Bu hikaye, “zindan kuşu” lakaplı kimsesiz bir gencin, zalim bir Bey tarafından yönetilen bir şehirdeki zorlu mücadelesini anlatmaktadır. Sürekli hapse girmesine rağmen haksızlıklara boyun eğmeyen genç, yaşlı bir kadının ve bir Sultan temsilcisinin yardımıyla hayatını düzene sokmayı başarır. Hikaye boyunca kahramanın asil kökenleri ortaya çıkar ve hapishanede tanıştığı iri yarı bir adamdan eğitim alarak güçlenir. Sevdiği kızla evlenip toplumda saygınlık kazanan genç, sonunda eski Bey’in yerine geçerek şehri adaletle yönetmeye başlar. Karanlık zindanları kapatan yeni lider, şehri zulümden arındırarak barış dolu bir dönemi başlatır. Bu kıssa, sabrın ve doğruluğun eninde sonunda zaferle ödüllendirileceğini simgelemektedir.
Uzun uzun zaman önce memleketin birinin bir şehri, kaçma imkânı olmayan zindanıyla tanınırmış. Zindan Şehir diye de anılırmış. O şehre gelenler içleri ürpermeden şehirden ayrılamazlarmış. Şehrin oldukça sert, katı, hoşgörüsüz bir Beyi ve onun seçtiği gaddar zindancıların yönettiği zindana, memleketin birçok yöresinden mahkûmlar gelirmiş. Zindandan çıkış da yokmuş, kaçış da. “Kim buna kalkışırsa zindandan ölüsü çıkar” sözü memlekete dalga dalga yayılmış. Zindan şehrin kenar mahallelerinden birinde yaşayan kimsesiz bir delikanlıya, adına kabadayı denenler çatmışlar; o da onların kolunu kanadını kırınca atmışlar delikanlıyı zindana. Zindandan her çıktığında birileri delikanlının yolunu keser, hır gür çıkarır, delikanlı tekrar zindanı boylarmış. Bir sene içerisinde yirmiden fazla zindana girip çıkınca ahali adını Zindan Kuşu koymuş. Onun meskeni zindan diyorlarmış. Zindan görmese yapamaz. Zindandan çıkacak, başını aynı gün belaya sokacak, güya zindanda akıllanacak sonra tekrar çıkacak; “bu delikanlıdan olmaz ya, hayırlısı” diyorlarmış.
Zindan Kuşu güz mevsimine denk gelen bir gün zindandan salıverilmiş. Meydan çeşmesi denen meşhur çeşmede elini yüzünü yıkamış. Oturmuş çeşme kenarına, “ne olacak benim halim” diye düşünmeye başlamış. Çeşmeye su doldurmaya gelen bir kız, “Zindan Kuşu,” demiş, “akıllandın mı biraz? Bu şehrin senden hiç umudu yok.” Zindan Kuşu, “o testiler ağır,” demiş, “dur sana yardım edeyim.” Almış kızın su dolu testilerini, kapısının önüne kadar götürmüş. Kızın babası fırlamış çıkmış kapıya; “sen ne edersin, sen de kimsin, senin ne haddine kapıma gelmek” diye gürlemiş. Kız ne dediyse babası onu dinlemiyormuş. Mahalledeki yaşlı kadınlardan biri, “dur be” demiş adama, “dur artık; kızcağızın eline taşıyamayacağı iki kocaman testi vermişsin. Ona yardım eden, suyu kapına kadar getiren Zindan Kuşu’na teşekkür edeceğin yerde çocuğun başını belaya sokup yeniden zindana atılsın mı istersin? Yetmedi mi bu çocuğun çektiği?” Kızın babası susmuş. Mahalleli, “Zindan Kuşu demişler bu mu?” Boylu poslu, güçlü kuvvetli bir delikanlıymış; “kızcağıza yardım etmiş ha!” Yaşlı kadın, “Zindan Kuşu,” demiş, “gel sen bana yardım et. Odunlarımı kes, pazarda bana yardım et; hem yatacak bir yerin olsun, hem karnın doysun hem de zindandan uzak ol evladım.” Zindan Kuşu, “ver elini öpeyim anacığım” demiş. Kızın babasına da; “dua et bu kızcağıza,” demiş, “yoksa seni sokağın ortasında evire çevire öyle bir döverdim ki bir daha insan içine çıkamazdın. Sen dua et bu yaşlı kadıncağıza da.” Kızın babası kapatmış kapıyı. Kız, “kusura kalma Zindan Kuşu,” demiş, “biz senin iyi taraflarını görmeye yemin etmiş gibiyiz. Zindana atıldın mı herkes rahat uyusun diyor bu şehir.” Zindan Kuşu, “sağ ol su dolduran kız,” demiş, “belli mi olur, gün gelir yine karşılaşırız.”
Zindan Kuşu yaşlı kadına yardım etmeye başlamış. Pazarda yardım etmiş, evini tamir etmiş, odunlarını kesmiş. Onu her defasında zindana gönderenler, “biz,” demişler, “kin tutmasından korkarız. Her geçen gün daha da güçleniyor. Bir de eli kılıç tutarsa bunun önüne kimseler geçemez. Buna öyle bir oyun edelim ki bir daha zindandan çıkamasın.” Çok çabuk sinirlenen şehrin Beyine varmış ahaliden bazıları. “Beyim,” demişler, “Zindan Kuşu yaşlı bir kadına yardım eder, kadının bahçesinde ahırdan bozma bir yer var, orada kalır. O sokakta oturanlar korkudan titreşirler. Bu işe bir çare bul. Zindan Kuşu’nun yeri zindandır Beyim,” demişler.
Bey, pazarı dolaşmaya çıkmış; yaşlı kadınla sebze meyve satan Zindan Kuşu’nun bulunduğu tezgâha gelmiş. “Zindan Kuşu,” demiş, “kendini zorlama, senden pazarcı falan olmaz.” Zindan Kuşu, “Beyim,” demiş, “ben iyi işler yapmak isterim. Sen Beysin, tut elimden; ana dediğim şu yaşlı kadıncağıza bir faydam dokunsun. Ömrüm kavgayla, zindana girip çıkmakla geçmesin.” Bey, “sen,” demiş, “laftan sözden anlamaz mısın? Senden iyi biri olmaz. Sen kim, insanlara fayda sağlamak kim? Yıkın şu tezgâhı!” Zindan Kuşu, “yapma Beyim,” demiş, “etme!” Bey, “sen,” demiş, “kimsin de benim emrime karşı gelirsin?” Zindan Kuşu Beyin yakasına yapışmış; Beyin yüzüne öyle bir kafa atmış ki Beyin yüzü kan revan içinde kalmış. Bir de okkalı bir yumruk savurmuş Beye; Bey, yıkmak istediği pazar tezgâhının önüne uzanmış kalmış. Zindan Kuşu eline geçirdiği bir sopayla Beyin adamlarını başlamış yere sermeye. Muhafızlar çıkıp gelmişler, Zindan Kuşu’nu yakalayıp zindana atmışlar. Bey üç gün şifahanede yatmış. Olay değişik şekillerde ve anlatımlarla Payitaht‘a ulaşmış. Sultan, “demek adına Zindan Kuşu derler ha” demiş. Güvendiği adamlarından birini şehre göndermiş. O şehirde Sultan’a her şeyi hakikat çerçevesinde eksiksiz, noksansız anlatan, haber eden, Sultan’ın gözü kulağı olan bir adam varmış; Sultan onu da dinlemiş.
Sultan’ın Beyi şehre geldiğinde, şehir meydanında bir hareketlilik görmüş. “Hayırdır,” demiş, “neler oluyor?” Ahaliden birileri; “sen,” demişler, “belli ki yabancısın. Beyimiz, kendini pazar yerinde şifahanelik eden Zindan Kuşu’nu bugün şehrin meydanında ibret olsun diye asıyor. Öğleden sonra infaz gerçekleşecek.” Bey, “peki,” demiş, “Zindan Kuşu asılmayı hak etti mi?” Ahali, “su testisi su yolunda kırılır derler” demiş. “Bey ona yapılanları fazlasıyla hak etti. Bey mi, zalim mi belli değil. Zindan Kuşu ona ve adamlarına vurdukça çektiklerimiz hafifledi amma garip bir çocuk; kimsesi yok, desteği yok. Pazarcı kadının tezgâhını da yıkıp attı Beyin adamları. O günden beri doğru düzgün pazar da kurulmaz şehrimizde. Bey o olaydan sonra gözü yıldı, korktu belli ki. ‘Benim önce Zindan Kuşu’nu asmam lazım’ diyormuş.”
Sultan’ın Beyi, Bey konağına varmış; “Bey,” demiş, “öncelikle geçmiş olsun. Beni bildin mi?” “Bildim,” demiş Bey, “neye geldin, ne istersin? Ölüm emrini geri al diyeceksen Sultan gelse vazgeçmem. Benim itibarımı iki paralık eden, beni pazar yerinde ahalinin gözü önünde yere çarpan bir adamın yaşamasına rızam yoktur.” Sultan’ın Beyi, “Sultanımızın emridir,” demiş. “Bu emrini geri alacaksın. Zindan Kuşu’nu zindana atacaksın, dokunmayacaksın. Pazarı yeniden açacaksın. Pazar tezgâhını dağıttığın kadına yeni bir tezgâh açacak akçeyi sen vereceksin. Ve ben bunları görmeden bu şehirden gitmeyeceğim. Olmaz dersen, hayır dersen beyliğinden olacaksın ya da kelleni ben alacağım.” Sultan’ın Beyi; “Bak Bey,” demiş, “Zindan Kuşu’na zindanda, yaşlı kadına bu şehirde, pazarda bir şey olursa gerisini sen düşün. Bundan böyle dokunma insanlara. Hele ki bu iki insana.” Zindan Kuşu’nu apar topar zindana atmışlar.
Ertesi gün pazar yeniden açılmış. Yaşlı kadının tezgâhını pazarın en iyi yerinde yeniden açmışlar, sebze ve meyve ile doldurmuşlar. Yaşlı kadının tezgâhında ne varsa ahali satın almış. Sultan’ın Beyi; “anacığım,” demiş, “bu pazarda senin tezgâhın burası. Bu tezgâhı değil yıkmak, dokunan olsa bu pazarın başına geçeceğini bil, bu Bey bile olsa.” Beyin adamları; “Beyim,” demişler, “Sultan bu Beyi her nereye gönderse onunla birlikte ölüm de gelir. Ne oldu da kelle almadı?” Bey, “dediklerini yaptığım için ben de sizler de hayattasınız,” demiş. “Şimdilik kimseye ilişmeyin. Zindancıbaşını da bana çağırın.”
Zindancıbaşı geldiğinde Bey; “beni iyi dinle,” demiş, “ölümün soğuk nefesi bana hiç bu kadar yaklaşmamıştı. O Zindan Kuşu’na ne sen ne zindancılar dokunmayın. Ne hali varsa görsün. Anladım ki ona kim dokunursa hayatı sönecek.”Zindancıbaşı zindana döndüğünde başına toplamış zindancıları; “Zindan Kuşu’na,” demiş, “dokunmak yok, çatmak yok, iş buyurmak yok, şaka dahi yapmak yasak. Bu baş belasını koruyanlar var. Ona dokunanın kellesini alacak kadar diyeyim, varın siz gerisini anlayın.”
Ertesi gün zindana iri yarı bir mahkûm getirmişler. Adam kapılardan sığmıyormuş. Doğruca Zindan Kuşu’nun bulunduğu köşeye varmış. “Zindan Kuşu hanginiz?” diye sormuş. Boyu iki metreden ziyade adam; “evlat,” demiş, “seni bu zindanda öyle bir yetiştireceğim ki sana bundan böyle Zindan Yiğidi diyecekler.” Zindanın ücra bir köşesine çekilmişler. Zindanın içini kılıç şakırtıları doldurmuş. Ne zindancıbaşı ne de zindancılar o köşeye uğruyorlarmış. Aradan aylar geçmiş. Önce o iri yarı adam çıkmış zindandan. Bir ay kadar sonra da Zindan Kuşu.
Zindanın önünde pazarcı ana karşılamış Zindan Kuşu’nu. “Evlat,” demiş, “sen olmasaydın bugün yüzüm gülmezdi. Pazarın en iyi yeri benim. Akşama varmadan tezgâhımda ne var ne yok bitiyor. Çok para kazandım. Bu paranın yarısı senin. Gel bundan böyle pazarcılığı beraber yapalım. Pazara yaklaşık bir senedir ne Bey uğradı ne de adamları. Ahali sana dua etse de Beyi sevenler zindandan çıkmanı dört gözle bekliyorlar, seni tekrar zindana göndereceklermiş diye duyarım.” Zindan Kuşu; “korkma anam,” demiş, “o günler geride kaldı. Bu şehirde fazla bir durasım yok. Senin mahallede yardım ettiğim güzel bir kız vardı. Evlendi mi?” Yaşlı kadın; “evlenmedi,” demiş, “ancak onun o nemrut babası kızı birkaç güne kadar birilerine verecekmiş diye duyarım.” Zindan Kuşu, “gel anacığım,” demiş, “atalar ‘demir tavında dövülür’ demişler, düş peşime.”
Varmışlar kızın kapısına. Kızın babası; “sen ha!” demiş, “ne istersin? Bela çıkarmak mı? Zindana bir daha gitmek mi?”Zindan Kuşu, “ben,” demiş, “kızına talibim. İşte anam, kapına geldik. Çağır kızını sor. İstemem derse sana söz, çeker giderim.” Bu arada ne olacak diye sokakta oturan herkes yığılmış kapı civarına. Kız babası, “benim sana verecek kızım yok,” demiş, “böyle bir mevzuyu kızıma zaten sormam. Ben kime verirsem ona gelin olarak gidecek.” Zindan Kuşu adamı kapının önünden çekmiş almış, bahçe kapısına doğru fırlatmış. Sonra yakalamış yakasından; “az önce dediklerini bir daha de hele” demiş. Bu arada kız gelmiş. Zindan Kuşu, “ben sana varırım da, seninle gelirim de; lakin başını belaya sokacak, tekrar zindana düşecek bir şey yapma” demiş. Kız babası korkudan sus pus olsa da Zindan Kuşu ile giden kızını Beye şikâyet etmiş. Komşular olan biteni anlatsalar da Bey, “adamın kızıdır, haklıdır” demiş. Zindan Kuşu kızı alıp yanında yaşlı kadınla, kendini yetiştiren iri yarı adamın evine sığınmış. “Ağam,” demiş, “bu kız benim sevdiğim kızdır. Beyi bu sefer öldüreyim mi ne yapayım danışmaya geldim.”
Çok geçmeden Bey, kızın babası ve Beyin adamları evin etrafını kuşatmışlar. “Zindan Kuşu,” demişler, “dışarı çık, kızı da babasına teslim et. Olay çıkarmazsan şehirden çık git; karşı koyarsan geldiğin zindana geri gideceksin.” İri yarı adam çıkmış dışarı; “Bey,” demiş, “beni tanırsın. Bana sığınan birilerini kimselere vermeyeceğimi bilirsin. Bu kızcağıza ömrübillah eziyet eden şu adamın sözüne bakıp mı kapıma geldin? Canına mı susadın Bey? Seni vursam öldürsem elimi kolumu sallayıp bu şehirden çıkar giderim. Zindan Kuşu, yavuklusu ve anam dedikleri kadıncağız benim himayemde. Bir daha bu kapıya kim gelse buradan sağ dönemez, anladın mı?”
Bey konağına geri döndüğünde; “Zindan Kuşu’nu iyi bir araştırın” demiş. “Sultan bu baş belasını koruyor korumasına da, neden?” Beyin adamları birkaç gün sonra; “Beyim,” demişler, “sana şahitli, ispatlı, delilli hatta vesikalı belgeler bulduk getirdik. Zindan Kuşu, senin kökünü kazıdığın sülaleden geriye kalan tek erkek çocuğu. Birileri bir şekilde onu o kargaşada kurtarmış. Sonra o kurtaran da öldürülmüş. Çocuk, terk edilmiş bir çocuk olarak şehir meydanındaki çeşme başına konmuş. Birileri bulmuş, birkaç kadın emzirmiş. O zamanlar adına Meydan Garibi diyorlarmış. Zindan Kuşu, senin beyliği elinden aldığın Beyin üçüncü hatunundan olma. Bu hatun esir pazarlarında satılmış, nerede olduğunu bilen yok. Sultan bu mevzuyu araştırmış olabilir Beyim,” demişler. “Ancak bu çocuk o çocuk. Kurtaran o yaşlı kadın mı diye araştırdık; yaşlı kadın senin akrabalarından çıktı.”
Anlatırlar ki; Zindan Kuşu o kızla evlenmiş. Bey ne bildiğini koymuş bir kenara, Sultan’ın adamları da. Kimse kimseye ilişmemiş, işine gücüne karışmamış, hatta yoluna dahi çıkmamış. Zindan Kuşu yaşlı kadınla pazarcılık yapmış, Pazar Ağası olmuş. Bey, “pazara kimse karışmasın” demeye devam etmiş. Neredeyse gençlik yaşları zindanda geçen Zindan Kuşu’nun o kızdan oğulları, kızları olmuş. Yine anlatırlar ki; Zindan Kuşu’nun anası yıllar sonra gelmiş, oğlunu ve gelinini bulmuş; yaşlı kadınla Zindan Kuşu’nun gölgesinde yaşamışlar. Ağır hastalanan Bey, Zindan Kuşu’nu çağırtmış; “seni,” demiş, “yerime teklif ettim, Sultan kabul etti. Bey bundan gayrı sensin artık.” Beyin ölümünden sonra Zindan Kuşu şehre Bey olmuş. Zindan Şehir’in zindanını kapatmış. Şehirde onun beyliği döneminde zindana atılmaya sebep olabilecek tek bir olay yaşanmamış.
Şehir şehre, Zindan Kuşu Zindan Kuşu’na, Bey Beye, Zindan zindana, zindancı zindancıya, su dolduran kız su dolduran kıza, kız babası kız babasına, pazarcı kadın pazarcı kadına, pazar tezgâhı pazar tezgâhına, Sultan Sultan’a, Sultan’ın Beyi Sultan’ın Beyine, Sultan’ın gözü kulağı Sultan’ın gözü kulağına, iri yarı adam iri yarı adama, meydan meydana, ahali ahaliye benzer.
Bir kıssadır anlatılan; “her kıssadan bir hisse alına” denmiştir. Bu hikâyede anlatılanlarla bir benzerlik var ise tamamen tesadüften ibarettir. Ne kimse gönül koya ne de alınganlık göstere…
Sürçü lisan eylediysek affola…
Bir dahaki sefere daha güzel bir hikâye anlatırız inşallah…