Bu metin, Türkiye’deki PKK’nın silah bırakma süreci ve Suriye’deki siyasi yapılanma üzerinden yürütülen tartışmaları eleştirel bir perspektifle ele almaktadır. Yazar, TBMM Başkanı ve hükümet yetkililerinin açıklamalarını referans göstererek, terör örgütünün tasfiyesi için öngörülen yasal düzenlemelerin ve devlet kurumlarına entegrasyon modelinin risklerine dikkat çekmektedir. Özellikle Suriye’nin bir “laboratuvar” olarak kullanıldığı ve buradaki özerk yapıların meşrulaştırılmasının Türkiye için bir emsal teşkil edebileceği savunulmaktadır. Metin boyunca, İmralı ve Kandil hattındaki taleplerin devletin bekası üzerindeki etkileri sorgulanırken, teröristbaşı ve uzantılarının siyasi ortaklık arayışları sert bir dille analiz edilmektedir. Sonuç olarak kaynak, mevcut sürecin Türkiye’nin üniter yapısına yönelik olası tehditlerini ve aktörler arasındaki çelişkili beyanları özetlemektedir.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun ifadesiyle “korsan şekilde”, yani Meclis Genel Kurulu’ndan onay almadan PKK komisyonunu kuran TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş; Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşanan okul katliamları üzerine, “Amasız, fakatsız, hiçbir tereddüt içerisinde olmadan Meclis’te süratle çok ciddi bir araştırma komisyonu kurulmalı” çağrısında bulundu.
Kurtulmuş’un bu önerisinin ardından da son yasama döneminde çocuklarla ilgili iki komisyon kurulduğu halde üçüncü bir komisyon kuruldu. Hepimizin canını yakan okul saldırılarına ilişkin komisyonun kurulmasında olağan süreç işletildiği halde, 40 yıldır canımızı yakan bölücü terör konusundaki komisyon neden olağanüstü bir süreçle ve alelacele kuruldu? Çünkü güya PKK kendisini feshetmiş ve silah bırakmıştı!..
Şimdi de teröristler için “yasal sürece” geçilmesi konuşuluyor. Erdoğan’ın 9 Nisan’daki AKP MKYK toplantısında, süreçte gelinen aşamanın son derece kıymetli olduğunu belirterek, “Bu tarihi fırsat. Artık yasal sürece ‘Bismillah’ demenin zamanı geldi” dediği bildirildi.
Aynı gün TBMM Başkanı Kurtulmuş, şöyle konuştu:
“Örgütün tamamıyla kendisini feshettiği ortaya konmalı. Örgütün silahları bütünüyle teslim edilmeli ve bununla paralel olarak raporumuzda ifade ettiğimiz gibi gerekli yasal düzenlemenin yapılması gerekir… Örgütün de kendi sorumluluklarını yerine getirmesi ve başta mutabık kalınan silahların bırakılma sürecinin hızlandırılması en temel beklentimizdir.”
Demek ki, PKK kendini feshetmemiş ve silah bırakmamış!..
Tartışmalara Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da, “DEM’in süreç konusunda net olması, kamu kurumları ve devlete ödev yükleme üslubundan vazgeçmesi gerekiyor” sözleriyle katılınca; DEM Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Yasa yapma yeterliliği iktidardadır. Zamana yayan sizsiniz… Demokrasi şarta bağlanamaz, pazarlık konusu da yapılamaz” karşılığını verdi.

AKP Sözcüsü Ömer Çelik, 13 Nisan’daki MYK sonrası MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın bir sunum yaptığını açıkladı. Neden sadece AKP? Süreç ortağı MHP, “utangaç destekçi” CHP veya diğer partilere niye sunum yok?! Bu meçhul yola nasıl çıkılmıştı? MİT başta olmak üzere güvenlik birimleri, PKK’nın silahları tamamen bıraktığını bildirecek, ondan sonra yasal düzenlemelere geçilecekti. Demek ki, DEM/PKK bu denklemi de kabul etmiyor.
Model “Suriye Laboratuvarında” Üretiliyor
Trump’ın “sömürge valisi” Tom Barrack, Antalya Diplomasi Forumu’nda; Suriye’nin diyalog ve iş birliğini test etmek için önemli bir “laboratuvar” olduğunu vurguladı. Suriye’nin başına getirilen HTŞ lideri Colani/Şara ile PKK/YPG’nin başı Mazlum Kobani arasındaki diyalogdan bahsediliyor.
Görüşmelerin merkezinde, “SDG’nin resmen feshedildiğinin duyurulması ve Kürt temsilcilerin Suriye devletinde üst düzey hükümet kadrolarına atanmasının” olduğu bildirildi. Haseke Valiliğine atanan Nureddin İsa Ahmed süreci, “özerk yönetimin sonu değil, devlet kurumlarına dahil edilerek bir üst seviyeye taşıma” olarak tanımladı.
Sözde meclisin genel ilişkiler ofisi başkanı Hasan Muhammed Ali’nin açıklamaları ise modelin detaylarını veriyor:
-
Kürtler yeni dönemde devletin sadece bir parçası değil, asli ortağı olacak.
-
Özerk yönetimin tüm kurumları resmiyet kazanacak.
-
SDG resmi bir güç ve fiili bir ortak haline gelecek.
-
Özde bir ademi merkeziyetçilik uygulanacak.
Dahası; Mazlum Kobani’nin Kürtçenin eğitim dili olmasında ısrar ettiği ve Colani’nin Kobani’ye Cumhurbaşkanı yardımcılığı teklif ettiği öne sürülüyor.
“Devletin Demokratik Kanadı” Olacakmış
MHP Lideri Bahçeli’nin “kurucu önder” ilan ettiği teröristbaşına İmralı’da ev/çalışma ofisi yapıldığı iddiasına Adalet Bakanı Akın Gürlek “Ha-vet” şeklinde cevap vermişti. Teröristbaşının Şubat ayındaki görüşmelerde şu şartları öne sürdüğü iddia ediliyor:
-
Statü Talebi: “Bir bina yapmışlar… Ne hapishanedir ne evdir… Bu statü ile yaşayamam.”
-
İcra Yetkisi: “İcranın başında benim olmam lazım… Özgürlüğüm icra için gerekli.”
-
Siyasi Haklar: “Yasa bütün arkadaşları kapsamalı. Meclis’e gelmeyeceğiz ancak diğer siyasi haklarımızı koruyacağız.”
-
Yeni Rol: “Bu kadar kitlenin yol göstericisi olarak ben de devletin demokratik kanadı olurum.”
Ez cümle; ABD-İsrail’in Suriye laboratuvarında ürettiği model kapsamında, “manevi evladı” Mazlum Kobani Cumhurbaşkanı yardımcısı yapılacaksa, İmralı’daki teröristbaşı ne istemez ki?!