Sunulan köşe yazısı, Türkiye’nin 2026 yılı kamu yönetimi hedeflerini ve liyakat sistemine yönelik süregelen eleştirileri kapsamlı bir şekilde ele almaktadır. Yazar, kamu personeli alımındaki mülakat sisteminin tamamen kaldırılmamasını ve ucu açık istisnalarla sürdürülmesini adaletsiz bir yaklaşım olarak değerlendirmektedir. Özellikle gençlerin yaşadığı hayal kırıklığı ve torpil iddiaları üzerinden, resmi söylemler ile uygulama arasındaki tutarsızlıklara dikkat çekilmektedir. Eleştiriler sadece personel alımıyla sınırlı kalmayıp, kamu ihalelerindeki usulsüzlük iddiaları ve sistemdeki denetim eksikliklerini de kapsamaktadır. Sonuç olarak kaynak, devlet kademelerinde ve ekonomik süreçlerde gerçek liyakat esas alınmadığı sürece yapısal sorunların çözülemeyeceğini savunmaktadır. Metin, toplumsal adaletin sağlanması için sınav başarılarının ve dürüst ihale süreçlerinin her türlü kişisel inisiyatifin üzerinde tutulması gerektiğini vurgular.
Bakıyoruz…
Cumhurbaşkanlığı 2026 Yıllık Programı açıklanmış.
Manşetlerde bir müjde: “Mülakat kalkıyor!”
Öyle mi?
Detaylara inince kazın ayağının hiç de öyle olmadığını görüyorsun.
Milletin aklını hafife alıyorlar!
Programda ne deniyor?
“Mülakat yalnızca görevin niteliğinin zorunlu kıldığı hallerde uygulanacak.”
Peki, o “zorunlu hal” nedir kardeşim?
Kime göre zorunlu?
Hangi kriterle belirlenecek?
Belli değil.

Hâlâ ucu açık, hâlâ yoruma muhtaç, hâlâ tartışmalara kapı aralayan bir belirsizlik…
Milli Eğitim Bakanlığı “mülakat tamamen kalkıyor” diyor.
Ama öğretmen atamalarında mülakat tartışması 2026 Baharı’nda bile hâlâ manşetlerde.
Meclis’te kanun teklifleri hazırlanıyor, mülakatın adaleti zedelediği yönünde eleştiriler açıkça dile getiriliyor.
Televizyon programlarına çıkan gençler “torpilim mi var?” diye isyan ediyor, bu görüntüler sosyal medyada geniş yankı buluyor.
Kusura bakmayın ama…
Gerçek tartışılmadan, liyakat krizi ortadan kalkmıyor!
Üstelik sadece personel alımı da değil.
Kamu ihalelerine bakıyorsun…
Nisan 2026’da bile bazı şirketler hakkında “usulsüzlük” iddialarıyla işlem yapıldığı haberleri gündeme geliyor.
Resmî Gazete’de yönetmelik üstüne yönetmelik değişiyor.
İhale süreçlerine ilişkin açılan iptal davaları büyükşehirlerde dikkat çekici seviyelere ulaşıyor.
Liyakat sadece sınav kâğıdında değil, devletin her kuruşunda aranmalı değil mi?
Diyorlar ki; “2026’da yeni dönem başlayacak.”
Sosyal medyaya kimlik doğrulaması gelecekmiş.
Kimliğini doğrulayınca torpil mi bitecek?
Yaş sınırını getirince mülakattaki tartışmalar mı son bulacak?
Mesele kimin hangi ekrana baktığı değil…
Mesele, o koltuklara kimin hangi ölçütlerle oturduğudur!
Şimdi soru şudur:
Milletin çocuğu dirsek çürütüp sınavda derece yapacak…
Ama “görevin niteliği” denilerek mülakata takılacak.
Öte yanda, hakkında çeşitli iddialar gündeme gelen şirketler bir süre sonra yine aynı kapıda yer alabilecek.
Böyle bir sistemde “müjde” nerede?
Ben, mülakatın gölgesinde kalan o pırıl pırıl gençlerin hakkından yanayım.
Sizinkini bilmem.