Rıza Tahir Yel
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diplomalar Duvar Süsü mü Oluyor? Eğitimde ‘Kağıt Üstü’ Başarının Sonu!

Diplomalar Duvar Süsü mü Oluyor? Eğitimde ‘Kağıt Üstü’ Başarının Sonu!

featured
0
Paylaş

Yıllarca “oku da adam ol” denilerek diploma peşinde koşturulan nesiller, bugün işsizlik ve yetkinlik kriziyle karşı karşıya. Eğitim sistemi sadece mezun mu veriyor yoksa gerçekten insan mı yetiştiriyor? Diploma odaklı sistemin neden iflas ettiğini ve mesleki becerinin yükselen değerini masaya yatırıyoruz.

 

Türkiye’nin yükseköğretim sistemi alarm veriyor. Rakamlar soğuk ama acımasız bir gerçeği ortaya koyuyor: Gençlerimiz üniversiteye olan inançlarını kaybetti.

2025 yılı YKS’ye başvuran öğrenci sayısı, bir önceki yıla göre tam 560 bin azaldı. Bu, son yılların en büyük düşüşü. 2024’te 3 milyon 120 bin 870 kişi başvururken, 2025’te bu sayı 2 milyon 560 bin 640’a geriledi. Peki bu dramatik düşüşün arkasında ne var?

Daha çarpıcı olan ise şu: Tercih hakkı kazanan 2 milyon 755 bin adaydan 1 milyon 85 bin kişi hakkı olmasına rağmen tercih bile yapmadı. Yani her üç adaydan biri “Yok, üniversite istemiyorum” dedi. Sadece bu bile sistemin ne kadar büyük bir krize girdiğinin kanıtı.

KAZANDI AMA KAYIT YAPTIRMADI

İşin daha acı tarafı ise kazandığı halde kayıt yaptırmayanlarda. 2024-2025 eğitim öğretim yılında üniversiteye yerleşme hakkı kazanan yaklaşık 336 bin öğrenci kayıt yaptırmadı. Bu rakam, basit bir hesapla 10 orta ölçekli üniversiteye denk geliyor.

Lise son sınıf öğrencilerine baktığımızda tablo daha karamsar: 1 milyonu aşkın lise son sınıf öğrencisinden yaklaşık 200 bin tanesi sınava başvuru bile yapmadı. Başvuranların ise sadece yüzde 48,5’i tercih yaptı. Geçmiş yıllarla kıyasladığımızda bu oran sürekli düşüyor: 2022’de yüzde 60, 2023’te yüzde 55, 2024’te yüzde 50, 2025’te ise yüzde 48,5.

ÜNİVERSİTEYİ TERK EDENLERİN DRAMİ

Sorun sadece başvuru ve kayıt aşamasında değil. 2024-2025 eğitim öğretim yılında tam 157 bin 530 öğrenci üniversiteyi bıraktı. 2023-2024’te bu sayı 131 bin 883’tü. Son beş yılda ise neredeyse 2 milyon öğrenci üniversite eğitimini yarıda bıraktı.

Başkent Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Burhanettin Dönmez ‘in tespiti çok net: “Üniversite, kamusal bir kurum olmaktan çıkıp yatırım alanı gibi algılanmaya başlandı. Eskiden üniversite mezuniyeti Türkiye’de büyük ölçüde iş garantisi anlamına geliyordu. Bugün ise üniversite öğrencilerinin en büyük sorunu istihdam.”

EKONOMİK BUHRAN VE BARINDIRMA SORUNU

Gençlerin üniversiteden soğumasının en temel nedeni ekonomik kriz. Barınma maliyetleri, eğitim giderleri, günlük yaşam masrafları… Aileler artık çocuklarını üniversiteye göndermekte zorlanıyor. Vakıf üniversitelerinde kontenjan doluluk oranı 2024’te yüzde 97,5 iken, 2025’te yüzde 88,5’e geriledi. Devlet üniversitelerinde ise yüzde 99,7’den yüzde 99,2’ye düştü.

Rehberlik uzmanı Salim Ünsal, durumu şöyle özetliyor: “Öğrenciler sistemden umutlarını kesti. Üniversite mezunlarının genellikle kendi alanlarında değil farklı alanlarda ve düşük ücretlerle çalıştırılması, gençleri düşündürüyor.”

DİPLOMANIN DEĞER KAYBETTĞI DÖNEM

Üniversite diplomasının değeri de hızla eriyor. TÜİK verilerine göre 2006-2022 arasında ilköğretim mezunlarının ortalama ücreti yüzde 987 artarken, üniversite mezunlarının aldığı ücret sadece yüzde 622 arttı. Yani diploma, eskisi kadar ekonomik fark yaratmıyor.

Özel sektör artık “Bu işi yapabiliyor musun?” sorusunu soruyor. Küresel ölçekte bazı büyük şirketler diploma şartını kaldırdı bile. Lisans mezunu bir bireyin ilk defa iş aramaya başlaması ile iş bulması arasında geçen ortalama süre 13,6 ay. Bu süre boyunca genç insanlar ne yapacak?

MÜFREDATİN İŞ DÜNYASINDAN KOPUKLUĞU

Üniversitelerimiz yıllardır iş dünyasının beklentilerinden kopuk bir şekilde “diplomalı işsiz” yetiştiriyor. Özellikle fen-edebiyat fakülteleri başta olmak üzere birçok fakülte bilim üretmek amacıyla kurulmuş olmasına rağmen, öğrencilerin çok büyük bir bölümü sadece öğretmen olmak için bu bölümlere yöneliyor. Ancak bu alan da tıkandı.

2024 yılında yapılan kontenjan düzenlemesi ile devlet üniversitelerinde 55 bin kontenjanlık azaltmaya gidildi. Bu cesur adım olsa da, sorun sadece kontenjan değil; eğitimin kalitesi, içeriği ve iş dünyasıyla uyumu.

GELECEĞİ NASIL KURTARIRIZ?

Üniversitelerimiz pedagojik, etik ve akademik olarak özüne dönmeli. Sayı değil, nitelik önemli olmalı. Kontenjan planlaması istihdam piyasası beklentilerine göre yapılmalı. Müfredatlar güncellenmeli, teorik bilgiden ziyade uygulama ağırlıklı bir eğitim modeli benimsenmeli.

YÖK, ÖSYM ve MEB’in artık gerçeği görmesi gerekiyor: Diploma dağıtan kurumlar değil, gençlere gerçek anlamda gelecek sunan, onları hayata hazırlayan, nitelikli eğitim veren kurumlar yaratmalıyız.

Gençlerimiz üniversiteye sırt çevirmedi; üniversiteler gençlere sırt çevirdi. Eğer acilen reform yapmazsak, önümüzdeki yıllarda bu rakamlar daha da kötüleşecek. Belki de bazı üniversiteler öğrenci bulamayacak duruma gelecek.

336 bin genç kazandığı halde kayıt yaptırmadı. 1 milyon genç tercih bile yapmadı. 157 bin genç üniversiteyi bıraktı. Bu sayılar haykırıyor: “Bu sistem çalışmıyor!”

Artık dinleme vakti. Değişim vakti. Gençlerimizi eğitime geri kazanma vakti.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!