Ankara kültürün başkenti olmalıydı, ilmin başkenti olmalıydı, esenliğin başkenti olmalıydı… Bir medeniyet merkezi olmalıydı.
Eğer Ak Parti’nin gerçekten medeniyet iddiası varsa, bunun iflasını görmek için Anka-Park’a gidin!
Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan! Meydanında dinozor heykeli olan tek şehir Ankara; sizin yaşadığınız yer!
Bu rezaletin hesabını müzmin başkandan sormak kimin işi?”
D. Mehmet Doğan, Vahdet’teki köşesinde böyle yazdı.
Ben yıllardan beri uyarıyorum şehir davası bir iman davasıdır diye…
En son Süleymaniye ve Mimar Sinan üzerine Süleymaniye’deki konuşmasını irdelemiş ve birkaç İslam mimarisi hususundaki küçük yanlışlıklarının(simetri ve dağ meselesi gibi) üstünü çizip Sayın Başbakan’ın sözlerinin yerde kalmamasını dilemiştik.
“Çok güzel konuşmaydı.
Bu iklime ihanet etmek şirke girerdi.
Katılıyorum.
Bütün estetik ve tarihi duruşlarımıza ters gelen ne varsa şirktir.
Ağaca karşı AVM savunuculuğu da…
Samimiyet, mesuliyet, merhamet, sadakat, fedakârlık, hürmet, hikmet, vefakârlık, liyakat, ehliyet ve aşkın fikri biraz daha cesur olmalı…
Cesaret burcu, kanaatkârlık burcu olmadan, bu meziyetlerimize ilave olunmadan fetihlere kanat çırpılamaz.”
Yahya Düzenli dostumuz da Başbakan’ın konuşmasını ele alıp şöyle yazmış:
“Ne yazık ki, erken cumhuriyet döneminde vahşice, 60’lı ve devam eden yıllarda gafilce, günümüzde engellenemez hale gelen şehir katliamları başta İstanbul olmak üzere tarihî şehirlerimizde cemâlden, kemâlden eser bırakmadı.
Başbakan’ın konuşmasından daha fazla kesitler almaya gerek yok. Çünkü aynı mealde devam ediyor.
Konuşmasını bütünüyle tasdik ettiğimizi ifade ederek… Ama, ancak, lâkin, mamafih… diyerek devam edelim isterseniz…
Konuşmayı dinlerken, karşınızda bir Başbakan mı var, yoksa her cümlesi “mısra-ı berceste” olan ehl-i hikmet’ten bir hakîm mi var ayırt edemezsiniz(!) Bu, Davutoğlu’nun “Hoca” sıfatından bir türlü sıyrılamayışından kaynaklanıyor herhalde. Ülkemiz bugüne kadar, derinliklerden haber taşıyan “nâtıka-i muhtevî” ile meşhur böyle bir Başbakan görmedi desek yeridir.
Şehircilik konusunda bir hoca olarak nutuk irâdına âmenna! Her cümlesi ‘yüklem’ dolu ama muhatap öznesi var mı? Bu konuda endişeliyiz. Mevcut Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, TOKİ, Belediyeler ve diğer ilgili bakanlıklar, kuruluşlar… “Eski usûl talimleri” ile âtıl… Ve en önemlisi rant avcısı müteahhitler pusuda beklerken, hangi seferberlikten bahsedilebilir bilemiyorum.
Başbakan Davutoğlu, “Bâde Harabül Basra” desek de, eğer her tarafı sarmış “şehir eşkıyaları”na karşı müştekî olmak yerine irade gösterip, rahmetli muhakkik mimar Turgut CANSEVER’in izlerini takip edebilirse, bahsettiği seferberliği başlatabilir.
Aksi halde nâtıkası sadece “kendi sesinin yankısında mest olan bir Hoca” olarak kubbemizde bir hoş sadâ olarak kalacaktır!
Ortalıkta “kentsel dönüşüm” adıyla meydan muharebesi artığı halinde sergilenen şehir harabelerine rağmen gene de Başbakan Davutoğlu’nun söz konusu konuşmasındaki şu cümlelerini şehir ve mimarî’de son bir nedâmet ve muhasebe olabilir mi? diye ümit edelim:
“Hepimizin en aslî görevi, emanet olarak devraldığımız bu şehri gelecek nesillere devretmektir. Mimar Sinan’dan ders almış olsaydık, o çok zikrettiğimiz Mimar Sinan’ın aşkını, sevdasını gerçekten yürekten hissetmiş olsaydık, bu aziz şehre, bu aziz şehrin doğasına, dokusuna uymayan eserler yapıp şirk koşmazdık. Açık bir muhasebe ile söylüyorum; hepimiz sorumluyuz ve hep beraber, Mimar Sinan’ın huzurunda, mimarlar gününde, başta mimarlar olmak üzere bütün mimar erbabına ve başta belediyeler olmak üzere bütün yerel yönetimler ve başta Çevre ve Şehircilik Bakanı olmak üzere bütün bakanlarımıza en açık ve net talimatımız; bundan sonra bu şehre hançer gibi saplanan hiç bir eser yapılmayacak.”
“İnşaallah” diyerek, Başbakan’ın sözlerinin söylendiği yerde kalmaması için, bu iradî, kararlı ve keskin tavrının bir gereği olarak, şehirlerimize bir hançer gibi saplanan gök dikenlerinden bir tanesini irade beyanı olarak kule şehvetlilerine ibret-i âlem olması için yıktırmasını bekliyoruz! Aksi halde Başbakan’ın bütün bir müktesebâtı ve nâtıkası “.. gökte kasırga bulutları ve kuledeki gözcünün feryâdı: S.O.S! S.O.S!”dan ibaret kalacak gibi görünüyor!
Kim bilir belki istikbalde bir nesil, tesadüfen Başbakan’ın “şehir konuşmaları”na rastlar da “bu bilge kime konuşmuş, niçin kelimeleri israf olmuş(!)” diye hayret eder!
Üstad Necip Fazıl’ın “Hasret, vuslatın yarısıdır, iste ki olsun!” sözüyle bitirelim.”
Sayın Başbakan mesuliyet idrakinin nutkunu irad buyurdu Süleymaniye’de…
Herkese ders olması gerek.
Başta da en tepesinden en alt kademesindeki devlet görevlilerine…
Belediye başkanlarına özellikle…
Bursa’dan resim kondurmuş köşesine Yahya Düzenli.
Orhan Gazi’den bakınca o devasa twinsler, plazalar, towerslar çoktan fethin geri dönüşünün başladığını ve küfrün, şirkin, kötünün, zalimin şehre abandığını görüyordunuz.
Süleymaniye Camii ve temsil medeniyete abanmış arkadaki iğrenç silueti bir de…
Şimdi İstanbul’da her taraf firavunların piramitlerinden daha korkunç yapılarla dolu…
Şehir iğfal edilmişti.
Yani medeniyetimiz.
Yani estetiğimiz, aşkımız, güzelimiz, namusumuz…
Yani inancımız…
Konuşma devri değil artık Sayın Başbakan!
İnandığını hayata geçirme devri…
“Ya ol, ya öl!” dedi ya Üstad, Menderes’e; aynen öylesi bir devirde yaşıyoruz.
“Lafla peynir gemisi yürümez.”
Ayrıca verdiğim örneklerdeki gibi yüzlerce aydın size destek vermek azminde…
Hemen işe koyulun…
Önce yaşadığınız Başkent’teki ucubeleri ortadan kaldırın.
Dinozorları yok edin.
Sonra o tuhaf eklemeleri… Mevlana türbesi, Divriği Ulu Camii, Gök Medrese, Çifte Minare gibi mimari değerlerimizle dalga geçen eğlence merkezini de…
Sonra tarihî yarımadayı kurtarın hiç değilse…
Tarihe geçin.
Söz ve eylem bütüncüllüğünüz olsun.
Ruh ve beden dikotomisi yaşamayın ve yaşatmayın!
Bir adım atın bakalım, biz on adım geleceğiz.
Biz, yani medeniyetimizin aysbergi.
Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu
Diğer Yazıları
Köşe Yazarı