Erol Sunat
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Basiretimiz Bağlı Bizim

Basiretimiz Bağlı Bizim

featured
0
Paylaş

Yazar Erol Sunat, insanların hakikatleri görmesini ve doğru kararlar vermesini engelleyen basiret bağlanması durumunu derin bir teessürle ele almaktadır. Metin, bu ruh halinin kişiyi tepkisizliğe, vefasızlığa ve derin bir duyarsızlığa sürükleyerek toplumsal bağları nasıl kopardığını anlatır. Sezgi yeteneğinin yitirilmesiyle birlikte bireylerin dostluğu, sevgiyi ve geçmişi unutarak kendi kabuklarına çekildikleri vurgulanmaktadır. Kaybolan bu feraset duygusu, insanların çevresindeki acılara ve yanlışlara karşı dilsiz kalmasına neden olan manevi bir engel olarak tasvir edilir. Sonuç olarak eser, vicdan ve merhamet gibi insani hasletlerin yeniden canlanması ve bu ruhsal düğümün çözülmesi için samimi bir temennide bulunur.

 

Basiretimiz öylesine bağlı ki… Gözlerimizi bağlamışlar gibi…

İnsan, gözünün önündekini… Yanı başındakini… Elini uzatsa tutabileceğini… Anında fark edebileceğini…

Nasıl görmez, nasıl görmezden gelir?

Basiret bağlanması tam da böyle bir şey işte…

Boş bulunmak gibi… Dikkat dağılması gibi… Çok güvenmek gibi… Ne denirse artık…

Basiret denen o güçlü sezgi kabiliyeti kolay kolay dağılmaz amma…

Bir de dağılmaya başlarsa, kendini zor toparlar…

O kendini toparlayıncaya kadar, olan olur, biten biter, giden gider…

Basiret bağlanması gibi bir meseleniz ortaya çıkar ki; “benim basiretim bağlanmaz, kimse benim basiretimi bağlayamaz” diye kıyameti dahi koparabilirsiniz…

O zamanda…

“Çık gel o zaman” derler… “Bak gör o zaman” derler… Tut elimizden… Anla halimizden… Düzelsin artık aksayan ne varsa…

Çalışsın, dönsün duran çarklar… Dinsin feryatlar, ahlar, vahlar, intizarlar… Çözülsün basireti bağlayan ne varsa…

Kendine gelsin basiret…

Bitsin bu ayrılık, dinsin bu hasret…

***

Basiret bağlanmaya başladı mı, şok geçirme diye bir hal gelir insanların üzerine. Zaman durur. “Dondu kaldı” denilen hadise vuku bulur.

Tepki verme refleksi, tepki vermekten elini ayağını çeker.

Tepkiyi unutur. Seyreder sadece… Duyar amma duymaz olur… Karşı koyar cılız, karşı çıkar zayıf kalır…

Sesi gür çıkmanın çok ötesinde, kendinin bile anca duyacağı bir hale dönüşür…

Bahanelerin ve gerekçelerin ardına sığınma, basiret bağlanmasının vazgeçilmezi olur.

“Kimler unutmadı ki” diye bir şarkı vardı hani… “Sen de git, sevme, unut; kimler unutmadı ki…” diye başlıyordu…

Basiretli olan ne gider ne unutur ne de sevmekten vazgeçerdi.

O gidenler var ya… O sevmeyenler… O sevmeyi unutanlar… Dostu, arkadaşı, vefayı, maziyi unutanlar…

Nice güzel hasleti yok sayanlar, görmezden gelenler…

Basireti bağlananların ta kendileri…

***

Bundan böyle “basiretle işim olmaz” diyenler var ya… İlk onlar gittiler, ilk onlar ayrıldılar, ilk onlar sevmekten vazgeçtiler; sevmek denen o güzellikle ilk onlar yollarını ayırdılar.

Yalanmış, yalancıymış cümleler… O gün bugündür kimler gitmedi ki…

“Dünyada gitmez… Bizi bırakmaz… Kendimden şüphe ederim, ondan şüphe etmem” denilenler de bırakıp gittiler.

Çakmakları çaktılar, gemileri yaktılar… Arkalarına dahi bakmadılar…

Bildikleri ne varsa sildiler, unuttular… Kim kimi unutmadı ki… Kim neyi unutmadı ki…

Ne vefa kaldı, ne “eski dostlar” diye anılanlar, ne yollarda bırakılanlar…

Birçok şeyin edebiyatı olur da yapılır da denilir amma, basiretin edebiyatı olmazdı.

Basiret “dur” dedi edebiyata; “beni ağzına alma…”

Edebiyat, basiret dendiğinde kenara çekilir; sen de çekil kenara…

Şunu iyi bil ki; basireti bağlanmışlarla, “basiretim bağlansın” diye koşa koşa gidenlerle basiretin işi olmaz…

***

Bir türlü bitmedi fani dünyanın gailesi; yok öyle mi, yok böyle mi?

Değişik pencerelerden seyrederiz alemi… Tepkisiz, ilgisiz, sessiz…

Bomboş gözlerle üstelik…

Ne olmuş ne bitmiş, kim kime ne demiş? Kim ne yapmış? Kim yağmurdan nem kapmış?

Kim hangi çıkmaz sokağa sapmış? Basiret kanallarımız kapalı…

Bölük pörçük her şey… Un ufak…

İnsanlar yalvarır feryat figan ağlaşarak…

“Gör artık” denilen yerde bile başını öbür tarafa çevirdi hiddet…

Basiretin yollarını bağlayanlar bir şekilde muratlarına erdiler.

Basireti adım atamaz, sağa sola başını çeviremez bir hale getirdiler.

“Yıllar yorgun, ben yorgun, geçip gitti seneler” gibi bir şeyler oldu.

Ne yaralar kapandı ne yürekler soğudu… Ne oldu, bize yine felek mi vurdu?

***

Basiretimiz büyülenmiş gibi… Düğümlenmiş gibi…

Çıt çıkmıyor… Çıt çıkarmıyor… Ses vermiyor… Ses çıkarmıyor…

Ayağa kalkmıyor… Bağırıp çağırmıyor; “bu kadar da olmaz” gibi kelamlar da etmiyor.

Sanki basiret, cümle özelliğinden feragat etmiş gibi… “Bana ne” havasında…

Varsın olsun… Yok bunda bir şey, büyütülecek bir konu yok… Dünyanın her tarafında aynı…

“Derdinin hepsi bu mu? Boş ver, aldırma, üzerine alınma, hemen gardını alma, sakin ol biraz… Dur, çözeceğiz, çözülecek…” dedi, dedi, dedi…

Çözülmedi, çözülmedi gitti, çözemedik gitti.

Ömür tükendi, umut kuşu müsaade istedi…

Neye ediliyorsa işaret, oralara bakmaz oldu basiret.

Bağlandı kaldı yolları çaresiz bir biçimde…

Basiret bağlanması böyle bir şey işte…

***

Basiretimiz bağlı olmasa her şey çok daha farklı olabilirdi.

Basiretimiz bağlı olmasaydı sezgilerimiz bize hakikatleri gösterir…

Nerede ne yanlış yaptık… Neyi göremedik… Neyi çözemedik… Neyi bilemedik… Neye yetişemedik… Neyi kurtaramadık… Neye ne kadar geç kaldık, bilirdik.

Basiret denen o görü; sisler içinde bile olsa, zifiri karanlıklarda da kalsa, göreceğini görür, bulacağını bulur, çözüme ulaşması gereken mesele her neyse onu çözerdi.

Şayet bu sayılanlar yoksa, aksıyorsa…

Kesin basiretimiz bağlı bizim…

Biz ne yazık ki bu özelliğimizi kaybetmişlere döndük.

Basiret; kör ışıklı tünellerde dahi çıkış yolunu bir şekilde bulabilen bir özellikken, karşı yakalardan el sallıyorsa, çağırsak da bağırsak da çıkıp yanımıza gelmiyorsa ne demeli?

“Ne demiştin, niçin caydın sözünden” mi?

Basiretin elini kolunu, yolunu, dilini bağlamışlar mı?

Allah etmeye; basiretiniz bağlıysa göremezsiniz, duyamazsınız, bilemezsiniz bilmeniz gereken ne varsa…

***

Ne oldu bize?

Ne oldu o sevgiyle bakan gözlerimize?

Ne oldu o şefkatle uzanan ellerimize?

Ne oldu o tertemiz vicdanımıza?

Ne oldu o dillere destan merhametimize?

Basiretimiz mi bağlandı, nazar mı değdi hepimize?

Aralara küslük girdi… Ayrı gayrı yollar girdi… Eller girdi… Öfke dolu diller girdi… Nefret girdi…

Girmemesi gereken ne varsa her biri doluştu.

Büründük kaldık karalara, tuz basıldı yaralara…

Sonrası… Basiretin bize bağışladığı bir nimet olan gözümüz açılmadı bir türlü…

Açılır inşallah…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!