Bu makale, Türkiye’deki Diyanet İşleri Başkanlığı içerisinde yaşandığı iddia edilen bir usulsüzlük ve ayrıcalık vakasını ele almaktadır. Bir cami müştemilatındaki lojmanın, üst düzey bir bürokratın eşi olan Kur’an kursu öğreticisine tahsis edilerek resmi kayıtlardan usulsüzce silindiği öne sürülmektedir. Göreve yeni atanan bir müezzinin hak arayışı üzerinden şekillenen olayda, lojmanda yıllarca kira ödenmeden oturulduğu ve bu durumun idari makamlarca korunduğu vurgulanmaktadır. Yazar, toplumdaki dindarlık algısını sorgulayarak kamu kaynaklarının şahsi çıkarlar için suistimal edilmesini eleştirel bir dille aktarmaktadır. Nihayetinde konu, yerel mercilerin çözüm üretmemesi üzerine CİMER aracılığıyla Cumhurbaşkanlığına kadar taşınmıştır.
Günlerdir Erdoğan’ın oğlu ve İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Necmeddin Bilal Erdoğan’ın, “Yeniden bu toplumda, ‘Dindar olan insan iyidir’ yargısını güçlendirmek zorundayız. Müslümanlar olarak bizim dinimizi doğru temsil etmemizin yolu, bu toplumda iyiliklerin kaynağının yine Müslüman insanlardan, yine dindar insanlardan geldiğini muhakkak ve kesin şekilde yerleştirmekten geçtiğini düşünüyorum.” şeklindeki açıklaması üzerine yorumlar yapılıyor.
“Dindar olan insan iyidir” yargısındaki büyük irtifa kaybının en çok ne zaman ve neden yaşandığı hepimizin malûmu. AKP iktidarında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın en tartışılan kurum haline gelmesi gibi acı bir gerçekliğimiz de var.
Bilal Erdoğan’ın özeleştiri niteliğindeki o sözleri gündemdeyken, sıcağı sıcağına bir camimizde yaşanan ve Cumhurbaşkanlığı’na kadar intikal eden bir lojman savaşını anlatalım.
Büyük ilçelerimizden birindeki söz konusu caminin müştemilatında iki lojman var. Lojmanlardan biri caminin imam-hatibine tahsisli. Diğerinin ise 24 saat esasına göre görev yaptığından, öncelik hakkı gereği müezzine tahsis edilmesi gerekiyor. Ancak böyle olmuyor; Kur’an Kursu Öğreticisine veriliyor. 2018’e kadar N.Y., 2018’den bugüne kadar da E.K. isimli kadın öğretici oturuyor.
Kur’an kursu denilen, 70-80 yaşlarında üç-dört kadına akşamları birkaç saat verilen dersten ibaret.

KAYITLARDAN BÖYLE SİLİNMİŞ
Mart 2022’de bu camiye bir müezzin atanır. Öğreticiye verilen lojmanın kendisine tahsis edilmesi için girişimde bulunduğunda ise şunu tespit eder:
2021’de Diyanet İşleri Başkanlığı Yönetim Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün sözlü talimatıyla bu lojman Bilgi Yönetim Sisteminden düşürülmüş, bir anlamda buharlaştırılmıştır. Ama Kur’an Kursu Öğreticisine, “Artık böyle bir lojman yok.” denilerek bildirimde bulunulmamış, yani burasını boşaltması istenmemiştir.
Müezzin, araştırmasını derinleştirdiğinde de; bu işlemi yaptıran ve yakın zamanda Diyanet İşleri Başkanının değişmesinden sonra görevden alınıp Başkanlık Müşavirliği kadrosuna atanan, dönemin o genel müdürlük yetkilisinin, buharlaşan bu lojmanın tahsis edildiği Kur’an Kursu Öğreticisinin eşi olduğunu öğrenir.
Bir başka detay; Diyanet İşleri Başkanlığı Yönetmeliği’nde, cami görevlisi olmayan ama lojmanda oturanların belli bir miktarda kira bedeli ödemesi öngörülürken, onların 7 yıldır tek kuruş ödemediği ortaya çıkar.
Ez cümle, tüm bu iddialara göre; bir Diyanet yöneticisi ile Kur’an Kursu Öğreticisi eşi, yıllardır “olmayan” bir lojmanda hem haksız hem hukuksuz şekilde oturmaktadır.
Müezzin, durumu cami imamına ve ilçe müftüsüne bildirip hukuksuzluğun ortadan kaldırılması amacıyla gerekli işlemleri yapmak için izin ister. Evvela Kur’an Kursu Öğreticisinin eşi olan Diyanet yetkilisi ile görüşmesi önerilir. O da görüşüp, lojmanı boşaltmalarını, aksi halde dava açacağını ve 4 yıllık maddi kayıplarının tanzim edilmeyesini isteyeceğini söyler. Diyanet yetkilisi, “Buradan ayrılmayacağım. İstediğini yap.” karşılığını verir.
Bunun üzerine geçtiğimiz Kasım’da önce İlçe Müftüsü M.O.’ya dilekçeyle başvurup; kayıtlardan düşülmüş olan lojmanın yeniden Diyanet İşleri Başkanlığı sistemine işlenmesini ve öğreticinin tahliye edilerek, lojmanın kendisine tahsisini talep eder.
Ancak Müftülükten 1 ay sonra, “Talebinizin müsbet değerlendirilmesi cihetine gidilememiştir.” cevabı gelir. Bu defa da CİMER’e yazıp durumu detaylı şekilde anlatır ve “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ndeki saygınlığına leke düşürecek bu durumun adliye boyutuna taşınmadan halledilmesini Sayın Cumhurbaşkanı’nın zat-ı devletlerinden istirham ederim.” der.
Bakalım, CİMER başvurusu nasıl sonuçlanacak…