Mehmet Edip Ören
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Asrın Liderliği mi, Savunma Zafiyeti mi?

Asrın Liderliği mi, Savunma Zafiyeti mi?

featured
0
Paylaş

Mehmet Edip Ören tarafından kaleme alınan bu metin, Türkiye’nin mevcut savunma politikalarını ve yönetim sistemini sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, ülkenin hava sahasının korunmasız olduğunu savunurken, satın alınan S-400 füzelerinin atıl kalmasını ve Batı ile yaşanan F-35 krizini stratejik bir başarısızlık olarak nitelendirmektedir. Ekonomik verilerin ve gelecek vaatlerinin gerçekçi olmadığını ileri süren kaynak, dış politikadaki duruşun somut kazanımlar getirmekten uzak olduğunu vurgulamaktadır. Ayrıca, Orta Doğu’daki çatışmaların insani boyutuna değinilerek, özellikle Tahran gibi Türk nüfusunun yoğun olduğu bölgelerin güvenliğine dair derin endişeler dile getirilmektedir. Sonuç olarak yazı, “dünya liderliği” söylemi ile sahadaki askeri ve diplomatik zafiyetler arasındaki çelişkiyi ortaya koymayı amaçlamaktadır.

 

Mart ayını da yollamak üzereyiz. İki gün sonra 1 Nisan… Yerel politikacıların konuşmalarının şaka, yalanlarının yasal hale geleceği tek gün… Dünya 1 Nisan’ı tek gün olarak kutluyor ama bizim için her gün 1 Nisan.

Hepinize merhabalar olsun. Türkiye birden büyüktür…

Evvelsi sene kuraklık, geçen sene zirai don, bu sene savaş, önümüzdeki yıl seçim ekonomisi… Ne mi anlatmak istiyorum?

Bunları söyleyerek, sonraki 4-5 yılı tahmin etmenizi istiyorum.

Eğer bu ucube sistem devam edecek olursa ki —bu aymazlıklarla biraz öyle görünüyor— seçim sonrası söylenecekleri hemen özetleyeyim… 2028 enflasyonu %30’larda, 2029 enflasyonu %25’lerde, 2030 enflasyonu %15’lerde, 2031 enflasyonu tek hanelerde olacak… Bu lafları duyacaksınız… Bir ihtimal, 2029, 2028’den;

2030, 2029’dan; 2031, 2030’dan iyi olacak, 2031 ise fevkalade olacak… Böyle beyanatlar da olabilir.

Benden söylemesi, sonra da “Demiştik” demesi bizden…

Kimin attığına, ne maksatla attığına girmeyeceğim. Çok zaman alır. Ama bir vakıa var.

İki tane balistik füze, hava sahamıza girdi. Tabiriyle elini kolunu sallayarak Gaziantep ve Hatay’a ulaştı… Eğer Doğu Akdeniz’deki —pardon White Sea’deki— NATO gemisi olmasa idi menziline ulaşıp patlayacaktı… Hava sahamızın halini daha da anlatmama gerek var mı? Tıpkı gelenin geçtiği, geçmeyenin de zorla geçirildiği kara sınırlarımız gibi… Yahu, bizim S-400’lerimiz nerede?

Hani bunlar konuşlu idi? Hani daha da alacaktık? Sahte kabadayılığın ömrü, ilk yumruğu yiyip yere yığılana kadardır.

Ana resme baktığımızda halimiz bu… Gene herkeste olan ama bize verilmeyen Patriot’lar, başta Malatya olmak üzere geçici olarak bir Yunan subay komutasında ülkemize konuşlandı.

Diyeceksiniz ki, niye Malatya? Çünkü Kürecik Radar Üssü orada.

Bu üs, İran’dan havalanan sineği bile haber veren bir radar konumunda.

Yoksa bizim can güvenliğimiz NATO’nun burnunda, kulağında falan değil… Yaşar ne yaşar ne yaşamaz paşa da laf salatası yapıyor.

En uygun sistem devreye girermiş. NATO gemisi bize mi ait ki en uygun sistem olsun?

Çabalamayın, battıkça batıyorsunuz… Adamın oğlu bağırıyor: “Baba hırsız var!” Baba, “Oğlum al getir” der… Oğlan, “Gelmiyor” der.

Baba, “O zaman sen gel” deyince cevap peşinden gelir: “Baba bırakmıyor…” Bizimki ondan beter.

Parası ödenmiş F-35’ler gasbedildi. F-16 satış ve modernizasyonu da iptal.

Patriot’lar zaten yok… Peki biz niye İsveç ve Norveç’in NATO üyeliğini onayladık? Bütün bunlar S-400 aldık diye başımıza geldi ama onları da kullanamıyoruz… Ülkeyi bu duruma düşürürsen “Asrın Lideri-Dünya Lideri” olursun, yersen…

İçeride; her yılbaşı Galata Köprüsü’nü kapatan Bilal oğlan başta olmak üzere kahveci basanlar, kola dökenler ve bilumum diğer artistler;

Dışarıda; komple Arap ve Müslüman devletler… Alayınızın toplamı, İspanya’nın kırıntısı bile olamadı… Bana göre İslam’ın yanında ABD ve İsrail’e karşı çıkan yegane lider İspanyol Sn.

Sánchez… Yahudi Üstün Cesaret Madalyası sahibi birisi, parmağındaki alyansta (!) gitmesin diye gıkını bile çıkaramazken, bu İspanyol hepsine kök söktürüyor.

En son büyükelçisini geri çekti…

İran-Evanjelist savaşını herkes kendi düşünceleri çerçevesinde ellerini ovuştura ovuştura seyrediyor… İslami (!) kesim, “Bunlar Şia” diye sözü ağza getirmeden içinden seviniyor… Demokrat-Laik kesim ise molla rejimi gidecek diye beklentide… Olan kime mi oluyor?

Her daim olduğu gibi Türklere… Tahran’a her bomba düşüşünde yüreğim parçalanıyor… Tahran’ın en yoğun Türk kentlerinden biri olduğunu biliyor musunuz?

Size yaşanmış bir olay anlatayım… Yanılmıyorsam 2010 yılı idi.

Asrın sel felaketine uğramış Pakistan’a gidip bir yol ve yardım belgeseli çekimi için kameraman arkadaşım Hüseyin İmancı ile Ankara’dan yola çıktık… Bu hikaye çok uzun; başımıza gelenleri ve yaşadıklarımızı kaleme alsam roman hacmini geçer… Her neyse, ben ilgili kısımla sınırlı kalayım… Tahran’a geldiğimizde elçiliğin nerede olduğunu öğrenmemiz gerekiyordu.

Ben önceki tecrübelerimle şoföre “Kenara çek” dedim ve ilk gördüğüm birisine Türkçe sordum.

Adam arabaya baktı, bize baktı; “Türkiye’den mi gelirsiz?” dedi, boynumuza sarıldı.

“Tarifle olmaz ben götürürem” diyerek öne bindi. Mesafe uzundu; İstanbul’a göre Pendik-Kadıköy, Ankara’ya göre Çankaya-Keçiören gibi düşünün.

Elimizle koymuş gibi elçiliğe ulaştık. Karnımızı doyurmak istedi, teşekkür ettik.

Ayrılırken dönüş taksi parası vermek isteyince de azarlandık… Sözün kısası Tahran, böyle bir yer… Şimdi anladınız mı, her bomba niye içime düşüyormüş gibi geliyor?

Hepinizi Yaradan’ıma emanet ediyorum. Hoşça kalınız.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!