliriz. AKP’nin karar verdiği baskın seçimden 3-4 ay öncesinde sistem devreye sokulur… Partinin başına Kart Kripto (KK – Kemal) geçer. Reyis’in tasdik ettiği kişileri MV adayı yapar ve de kendisi CB adayı olur… Sonrası mı? Yazmama gerek olmayacak izanda olduğunuzu düşünüyorum… “Hiçbirini Genel Merkez’e sokmazlar, gerekirse baş verirler” lafları hikayedir. Ufak bir kulübe tutup orayı genel merkez yaparlar, devletin binlerce polisi de korur. Oradan çıkan kararlar YSK tarafından kabul görürse, küçük kripto (Özgür) yalandan istediği kadar tepinsin… Minyatür örneği İstanbul ve yavru kripto Gürsel… Tamam da çare ne diyenlere dilimizde tüy bitti, bir daha söyleyelim: Kenetlenmiş Milliyetçi Cephe ve adayı Mansur Yavaş… İstedikleri oyunu yapsınlar; seçmen bazında %70-80 CHP’li, AKP’nin de %20-30’u oyunu verir…
Yazı bitti ama çeşitlemeler faslına alıştık. Ne demişler, “alışmış kudurmuştan beterdir”, biz de gereğini yapalım… AKP Grup Başkanı (Adı ne, önemi de yok) ne dedi? “Asgari ücrete Temmuz ayında zam düşünmüyoruz…” Yeni Şafak gazetesi dahil her türlü altyapı hazırlanmasına rağmen, Kürt asıllı İngiliz Memoş’a herhangi bir ağır suçlama yapılıp her türlü iş sırtına yıkılarak henüz affedilmedi. Mutlak Butlan davasının kararı yazılmasına rağmen açıklama sonraya bırakıldı… Peki, bunlar ne demek? Bu sene seçim yok demek…
Hepiniz Yüce Mevla’ma emanetsiniz. Hoşça kalınız…