Yazar Nazım Peker, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in müfredatta “Kurtuluş Savaşı” yerine sadece “Milli Mücadele” ifadesini kullanma kararına sert bir dille karşı çıkmaktadır. Metinde, bu isim değişikliğinin bilimsel bir temelden uzak olduğu ve Anadolu’nun uğradığı düşman işgalini basitleştirdiği savunulmaktadır. Emekli bir eğitimci olan yazar, tarihin kişisel ideolojilere göre değiştirilemeyeceğini vurgulayarak bakanı eğitim sistemindeki hijyen ve başarı gibi gerçek sorunlara odaklanmaya çağırmaktadır. Türkiye’nin bağımsızlık sürecinin bir fetih değil, varoluşsal bir kurtuluş süreci olduğu belirtilerek tarihi terimlerin korunması gerektiği ifade edilmektedir. Son olarak yazar, bu tür radikal yaklaşımların toplumsal kutuplaşmaya ve siyasi yıpranmaya yol açabileceği konusunda uyarıda bulunmaktadır.
“Ben bir bilim adamıyım” diyen Millî Eğitim Bakanı Sn. Yusuf Tekin: “Kitaplardan ve müfredattan KURTULUŞ SAVAŞI’NI çıkarıyoruz. Oraya sadece Millî Mücadele diyeceğiz” diyerek yine taşları yerinden oynattı.
Siyasal İslamcılar, bu asil milletin sinir uçlarıyla oynamayı ne kadar da çok seviyorlar. Bu tür radikal çıkışlar aslında Sn. Erdoğan’ı yıpratıyor.
Yaşlı bir eğitimci olarak, Sn. Tekin’in bu ideolojik gayretine hem üzüldüm hem de utandım desem yalan olmaz.
İlim adamlığı sözüne diyeceğim yok.
Bu asil millet, Sn. Tekin’in bilim adamlığı kalibresini ölçmüştür.
Mücadele ile kurtuluş ve fetih arasındaki ayrıntıyı kavrayamamış.
Sayın Tekin’e haddim olmayarak şunu hatırlatmak isterim: Tarih herkesin ideolojisine göre at oynattığı, keyfine göre ahkâm kestiği, keyfine göre değiştireceği bir alan asla değildir.
Önce tarih böyle bir yaklaşımı reddeder.
Bilimsel düşünce ise böyle bir yaklaşımı asla kabul etmez, reddeder. Bir emekli eğitimci olarak ben de reddediyorum.
Sayın Tekin, tarihe geçecekse; okulların hijyen ve güvenlik sorunlarıyla, aç öğrencilerin dertlerine çare olsun; üniversite sınavlarında on binlerce sıfır çeken öğrencilere bir derman olsun.
Sevgili okurlarım!

Türk Kurtuluş Savaşı, elbette büyük hem de çok büyük bir mücadeledir. Bu, yadsınamaz bir tarihî gerçektir.
Osmanlı Türk Devleti, tarihte onlarca savaş yapmıştır. Bu savaşlar asla bizim için kurtuluş değil, fetih amaçlı yapılan fetih savaşlarıdır.
Millîlik yanları çok ağır bassa da kurtuluş savaşı denilemez.
Tarihte şanla andığımız: Niğbolu, Kosova, Otlukbeli, Çaldıran, Mercidabık savaşlarına kurtuluş savaşı diyebilir misiniz?
Adama sorarlar: “Nereden, neydikten ve kimden kurtuldun?” diye!
Sn. Tekin diyor ki: “Neyden kurtulduk, bir Osmanlı vardı.”
Sayın Tekin, 1918’de Mondros ve Sevr ile bir Osmanlı kalmamıştı. Kalmadığı gibi Anadolu da düşmanlarca istila edilmişti.
Anadolu’yu gezerseniz pek çok şehrimizde “Kurtuluş Günleri” şenlikleri ve kutlamaları yapılır.
Bu beldelerimiz neyin kutlamasını yapıyorlar, neden yapıyorlar?
Düşman istilası görmüş, düşman nedir tanımış, düşman işgali nedir kavramış bu şehirler, elbette kurtuldukları için kurtuluş günleri yapıyorlar.
Yunan, Fransız, İtalyan, İngiliz işgal ve istilası ile Ermeni çetelerinin işkencelerini gördükleri için kurtuluş günleri yapıyorlar.
Sizin mantığınıza ve ilim anlayışınıza göre “Hiç işgal görmedi” mi diyeceğiz? “Neden kurtuldunuz?” diye bu etkinliklerden vaz mı geçeceğiz?
1926 yılında rahmetli İnönü’nün, “Bu savaşa ne ad verelim?” diyen Mareşal Fevzi Çakmak Paşa’ya; “Bu savaşın adı: İSTİKLAL HARBİ olsun” demesi yerinde bir tespit ve söyleyiştir.
Bu savaşın adı: KURTULUŞ SAVAŞI’DIR.
Kimse kusura bakmasın; Türk Kurtuluş Savaşı’nı, Lozan Antlaşması’nı, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni yok saymak veya eleştirmek, Türkiye üzerinde hesabı olanları sevindirir.
Sn. Tekin, siz Türkiye Cumhuriyeti’nin Millî Eğitim Bakanısınız. Bu asla bir eleştiri değil, bir yanlış algı ve uygulamaya karşı yol göstermedir. Böylesi çıkışlarınızla Sn. Erdoğan’ı yıpratıyorsunuz, haberiniz ola.
Ne mutlu Türk’üm diyene!
Esen kalınız.
