Yusuf Dülger
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Üç Din Dört Devlet (1)

Üç Din Dört Devlet (1)

featured
0
Paylaş

Yazar Yusuf Dülger, İran ile Amerika ve İsrail arasında 2026 yılında yaşanacağını varsaydığı hayali bir savaşı merkezine alarak dinlerin ve devletlerin çatışma nedenlerini sorgulamaktadır. Metin, Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam dünyasındaki dini yorumların nasıl çarpıtıldığını ve bu yozlaşmanın küresel savaşlara nasıl zemin hazırladığını eleştirel bir dille açıklamaktadır. İlahi dinlerin özündeki evrensel ahlak ilkelerinden kopulmasının insanlığı felakete sürüklediği belirtilmekte ve toplumların bu noktada akıl ve bilimle hareket etmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Siyasi yöneticilerin ve yetersiz din adamlarının iş birliğiyle ortaya çıkan sömürgeci politikalar, Orta Doğu’daki güncel istikrarsızlığın temel kaynağı olarak sunulmaktadır. Sonuç olarak kaynak, barışın ancak saf inanç değerlerine dönülmesi ve cehaletin ortadan kaldırılmasıyla mümkün olabileceğini savunan bir düşünce yazısıdır.

 

Amerika ve İsrail, 28 Şubat 2026 günü İran’a savaş başlattılar.

İran’ın başkenti Tahran ve diğer şehirlerindeki askerî ve sivil kurumları vurdular. İran’da çok yönlü kayıplar oldu.

Bu iki saldırgan devlet, İran’ı hemen yok edeceklerini sanmışlardı ama olmadı; İran müthiş bir karşılık verdi, halk tek vücut oldu.

Saldırganlar şaşırdılar, İran’la anlaşmanın yollarını aradılar. Kırk gün süren savaşın sonunda taraflar, 11 Nisan 2026 günü itibarıyla barış için Pakistan’da görüşmeye başladılar.

Sonucu göreceğiz.

Bu vesileyle üç din (Yahudilik, Hristiyanlık, Müslümanlık) ve dört devlet (İran, İsrail, Türkiye, Amerika) ile ilgili düşüncelerimi özetleyeceğim.

Konuya, “Milletler ve devletler niye savaşırlar?” sorusunun cevabıyla gireyim.

Tarih ve yaşadıklarımız bize insan, millet ve devletlerin; cahillik, çıkar duygusu ve inançları (din) adına savaştıklarını gösteriyor.

Düşünüp araştırdığımızda görürüz ki dinler, insani ve ilahi olmak üzere ikiye ayrılırlar. Din denince akla yetkin varlık (Yaratıcı) gelir.

Din koyma hakkı sırf O’nundur. İnsanların “din” diye ortaya koydukları tasarımlar din olmaz.

Burada, koyucusu Yaratıcı olan bir dinin insan, dünya, ahiret, savaş ve barış hakkında belirlediği kurallara bakalım.

Bu kurallar tüm ilahi dinlerde aynıdır.

Örneğin Yaratıcı özetle der ki:

“Dünyayı ve hepinizi ben yarattım. Dünya hepinize yeter. Benden başkasına tapınmayın. Kavga etmeyin. Adam öldürmeyin. Açgözlü olmayın. Hak yemeyin. Ahlaksızlık yapmayın. Aklınızı kullanın. Çalışın, kazanın…”

Bu kurallara “evâmir-i aşere / on emir” denir. İnsanlık bu kurallara uyarsa barış ve mutluluğu, uymazsa savaş ve mutsuzluğu yaşar.

Kavga ve mutsuzlukların temelinde; yanlış ve yetersiz eğitim, yöneticilerin kapris ve yeteneksizlikleri, yönetilenlerin umursamazlıkları vardır.

Öyleyse insanların iyi eğitilmiş, yöneticilerin ehil ve erdemli olmaları gerekiyor.

Savaşları, acıları ve yoklukları bize çokça canavar ruhlu ve kaprisli yöneticiler yaşatıyor. Yöneticiler bunu bazen dini kullanarak da yaparlar.

Haham, papa, şeyhülislam gibi ehliyetsiz din öncüleri savaşçı yöneticilere bilinçsiz destek verince dünya cehennem oluyor.

Böylelerine: “Hani herkesi yaratan Allah’tı, hani Allah barış istiyordu, hani Allah herkese inanç özgürlüğü vermişti? Niye din savaşlarının tetikçiliğini yapıyorsun, niçin zalimlere alet oluyorsun?” demek; gözünü kan bürümüş yöneticilerle birlikte bu kesimi de bir kenara itelemek herkese düşen bir insanlık görevidir.

Yahudilerin bugünkü Tevrat’ında şunlar yazılı:

“Yabancılar sürülerinizi güdecekler; çiftçileriniz, bağcılarınız olacaklar. Milletlerin servetlerini yiyeceksiniz (İşaya, Bap: 61). Milletleri demir çomakla kıracaksın. Onları bir çömlekçi kabı gibi parçalayacaksın (Mezmurlar, Bap: 2).”

Böyle Tanrı, böyle din kitabı olur mu?

Orta Çağ’da krallar ve papalar birleşerek Kudüs’ü Müslümanlardan almak, dünyayı Hristiyanlaştırmak için çok sayıda “Haçlı Seferi” düzenlediler.

Çocuklar için bile haçlı ordusu hazırladılar.

Orta Çağ’ın papa ve papazları Hristiyanlığı kendileri için gelir kaynağı da yaptılar. İlkel kafalarıyla devlet ve milletlerini geri bıraktılar.

Sonunda Reform ve Rönesans hareketleri yaşandı. Ruhban kesiminin manevi otoritesi sarsıldı, kenara çekildi ama yok olup gitmediler; misyonerlik faaliyetlerini sürdürdüler.

Dünyanın bugün çektiği sıkıntının bir bölümünün sorumlusu yine bu haham, papa ve papaz kesimidir.

İslam dini ilahi dinlerin sonuncusudur. On emir dediğimiz kurallar İslam’da da var.

İslam dini ısrarla tek Yaratıcıya kul olmayı, aklı kullanmayı, bilimi esas almayı, “toptan barışa girmeyi” (ayet) ve samimi olmayı öngörür; ama İslam dünyasındaki hocaların ve Müslümanların çoğu bu evrensel ilkelerin dışındalar.

Emeviler döneminde fitne-fesat hareketleri öne çıktı. Sonraları bedevileşme ve dünyadan kopma öne çıktı; evrensel din ilkelerinin yerini mezhepçilik ve gerilik aldı.

Bu yüzden, gelinen noktada İslam dünyası Musevilik ve Hristiyanlığın bile gerisinde kaldı.

Yahudi ve Hristiyanların başka insanları öldürme, sömürme politikaları tarih olmadı, günümüzde de sürüyor. İran’a saldırı bunun taze örneğidir.

Burada şunu belirtelim: Günümüzdeki Müslüman ülkelerin birçok yöneticisi Hristiyan ve Yahudilere destek vererek İslam ülkelerinin yakılıp yıkılmasına katkı sağlıyorlar.

BOP görevini üstlenenler; Irak, Libya ve Suriye’de yaşanan vahşet ve bölünmenin suç ortağıdırlar.

Amerika ve İsrail İran’a saldırırken on iki İslam ülkesinin üst düzey görevlileri Amerika ve İsrail’e karşı bir dik duruşta bulunamadılar, İran’ı kınadılar.

İnsanlık ve İslam kardeşliğiyle böyle mi olmalıydı?

Önümüze çıkan gerçek şudur: Afrika ve Asya’daki katliam, gerilik ve dağınıklığın esas gerekçelerinden biri kirletilmiş dindir. Böylesi din anlayışı yanlıştır.

İnsanı yaşatmayan, ölüm saçan, ilkellik üreten bir din öğretisi kabul edilemez. Bize orijinal bir ilahi din ile yüzleşmek görevi düşüyor.

 

Devamı var

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!