Müyesser Yıldız
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Nedir bu yerel yönetimler özerklik şartı?

Nedir bu yerel yönetimler özerklik şartı?

featured
0
Paylaş

Bu makale, Türkiye’deki terörle mücadele süreci ve parlamento çalışmalarının gölgesinde, teröristbaşının ve siyasi temsilcilerinin yerel yönetimler özerklik şartı üzerinden sundukları talepleri eleştirel bir dille ele almaktadır. Yazar, devletin en üst kademelerinden gelen “terörsüz Türkiye” mesajlarını, örgüt liderinin “entegrasyon” adı altında dayattığı anayasal vatandaşlık ve öz yönetim hedefleriyle karşılaştırmaktadır. Özellikle Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı üzerindeki çekincelerin kaldırılması talebinin, aslında bir tür siyasi özerklik hazırlığı olduğu savunulmaktadır. Kaynak, iktidarın çözüm umudu ile terör odağının stratejik talepleri arasındaki derin uçuruma dikkat çekerek sürecin risklerine vurgu yapmaktadır. Nihayetinde yazı, silah bırakma vaadinin arka planında yatan idari ve hukuki dönüşüm dayatmalarını sorgulayan bir analiz sunmaktadır.

 

Bölücü terör örgütü PKK, 30 keleşi yakma dışında silah bırakıp teslim olmamışken;

Suriye PKK’sı YPG/SDG, “Rojava” dedikleri bölgede “öz yönetim”i kurarken;

İktidar medyası yazarının bile “Batı’nın çöpü” dediği, YPG/SDG’nin başındaki Mazlum Kobani, Münih Güvenlik Konferansı’na adeta Suriye Dışişleri Bakanının eş başkanıymış gibi katılıp uluslararasılaştırılırken;

AKP-MHP’nin birlikte yol yürüdüğü DEM’in eş başkanı Tuncer Bakırhan, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Irak’taki teröristlere yönelik sözlerine, “Uyarıyoruz: Irak ne Libya’ya ne de Suriye’ye benzer” tehdidiyle cevap verirken;

Meclis’teki PKK komisyonu adına İmralı’ya gittiklerinde teröristbaşının AKP’li Şamil Tayyar’a göre, “Yaz Gülistan”, bir başka iddiaya göre de, “Fotoğrafımızı çek Gülistan” dediği DEM Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, teröristbaşının yakalanmasının 27’nci yıl dönümünü “uluslararası bir komployla getirilmesinin yıl dönümü” olarak nitelendirip “Kürt sorunundan, anayasal yurttaşlıktan, inkâr değil yüzleşmeden” söz ederken;

Ve dahi DEM, PKK ile Kürt kökenli vatandaşlarımızı bir güzel eşitler şekilde;

En başta “terörsüz Türkiye süreci, terör örgütü, terör belası” gibi kavramlara itirazla, “Kürt meselesinin terör kavramı ile anılamayacağını”, sorunun “kimlik, kültür, Kürt halkının eşitlik ve özgürlük hakları” olduğunu vurgulayıp en başta ana dil talebinde bulunarak PKK komisyonunun raporuna muhalefet şerhi koymuşken;

Komisyonun hazırladığı ortak rapor taslağı alay-ı valayla açıklandı.

TBMM’nin ve komisyonun başkanı Numan Kurtulmuş, “terör meselesinde tarihi bir dönemden geçtiğimizi”, “Türkiye’nin küresel güçlerin hilafına bölgede barışın öncüsü olmaya devam edeceğini” bildirdi.

Etiyopya-Türkiye yolunda; “Suriye’de terörsüz bölge idealimizi destekleyen sevindirici gelişmeler yaşandığını” belirtip “terörsüz Türkiye” konusunda, “Meselenin hukuki ve toplumsal boyutunu da sürekli ele alıyoruz. Gerek Meclis Başkanımızla gerekse komisyondaki arkadaşlarımızla bu işi çok sıkı tutuyoruz. Sabırla, akılla, kararlılıkla bu yolda elhamdülillah yürüyoruz. Bu yolun sonunda yurdumuza yıllarca zarar vermiş terör sorunu, gündemimizden inşallah ebediyen çıkacaktır.”

Diyen Erdoğan, komisyon raporu açıklandıktan sonra da şunları söyledi:

“Tarihi bir adım attık. Komisyonumuz raporu ile sürece ivme kazandıracak bir perspektif ortaya koymuştur. Yol haritası niteliğindeki bu raporu önemli bir kazanım olarak görüyorum. Silah bıraktığını ilan eden terör örgütünün tamamen tasfiyesi noktasında bazı adımlar atılacak.”

EŞ GÜDÜM VE TERÖRİSTBAŞININ SON BUYRUKLARI

Teröristbaşına bakalım.

Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Av. Özgür Faik Erol’dan oluşan İmralı heyeti son olarak pazartesi günü adaya gitti.

Dönüşte, görüşmeye ilişkin açıklamanın salı günü yapılacağı duyuruldu.

Ama ne hikmetse Mithat Sancar aynı akşam bir televizyonda teröristbaşıyla 3 saat ne görüştüklerini anlattı.

Teröristbaşı, “Bu toplantı entegrasyona giriş toplantısıdır” diyerek görüşmeyi başlatmış… 16 aylık süreci değerlendirirken, “Birinci aşama bitmiştir… Birinci aşamanın özü PKK’nın kendisini feshetmesi ve silah bırakmasıydı. Bu stratejik bir karardır.”

Demiş… İkinci yani “entegrasyon” aşaması konusunda şunları söylemiş:

“Rojava’da Kürt halkının ve diğer halklarla birlikte yürütülen mücadelenin kazanımları vardır. Entegrasyon sadece basit bir bütünleşme değildir; varlığın ve hakların tanınması, demokrasi ve kazanımların korunması bu sürecin temel parçasıdır… Demokratik cumhuriyetin inşası çok önemli ve çok ciddi bir meseledir. Entegrasyon ancak demokratik cumhuriyetle mümkündür. Uzun ömürlü, erimli yeni bir yüzyılı inşa etmekten söz ediyoruz. Günü değil, tarihi kurtarmaktan söz ediyoruz. Ve bu, Kürtsüz olmaz.”

Bir de bu ikinci sürecin “mimarisini oluşturup ilerleyebilmek” için; “iletişim ve çalışma koşullarına dair düzenlemelerin kaçınılmaz olduğunu” kaydetmiş.

 

“AF YOK AİHM VAR” GİBİ ÖZERKLİK YOK BU VAR

Sancar’ın konuşması yüzünden midir, beklenen başka bir şey mi vardı, bilinmez;

Ama DEM açıklamayı salı değil, dün komisyon raporuyla eş zamanlı yaptı.

O açıklamada da teröristbaşının, “demokratik entegrasyon sürecine geçişten” ve “bu sürecin inkârı ve isyanı sona erdirme süreci olduğundan” söz edip özetle şöyle konuştuğu duyuruldu:

“TBMM Komisyon raporunun temel toplumsal gerçeklerle uyumlu olması gerekir… ‘Terörü tasfiye’ mantığıyla yaklaşan bir siyaset çözümü değil, çözümsüzlüğü ifade eder… Meseleyi birkaç ceza hukuku maddesi değişikliğine indirgemek doğru olmaz.

Entegrasyonun temel ilkeleri 27 Şubat bildirgesinde var. Bu bir siyasi programdır.

Bir vatandaşlık tanımı meselesi var… Anayasal vatandaşlık da denebilir ama özgür yurttaşlık, bundan daha geniştir… Başkasına dinini ve dilini empoze edemiyorsan, milliyetini de etmemelisin… Demokratik toplum, toplumsal hüviyetini özgürce inşa edebilmeyi ifade eder.

Toplumun kültürel unsurları vardır; sağlık kurumları, eğitim ve spor kurumları, hastaneleri, ekonomi kurumları olur… Bunlar entegrasyonumuzun ana ilkeleri ve örgütlenme modelidir… Suriye için de önerdiğimiz budur.

Yerel demokrasi dediğim şu: Bir kent ya da köy olabilir, bunların kendilerini özgürce ifade etme ve kendilerini yönetme hakkı olmalıdır.

Yerel yönetimin şartları belli. Ayrı devlet, bölge demiyorum. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın toplumsal gerçekliğimizle uyumlu ve genişletilmiş bir hali de buna güçlü bir dayanak olur.”

Ez cümle; teröristbaşı, ikinci aşamada Türk vatandaşlığı tanımının değiştirilmesi ve Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın genişletilmesini, yani çekincesiz uygulanması gerektiğini buyurmuş.

İkinci buyruğunun üzerinde duracağız; çünkü burada da, “Öcalan’a af yok, AİHM kararlarının uygulanması var” denildiği gibi, “özerklik istenmiyor, Yerel Yönetimler Şartı isteniyor” şeklinde kelime oyunu yapılabilecek bir durum söz konusu.

En baştan şunu belirtelim; birinci açılım sürecinde de teröristbaşı, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın uygulanmasını şart koştu.

AKP o zamanki seçim bildirgesinde bu şarttaki çekincelerimizin kaldırılacağı vaadinde bulunurken, CHP de destek verdi.

13 yıl sonra teröristbaşının buyruğuyla yeniden gündemimize girecek olan bu şartın ne olduğunu hatırlatalım.

Birincisi; sözleşmenin ikinci maddesinde, “özerk yerel yönetimler ilkesinin ulusal mevzuatla ve uygun olduğu durumlarda anayasa ile tanınması” öngörülüyor.

İkincisi; Türkiye bu sözleşmenin tam 7 maddesi ve 10 paragrafına çekince koyarak imzaladı. İşte o madde ve paragraflar:

– Yerel makamları doğrudan ilgilendiren konulara ilişkin planlama ve karar alma süreçlerinde kendilerine olanaklar ölçüsünde zamanında ve uygun biçimde danışılacak.

– Kanunla düzenlenmiş daha genel hükümlere halel getirmemek koşuluyla, yerel makamlar kendi iç idari örgütlenmelerini bunları yerel ihtiyaçlara uyumlu kılmak ve etkin idare sağlamak amacıyla kendileri kararlaştırabilecek.

– Yerel makamlara sağlanan kaynakların dayandığı mali sistemler, görevin yürütülmesi için gereken harcamalardaki gerçek artışların mümkün olduğunca izlenebilmesine olanak tanımaya yetecek ölçüde çeşitlilik ve esneklik taşımalı.

– Yeniden dağıtılan kaynakların yerel makamlara tahsisinin nasıl yapılacağı konusunda kendilerine uygun bir biçimde danışılacak.

– Yerel makamlara yapılan hibeler belli projelerin finansmanına tahsis edilme koşulu taşımayacak.

Hibe, yerel makamların yetki alanları içinde kendi politikalarına ilişkin olarak takdir hakkı kullanmadaki temel özgürlüklerine halel getirmeyecek.

– Her devlet, yerel makamların ortak çıkarlarının korunması ve geliştirilmesi için birlikte üye olma ve uluslararası yerel makamlar birliklerine katılma hakkını tanıyacak.

– Yerel yönetimler kendi yetkilerinin serbestçe kullanımı ile Anayasa veya ulusal mevzuat tarafından belirtilmiş olan özerk yönetim ilkelerine riayetin sağlanması amacıyla yargı yoluna başvurmak hakkına sahip olacak.

Bahçeli’nin hesabına göre, teröristbaşı “umut hakkı” karşılığında şartsız şurtsuz PKK’yı feshedecek ve silah bıraktıracaktı, değil mi?

Bu daha başlangıç, durun bakalım “kurucu önderlik” daha neler neler isteyecek!..

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!