DOLAR 13,71940.4%
EURO 15,56840.18%
STERLIN 18,2262-0.32%
ALTIN 786,210,93
BIST 1.910,411,61%
BITCOIN 673175-7,21%
Ankara
11°

KAPALI

06 35

İMSAK'A KALAN SÜRE

Tarihin Kalbi Ermenek’te Attı

0

BEĞENDİM

ABONE OL
Ermenek: “Kahraman İnsanların Yeri, Yiğit Yeri” veya "Cennet Bağları", “Üzüm Bağları” olarak adını tarihte duyurmuş bir saklı cennettir.
 
Tarihler Oğuzların Anadolu'ya yayılışını gösterir. Oğuzlardan Karaman Beyi Nure Sofu yolunu bu saklı cennete çevirir. Ermenek'e yerleşir. 1255'te ölümünden sonra oymağının liderliğini üstlenen Oğlu Kerimüddin Karaman Bey ERMENEK başkent olmak üzere Karamanoğulları Beyliğini resmen kurar.
 
Daha sonra bu beyliğin başına Karamanoğlu Mehmet Bey geçer. Bir ferman sesi duyulur Karamanoğlu Mehmet Bey’den:
 
13 Mayıs 1277
 
“BUGÜNDEN SONRA DİVANDA, DERGÂHTA, BARİGÂHTA, MECLİSTE VE MEYDANDA TÜRKÇEDEN BAŞKA DİL KULLANILMAYACAKTIR.”
 
Ermenek; tarihiyle, doğasıyla, havasıyla, insanlarıyla bütünleşen Türkçenin başkentidir. Okuma oranı en yüksek ilçelerden biridir. Bu sebeple Türkçeye, tarihe, edebiyata düşkünlüğümüz bir başkadır bizim. Aşktır bizimkisi, hiçbir çıkar gözetmeyiz.
 
Nerede bir tarih, dil, edebiyat konferansı varsa kaçırmamaya çalışırız. Ben de o âşıklardan biriyim. Yıllardır hangi hoca nerede, ne sunum yapacaksa fırsat buldukça oralara gitmeye çalışırdım. Hocalarımla tek tek tanışıp sözü bir noktada Ermenek’e bağlardım.


 
Yıllar önce Gaziantep Üniversitesinde konferansa Prof. Dr. Yusuf  Halaçoğlu Hocamın geleceği bilgisini alıp hemen konferans salonuna gitmiştim. Bir fırsat bularak kendisiyle tanıştım, bana: “Nerelisin?” diye sormuştu. Ben de: “Ermenekliyim”, demiştim. Bunun üzerine Hocam : “Hemşehriyiz o zaman, ben de Kozanlıyım”, diyerek gülüşmüştük. Akşamında Gaziantep Türk Ocağında sohbeti vardı, oraya son anda katılmıştım ve bana yönelerek “katıksız Türk geldiğine göre sohbete devam edebiliriz”, demişti.
 
İstanbul’a geldiğim ilk yıl Ziya Gökalp’ın mezarını ziyaret etmek için sabırsızlanıyordum. Yerini öğrendiğimde çok mutlu oldum ve hemen Sultan Ahmet meydanına doğru kendimi attım. Beyazıt’a doğru yürümeye başladım. Gözüm Türk Ocağını arıyordu. Çok yakınmış. Bir de baktım ki önündeyim. Heyecanla içeri girdim. Tam karşımda Ziya Gökalp’ın mezarı vardı. Ben heyecanlıydım, o an biri yanımdan geçti. Benim heyecanımı fark etti sanırım, benim duamı bitirmemi bekledi. Sonra: “Kızım gelmek istersen cuma günleri ocağımızda sohbetler, konferanslar oluyor, bu hafta Cezmi Hocanın konferansı var, gel istersen.” dedi. Çok teşekkür ederim, dedim. Eve gittiğimde Türk Ocağının duyurularına baktım, cuma günü Prof. Dr. Cezmi Eraslan’ın konferansı yazıyordu. Cuma günü tekrar oraya gittim, bir baktım ki Esat Kabaklı Hocam da orada. Hemen yanına gittim. Beni Cezmi Hoca’mla tanıştırdı. Çok mutlu olmuştum. Orada Esat Hocam, “Ermenek’in has yörük kızıdır”, diyerek tanıtmıştı beni.


 
Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’nın düzenlediği Süleymaniye Kürsü konuşmalarını kaçırmamaya özen gösteriyorum. Yine bu konferanslardan birinde Prof. Dr. Ahmet Taşağıl Hocam vardı. Kaçırır mıyım? Gittim konferansa, şevkle dinledim sonuna kadar. Sonunda “Kök Tengri’nin Çocukları” kitabını imzalatmak için yanına gittim ve kendimi tanıttım. “Ermenek’ten Ötüken’e selam söyleyin Hocam”, dedim.
 
Ve ERMENEK!
PROF. DR. MUSTAFA KAFALI ANISINA
20-22 EYLÜL 2019 1.ERMENEK TARİH- TOPLUM- DEVLET ÇALIŞTAYI


 
21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü ve Ermenek Belediyesi’nin işbirliği ile Prof. Dr. Mustafa Kafalı anısına Ermenek’te düzenlenen “Türklerde Devlet Felsefesi ve Yönetimi” konulu I. Ermenek Tarih-Toplum-Devlet Çalıştayı yapıldı. Tarihin kalbi Ermenek’te attı desem yalan olmaz. Çünkü benim yıllardır dinlemek için, tanışmak için peşlerinde koştuğum Hocalarım Ermenek’teydi. Kimler kimler yoktu ki:


 

  • Prof. Dr. Salim Cöhce,
  • Prof. Dr. Ümit Özdağ,
  • Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu,
  • Prof. Dr. Ahmet Taşağıl,
  • Prof. Dr. Cezmi Eraslan,
  • Prof. Dr. İsa Özkan,
  • Prof. Dr. Özcan Yeniçeri,
  • Prof. Dr. Haydar Çakmak,
  • Prof. Dr. Feridun Mustafa Emecen,
  • Prof. Dr. Abdülkadir Donuk,
  • Prof. Dr. Abdülkadir Yuvalı,
  • Prof. Dr. Doğan Yörük,
  • Prof. Dr. Abdülkadir Özcan,
  • Prof. Dr. Mehmet Alagöz,
  • Prof. Dr. Kemal Mert
  • Doç. Dr. Altay Tayfun Özcan,
  • Doç. Dr. Bilal Tunç,
  • Dr. Fatma Ülkü Yıldız,
  • Emekli Öğr. Gör. Hidayet Aytekin
  • Feridun Yıldız
  • 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı Cahit Armağan Dilek…
 

Çalıştay, toplantıya ev sahipliği yapan Ermenek Belediye Başkanımız Atilla Zorlu’nun konuşmasıyla başladı. Zorlu konuşmasında: “Ermenek eski devirlere dayanan tarihiyle Anadolu’nun en eski şehirlerinden birisidir. Karamanoğulları 1260’larda ilk mimari eserlerini burada vermişlerdir. Karamanoğullarının ilk hanedan türbesi bugün burada bulunmaktadır. Hanedan türbesinin bir yerde olması oranın siyasi merkez olduğunun da en önemli işaretidir. Ermenek, Türkmenlerin Anadolu’da şehir kılmış oldukları mühim yerlerden biridir. İlber Ortaylı’nın ifadesiyle Türklerin Anadolu’da şehir haline getirmiş oldukları üç yerden birisidir.” Ermenek’in siyasi konumunu ve Türk tarihi için önemini dile getiren Zorlu konuşmasının devamında, Ermenek’in önemi dikkate alındığında Ermenek’te böyle bir çalıştaya ev sahipliği yapmanın kendilerine gurur verdiğini belirtti. Toplantının Ermenek’in yetiştirdiği mümtaz şahsiyetlerden birisi olan Prof. Dr. Mustafa Kafalı anısına düzenlenmesinin de önemine işaret etti.
 
Çalıştay’ın açılış konuşmasını, İYİ Parti İstanbul Milletvekili ve 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ yaptı. Özdağ konuşmasına merhum Mustafa Kafalı’nın eşi Sevgi Kafalı ve oğlu Ertuğrul Kafalı’nın mesajıyla başladı:


 
Değerli Ermenekli hemşerilerimiz;
 
Ermenek tarihi ile ilgili düzenlediğiniz böyle bir toplantı, eğer hayatta olsaydı merhum eşim Prof. Dr. Mustafa Kafalı'nın çok memnun olacağı ve iftihar edeceği bir toplantı olurdu. Ben, oğlum Ertuğrul Kafalı ve Mustafa Kafalı adına hepinize teşekkür ederim. Bu tarihi toplantıyı Mustafa Kafalı hatırasına düzenlemenizin ise ayrı bir incelik ve kadirşinaslık olduğuna inanıyoruz. Mustafa Kafalı ömrü boyunca Ermenekli olduğunu gururla söylerdi. Oğlum Ertuğrul Kafalı ve ben bu toplantıya katılmayı çok istedik ancak sağlık durumumuz el vermediği için ve taziye ziyaretlerinin devamı dolayısıyla maalesef katılmıyoruz. Belediye Başkanımız Atilla Zorlu'ya çok teşekkür ederiz.
 
Teşekkürlerimizle beraber çalışmalarınızda başarılar dileriz.”


 
Cengiz İmparatorluğu’nun Türk-Moğol İmparatorluğu mu veya Moğol İmparatorluğu mu olduğu konusunda tartışma yapıldı. Tarihçilerin bu görüşü geniş bir şekilde müzakere edildi.
 
Toplantı oturum başkanlıklarını Prof. Dr. Doğan Yörük’ün yaptığı üçüncü oturumda Prof. Dr. Abdülkadir Özcan: Osmanlı Devletinin Kuruluş Döneminde Devlet Anlayışı, Prof. Dr. Feridun Mustafa Emecen: XVI. Yüzyılda Osmanlı Cihanşümul Devlet Telakkisi ve Fikriyatı, Prof. Dr. İlhan Şahin: Tarihi Süreç İçerisinde 'İl' Kavramı ve Anlamları konularında bildirilerini sunmuştur.
 
21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü başkanı Cahit Armağan Dilek’in başkanlığını yaptığı dördüncü ve son oturumda, Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu: Türk Devlet Geleneğinin Cumhuriyete Yansıması, Prof. Dr. Cezmi Eraslan: Türk Düşünce Geleneğinde Devlet Anlayışı: Türkiye Cumhuriyeti Örneği, Doç. Dr. Bilal Tunç: Türkiye’de Meşrutiyetten Cumhuriyete Geçiş Sürecinde Devlet Anlayışında Demokratik Dönüşüm bildirilerini sunmuştur.


 
Konuşmasının devamında konferansa katılan Ermenek halkına ve çalıştaya bildirileri ile katkı sunan değerli akademisyenlere şükranlarını dile getiren Özdağ, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü tarafından Safranbolu, Amasya ve Antalya’da her yıl düzenli olarak sürdürdükleri çalıştay dizisine bu yıl da Ermenek’i eklediklerini ve bu çalıştayı her yıl bu ilçede yapmak istediklerini dile getirdi. Böyle organizasyonları büyük şehirlerde düzenlemek yerine Türkiye’nin tarihi ve kültürel merkezlerinde düzenleyerek o bölgenin kültürel gelişmesine de katkı sunmak istediklerini söyleyen Özdağ, konuşmasını belediye başkanı ve Ermenek halkına teşekkür ederek sonlandırdı.
 
Düzenleme kurulu adına konuşma yapan Prof. Dr. İsa Özkan ise, “Avrasya coğrafyasında kurulmuş Türk devletlerinde devlet anlayışı ve felsefesi nasıldır? Bu çalıştayda Türk devlet geleneği alanın otorite hocaları tarafından tarihi zeminden bugüne ışık tutacak şekilde değerlendirilecek ve bildirilerle tartışılacaktır. Bu bilimsel toplantıyı düzenleyen 21. Yüzyıl Enstitüsü ve ev sahipliği yapan Ermenek Belediye başkanlığına teşekkür ediyoruz” demiştir.
 
Prof. Dr. Haydar Çakmak’ın başkanlığını yaptığı birinci oturumda, Prof. Dr. İsa Özkan: Mitolojik Dönem ve Eski Türk Destanlarında Devlet Anlayışının Felsefi Temelleri, Prof. Dr. Ahmet Taşağıl: Hunlarda Devlet Yönetiminin Esasları, Prof. Dr. Abdülkadir Donuk: Türk Devlet Kutsiyetinin Kaynakları, Doç. Dr. Erkin Ekrem: Orhun Uygur Devleti'nin Yapısı konularında bildirilerini sundu.
 
Oturum başkanlığını Prof. Dr. Özcan Yeniçeri’nin yaptığı ikinci oturumda, Doç. Dr. Altay Tayfun Özcan: Türk Devlet Teşkilatının Moğol Hanlığı ve Şube Devletleri Üzerindeki Tesirleri ve Prof. Dr. Abdülkadir Yuvalı: Timurlular Devletinin Avrasya Ülküsü bildirilerini sunmuştur.


 
Velhasılı 50’ye yakın akademisyen Ermenek’te tarih konuştu.
 
 Türk tarihinin kalbi Ermenek’te attı.
 
Çalıştayın ardından Akademisyenlerimizle birlikte Ermenek’in tarihi mekânları gezildi. Sırasıyla Tol Medrese, Ermenek Kalesi, Ulu Cami, Turkuaz Mesire Alanı ve Zeyve Pazarını gezen Akademisyenlerimiz buralarda Belediye Başkanımız Sayın Atilla Zorlu’dan Ermenek hakkında bilgiler aldı. Pazar günü ise Balgusan köyünde Karamanoğlu Mehmet Bey Türbesini ziyaret eden Akademisyenlerimiz, burada yapılan kahvaltının ardından memnuniyetlerini belirterek ilçemizden ayrıldılar.
 
Öncelikle bu çalıştayın Ermenek’te olmasına vesile olan Ermenek Belediye Başkanımız Sayın Atilla Zorlu’ya ve 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsüne çok teşekkür ediyorum.
 
Türk'ün diyarına, Yörükler obasına, Türkçenin başkentine tekrar hoş geldiniz, sefalar getirdiniz Hocalarım. Ermenek sizleri ağırlamaktan büyük onur ve gurur duydu. Ayaklarınıza sağlık, Allah'a emanet olun.
 
SAYGILAR.

Devamını Oku

Ahde Vefayı Bilenler için Ozan Arif

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Vedayı ve vefayı bilen binlerce Ülkücü, yüzlerce  gönül  erbabı; 21. yüzyıl Türk Edebiyatı Âşıklık geleneğinin son isimlerinden biri olan, asrın Dede Korkut'unu , Ozan Arif' i yalnız bırakmadı.

İmanlı olan veya insanlığından şüphe etmeyen her gönül, bugün Samsun'daydı.  Ömrünü davasına adadı, "ÖLMEZ BU HAREKET, ÖLMEZ BU DAVA" dedi. Allah'a şükür ki yasaklara inat, binlerce BOZKURT oradaydı.

Çünkü bir Bozkurt' a tasma takamazsınız.

Çeşitli sebeplerle , ben gibi gidemeyenler de oradaydı. Fakat ahde vefayı bilmeyenler neredeydi? Hz. Muhammed S.A.V  "Ölülerinizi hayırla yad ediniz." demiyor mu? Bir rahmet dilemek bu kadar mı zor?

Ocaklarda yetiştiğini  söyleyenler,Ozan Arif'i dinlemeden mi büyüdünüz, yetiştiniz?

Ülkücü sanatçılar  neredesiniz

? Mustafa Yıldızdoğan,Ahmet Şafak, Ali Kınık, Osman Öztunç…Saflarda göremedim sizi?

O değil de Orhan Gencebay, Uğur Işılak kadar olamadınız ya, yazık!  
 

Vefayı bilenlerden Allah razı olsun. Tüm Türk dünyasının, Ülkücü camianın tekrar başı sağ olsun. Mekanın cennet olsun Ozan Arif Şirin.
Devamını Oku

Türk Milliyetçilerinin Bayraklaşan Hareketi: Biz de Sizdeniz

Türk Milliyetçilerinin Bayraklaşan Hareketi: Biz de Sizdeniz
0

BEĞENDİM

ABONE OL
23 Kişi 65 Oturum…
 
Şükrü Saraçoğlu'na ORHUN dergisinden gönderilen iki açık mektup.
 
Sabahattin Ali, Hasan Ali Yücel, Falih Rıfkı Atay gibi isimlerin zoruna giden, iki açık mektupla başladı her şey.
 
Boğaziçi Lisesi'nden bir Edebiyat öğretmeni o günlerde “ORHUN”  adında bir dergi yayınlamaktadırBaşbakanın milliyetçilik anlayışına kayıtsız kalamaz ve Şükrü Saracoğlu'na hitap eden iki açık mektup yayınlarMektuplarda özet olarak şunları dile getirir:


 
Memlekette açıktan açığa komünist propagandası yapan dergiler çıkarılmaktadırBu dergiler Milli Eğitim Bakanlığı'nın emri ile ve devlet parası ile satın alınarak bütün okullara dağıtılmaktadırSonra Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesinde, Devlet Konservatuarında daha başka birçok önemli mevkilerde memleketimizi komünistleştirmek isteyen, bu uğurda çaba gösteren insanlar vardır…”
 
“…Bursa cezaevinde hüküm giymiş bir suçlu olarak bulunan Nazım Hikmet'e Milli Eğitim Bakanlığı tarafından el altından paralar verilmektedirBir vatan haini olduğu bilinen Sabahattin ALİ, Ankara'da Devlet Konservatuarında öğretmendirSan'at adamı olarak yetiştirilecek gençler bu adamın tesir dairesi içine âdete zorla sokulmuş gibidirler.”
 
Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel kendi bakanlığının hariminde dönen bu dolapları, çevrilen entrikaları bilmiyor mu? …”
 
Bu mektup Ankara’da büyük ses getirir ve davalar başlar
 
26 Nisan 1944 günü, davanın ilk günü, Ankara garında büyük bir karşılama ve sloganlar vardır Orhun dergisi Başyazarına.
 
Bir Edebiyat öğretmeninin davada konuşmaları kurşunlar gibidir, deler geçer mahkeme salonunuDava, 3 Mayıs 1944’e ertelenir.
 
Tarihler 3 Mayıs 1944’ü gösterir.
 
Ankara ayaktadır.
 
Binlerce Türk gencinin yürüyüşüyle başlar bu sevda.
 
Kimdir bunlar, ne isterler?
 
Bir Edebiyat öğretmeninin arkasından giden bu Meçhul Türkler de kim?
 
Bu 3 Mayıs 1944 ne?
 
Bu tarih; davanın, sevdanın Orhun ırmağından akan Türklüğün Bayraklaşan Sesidir!
 

  • Başbuğ Alparslan Türkeş,
  • Hüseyin Nihal Atsız,
  • Reha Oğuz Türkkan,
  • Zeki Velidi Togan,
  • Nejdet Sançar,
  • Fethi Tevetoğlu,
  • Cebbar Şenel,
  • Hasan Ferit Cansever,
  • Nurullah Barıman,
  • Mustafa Zeki Sofuoğlu,
  • .Fazıl Hisarcıklı,
  • Hüseyin Namık Orkun,
  • Saim Bayrak,
  • İsmet Rasim Tümtürk,
  • Cihat Savaşfer,
  • Muzaffer Eriş,
  • Fehiman Altan,
  • Yusuf Kadıgil,
  • Hikmet Tanyu,
  • Hamza Sadi Özbek,
  • Orhan Şaik Gökyay,
  • Cemal Oğuz Öcal,
  • Said Bilgiç,
  • Mehmet Külâhlıoğlu,
  • Osman Yüksel Serdengeçti…
  • Ve nice Şanlı Yiğitler,Meçhul Askerler…
 
3 Mayıs’ta tabutluklara Türkçülüğü sığdırmaya çalışanlar, Ülkü neferlerinin semada uluyan seslerini susturamadılar.
 
Yüzyıllardır türlü türlü oyunlarla Türklüğü bitirmeye çalışanlar 3 Mayıs’ta da boy gösterdiler. Lakin yine yanıldılar.
 
Biz bir ölürüz, bin diriliriz!” derken şaka yapmıyorduk efendiler.
 
Bugün milyonlarca Türk genci, Meçhul Türk genci nerede biliyor musunuz?
 
Beştepe’de Başbuğ Alparslan Türkeş’in yanında!
 
Meçhul Türkler nerede biliyor musunuz?
 
Karacaahmet’te Atsız Ata’nın yanında!
 
Vaktiyle bir Atsız varmış! Var olsun.
…Anılmadan yaşarsın ve bilmeden acımı,
Belirsiz mezarlarda bir “tabutluk” geçimi,
-ki bugünün erleri, iyi görsün öcümü,
Böyle düzen, böyle çağ, böyle devran kahrolsun,     
Vaktiyle bir Atsız varmış”, var olsun!”
 
Bu sevdanın, bu hareketin sahipleri Orhan Şaik Gökyay'ın da dediği gibi:
 
“Bu Vatan Kimin
Bu vatan toprağın kara bağrında
Sıradağlar gibi duranlarındır,
Bir tarih boyunca onun uğrunda
Kendini tarihe verenlerindir…”
 
Bu vatanı tarihte olduğu gibi bugün de bölmeye, satmaya çalışan nice hainler var. Fakat bu hainlerin unuttukları bir şey var: 3 Mayısta Tabutluklara tıktıkları İnsanların orada gömüldüğünü sanıyorlar.
 
Dün neyi savunduysa nice Meçhul Asker, 23 Dava Adamı; bugün de aynı şeyleri söyleyen, savunan ve onların takipçisi olan milyonlarca mirasçısı var.
 
Hiç kimsenin şüphesi olmasın ki bu vatan 30 kupona alınmadı.
 
74 yıl önce devletin ne hale geldiğini gösteren, devleti korumak için canla başla savunan, tabutluklara aldırmayan 23 Dava Adamının mirasına sahip çıkmak için yine aynı aşkla:
 
“Bir gece tan atarken yüce Tanrı dağından,
Kürşad'ın gür sesi duyulacak:
Atlar Vey ırmağında sulansın,
Güneş doğduğu yerde karşılansın.
Emri Tekrar edecek
Gök, toprak, deniz
 Bozkurtlar uluyacak bütün Anadolu'dan:
Biz de sizdeniz, biz de sizdeniz!”
 
Tanrı Türk'ü Korusun ve Yüceltsin!
 
Saygılar…
 
Devamını Oku

Başbuğum Emin Ol

Başbuğum Emin Ol
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Biz küçükken evimize sık sık gelen Bıyıklı Baloncu Osman Amcamız (Koca Osman-Mv. Osman Sevimli)vardı. Onun eve geldiği günler hiç unutulmazdı. O bize, bizim anlayacağımız şekilde Ülkücülüğü anlatırdı, köşede asılı duran fotoğrafa bakarak: “Bakın bu dedeniz sizin için yaşlandı…” derdi.
 
Ah Osman Amcam ah, bir gün elimden tutup da keşke yanına da götürebilseydin beni. Onun elinden öpmeyi, hayır duasını almayı çok isterdim. Babamla bir fotoğrafınız var ya, işte hayatım boyunca en kıskandığım karedir o.
 
İnsan babasını kıskanır mı hiç!
 
Ben kıskanıyorum.
 
Kızıyorum ona.


 
Yılarca bizi her yere götürdü, her yeri ziyaret ettirdi. Nice büyüklerle tanıştırdı ama onunla…
 
Hep onu anlattı, onun dokrinleriyle büyüttü, onun düsturu ile yetiştirdi.
 
Ama…
 
Rahmetli anneannem, bizim eve her gelişinde bizi kızdırmak için: “Türkeşçiler sizi… Napcaksınız bu suratsız adamı? Bakın, Ecevit var…” derdi. Biz de dilimizin döndüğünce, bildiğimiz ne varsa ona anlatırdık. Sonra o da bize: “Öğretin bakalım, şu işaretinizi.” derdi. Biz de öğretirdik, Bozkurt İşareti yapmayı.
 
Çok üzgünüm.
 
Perişanım.
 
Bugün, benim için anlatılamayacak bir acının günü yine.
 
Milyonlar ağlıyor biliyorum. Dünyanın dört bir yanından bu sesler yükseliyor:
 

“Kurtlar puslu havada
Toplandı Ankara’da
Giden heybetli çınar
Milyonlarsa arkada
Yandı yürekler yandı
Yağan kar ile sönmez
Milyonlar bir ağızdan
Diyor Başbuğlar ölmez
Başbuğlar ölmez …”
 
Ama bu yıl, çok farklı benim için.
 
Yıllardır onu en azından rüyamda bari görmek istiyordum. İlk kez dün rüyamda gördüm Başbuğ'umu.
 
Hiçbir şey değişmemişti. Sadece biraz yorgunluğu vardı. Yanına gittim hemen, elini öptüm:
"Yıllardır bu anı bekliyordum, Başbuğ'um." dedim.
 
Gülümsedi, gözleri dolu doluydu.
 
Gözyaşlarıma hâkim olamadım, ağlamaya başladım.
 
"Asenam, niye ağlıyorsun?" dedi.
 
Gözyaşlarıma engel olamıyordum ama onun yanında olmaktan, onunla konuşbilmekten dolayı çok mutluydum.
 
"Gel yanıma bakalım…" dedi.
 
Gittim yanına, tir tir titriyordum. O kadar çok şey söylemek istiyordum ki nereden başlayacağımı bilmiyordum.
 
Yılların hasretliği, bugünün kederleri, yarının bilinmezliği…
 
Hangisinden başlayacaktım?
 
"Asenam, biliyorum çok üzgünsün. Her şeyin farkındayım. Dünya bu, sınanacaksınız. Ben size bir miras bıraktım. Bu mirası kimileri hor görür kimileri sonuna kadar sahip çıkar. Sen sahip çık, gerisini Yüce Yaradana bırakalım. Her şey iyi olacak…" dedi.
 
Ben de:
 
Ama Başbuğ'um siz diyordunuz ya: "Ülkücü MHP'de olur, MHP'de bulunmayan Ülkücü değildir…"
 
Ben bu yaşanılanlara, söylenilenlere, olanlara rağmen nasıl MHP'de olayım?
 
Ben Ülkücü değil miyim artık yani?
 
Başbuğum yine gülümsedi ve…
 
Ezan sesiyle uyandım.
 
Allah'ım nasıl bir geceydi bu? Hem çok mutluyum hem de çok üzgünüm.
 
Üsküdar’dan semaya başımı kaldırdım, ay parlıyordu ama soğuk bir esinti vardı.
 
Bugün 4 Nisan oldu değil mi?
 
20 yıldır her 4 Nisan’da içimde fırtınalar kopuyor.
 
Yer fark etmiyor. 20 yıldır Ermenek’te yanıyordum.
 
Şimdi Üsküdar’da yanıyorum.
 
Hani diyor ya Osman Öztunç:
 
“Ellerin buz, yüzün soğuk
Sesin boğuk, rengin kaçmış
Kar mı yağdı sokaklara
Üşüdün mü ah Üsküdar….
Üsküdar, Üsküdar, Üsküdar yanıyor
Üsküdar yanıyor…”
 
Yanıyorum Başbuğ'um. Seni o kadar özlüyor ve arıyorum ki cümleler yetmiyor, kelimeler kifayetsiz kalıyor. İsyan etmek bana yakışmaz biliyorum ama ben seninle büyüdüm, seni anlattım ve anlatmaya her daim devam edeceğim. İsimler geçici, dava daim, Ülkü'müz gerçekleşene kadar pes etmeyeceğim.
 
Ama Koca çınar erken gittin gerçekten. Seninle de bunları paylaşmalıydım. Senden öğreneceğim çok şey vardı. Sadece benim değil, Türk gençliğinin buna ihtiyacı vardı.
 
Türk dünyasının Büyük lideri, önderi, SON BAŞBUĞU… Erken gittin… Çınar dedik sana, arkandan. Çünkü çınarlar ayakta ölürlermiş. Sen de bir çifti, nişanladın ve aniden aramızdan ayrıldın. Ağlamayacağım, diyemiyorum; çünkü senin ismini duyduğum anda bile gözlerim doluyor. O gün gökyüzü bile ağladı, Başbuğum. Semadan beyaz inciler döküldü, nisan ayında.
 
Yattığın yerde rahat uyu BAŞBUĞUM, mekânın cennet olsun. Ben seni göremeden gittin, ama ben seni görmeye elbet bir gün geleceğim. Allah bizi cennet mekânında kavuştursun inşallah.
 
Unuttuğumu sanma BAŞBUĞUM,
 
SENİN SEMAYA ASTIĞIN DOKUZ IŞIKLI AVİZE, beni ve milyonları aydınlatıyor. O ışığın yolunda senin emanetlerini, miraslarını koruyacağıma emin ol. Turanı bir gün gerçekleştireceğiz ve o gün Beştepe’de büyük bir otağ kuracağız. Erciyes’ten Tanrı dağlarına yeminler edeceğiz. Senin evlatların bunları gerçekleştirecek.
 
BAŞBUĞUM, EMİN OL!
Devamını Oku

Türk Kadını Güneş Gibi Doğacak

Türk Kadını Güneş Gibi Doğacak
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Türk Tengricilik inancında kadının yeri yerin yedi kat yukarısı yani Tengri’nin yanıdır. Han ile hatun yer ile göğün evlatlarıdır ve birbirlerinden ayrılamazlar, bu yüzden, kadın Türkler için kutsaldır.
 
Gün Ana, Umay, Ayızıt, Ana Maygıl, Kubey Hatun gibi kahramanlar Türk mitolojisinde adı geçen kadın Tanrı ve Yarı Tanrılardır.
 
Sadece Türk değil dünya tarihine de damga vurmuş 6.yy'da yaşamış olan Türk kadın hükümdar Tomris Katun, İran’ın korkulu rüyasıydı. 200 bin kişilik ordusuyla 650 bin kişilik İran ordusunu yenmiş. İran hükümdarı Kirus’un kellesini gövdesinden ayırarak bir fıçıya atmıştır. O gün söylediği sözü tarih hiçbir zaman unutmamıştır:


 
Hayatında kan içmeye doymamıştın, şimdi kana kana iç!
 
Ya Dişi Kurt Asena!
 
Bozkurt Destanını ve Ergenekon Destanını okumayanlar, bilmeyenler varsa tavsiyemdir. Bir milletin yok olmasına engel olan, yol gösteren bir dişi kurttur.
 
Dedem Korkut'ta Bamsı Beyrek!
 
Bamsı Beyrek;  iyi ata binen, iyi savaşan, iyi kılıç kullanan Banu Çiçek’le evlenebilmek için az uğraşmamıştır, az savaşmamıştır kâfirlerle.
 
Büyük Hun İmparatorluğu’nun Çin ile ilk antlaşmayı imzalayanın Mete Han’ın Katunu olduğunu unuttuğunuza eminim.
 
Hatta “Hanım” kelimesi de o dönemden geldiği söylenir bir rivayete göre. Bu antlaşmadan sonra Çin hükümdarı Mete Han’a sorar:  “Katununuzun hükmüne tabi misiniz?” diye.
 
Metehan da şu cevabı verir: “Ben Han isem Katunum da ben Han-ım’dır!…”
 
Türklerin önem verdikleri hatlara, yollara hep ana hat, ana yol denmesinin sebebi de kadınların yüceliğinden gelir.
 
Arap gezgini olan İbni Batuta şöyle der: “Burada tuhaf bir hale şahit oldum ki o da Türkler’in kadınlarına gösterdiği hürmetti. Burada kadınların kıymeti ve derecesi erkeklerden daha üstündür.”
 
Kurtuluş Savaşı yıllarındaki kadınlar unutulur mu?
 
Şerife Bacı: Cephaneler ıslanmasın diye yazmasıyla örten, cepheye silah taşıyan anamız…
 
Nevhibe Hanım: Şehit düşen eşinin yerine İzmir’de savaşan kahraman kadın…
 
Kara Fatma: Erzurum’da birliğiyle destanlar yazan ilk kadın subayımız…
 
Yanığın Emine: Ilgaz’larda karnında bebeğiyle cepheye mermi taşırken şehit olan annemiz…
 
Ya Sakarya’da Teğmen Hulusi Atak’ın kafilesindeki genç kadın. Cepheye cephane taşırken yere düşmüş ve ölmek üzeredir. Onun bu halini gören Teğmen: “Bacım bana adını söyle, seni tarihe yazacağım.” der. Kadının cevabı ise: “Adımı ne yapacaksın a oğul, yaz: Benim adım Anadolu!”…
 
Nene Hatunlar, Halide Edip Adıvarlar, Afife Jaleler, Sabiha Gökçenler…
 
Zübeyde Hanım’ı unutmak mümkün mü?
 
Yedi düvele nam salmış, dünya liderinin, Ulu Önderimizin anası, elleri öpülesi anamız. Öyle bir evlat yetiştirmiş ki Türk tarihini değiştiren, geliştiren bir liderin, bir milletin anası…
 
Hadiste geçer ki: “Cennet annelerin ayakları altındadır.”
 
Fatma Zehra Hanım’ı, Ülkücülerin anasını anmamak ne mümkün. O bize bir Başbuğ verdi. Onun yetiştirdiği evlat Dokuz Tuğlu Sancağın tek Bayrağı!
 
 Ve bir kişiden daha bahsetmeden geçmek istemiyorum. Çünkü onu bilenler, onu dinleyenler hala anlatırlar. Onun Hilmi Şahballı ile birlikte verdiği konserler, sadece müzik ziyafeti değil; aynı zamanda bizlerdeki kahramanlık ruhunun yeniden canlanışına vesile olduğundan bahsederler:
 
Ben bir Türk Anasıyım, Mürüvvet adım,
Tarihteki Kara Fatma olaydım.
Evvel Allah Ülkücülük muradım…” deyip başlarmış konserlerine Şehit Mürüvvet Kekilli
 
Atladığım birçok isim var biliyorum, hepsinin affına sığınıyorum. Allah hepsinden razı olsun, mekânları uçmağ olsun. Çünkü onlar bugün benim Türk Kadını olmamın tek gerçekleri. Onlar sayesinde dimdik durabiliyorum.
 
Bugün benim namusuma göz dikenler, benim başörtüme, benim saçıma karışanlara karşı tek cevabım: Türk Tarihidir.
 
Benim elbiseme, eteğime karışanlara tek cevabım: Türk kadınıdır.
 
Benim hürriyetime karışanlara tek cevabım: Türk Kadınıdır.
 
Benim siyasetime karışanlara tek cevabım: Türk Kadınıdır.
 
Benim demokrasime karışanlara tek cevabım: Türk Kadınıdır.
 

 
Özgecan'nın namusu benim, şerefi benim.
 
Aybüke öğretmen benim.
 
 Binlerce şehidin anasıyım ben.
 
Bugün görüyorum ki yüzyıllarca kadının olduğu yerde, kadın elinin değdiği yerde güller bitmiş. Nice devletler kurulmuş, gelişmiş.
 
Ne zaman ki kadın geri çekilmiş, ötelenmiş işte o zaman gerileme başlamış.
 
Tam da bugün Türkiye'ye ve Türk Devletlerine baktığımda kadının belli bir yıldan sonra eli ayağı çekilince gerilemeye başlamışız.
 
İnanıyorum ki bugün bir Güneş doğacak, her şey İYİ olacak!

Devamını Oku