Bu köşe yazısı, Türkiye’deki misyonerlik faaliyetlerinin tarihsel gelişimini ve bu çalışmaların hukuki düzenlemelerle nasıl ivme kazandığını ele almaktadır. Yazar, geçmişte Amerikan kolejleri ve Barış Gönüllüleri aracılığıyla yürütülen bu faaliyetlerin, günümüzde Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde daha yasal bir zemine oturduğunu savunmaktadır. Özellikle 2003 yılında İmar Kanunu’nda yapılan değişiklikle “cami” ifadesinin yerini “ibadethane” kavramına bırakması, bu sürecin dönüm noktası olarak nitelendirilmektedir. Bu düzenleme sayesinde apartman dairesi gibi alanlarda kilise açılmasının önündeki engellerin kalktığı ve mülki amirlerin bu talepleri reddetmesinin zorlaştığı vurgulanmaktadır. Sonuç olarak yazar, mevcut yasaların Hristiyanlık propagandası yapan grupların mekân sıkıntısını ortadan kaldırarak misyonerliği kolaylaştırdığına dikkat çekmektedir.
Başta Katolik Hristiyanlar olmak üzere birçok Hristiyan mezhebi, Hristiyanlık dinini yaymak için 19. yüzyıldan beri ülkemizde gizli faaliyetler sürdürmektedirler. Bu faaliyetlere genel olarak misyonerlik faaliyetleri denilmektedir. 19. yüzyıldaki misyonerlik faaliyetleri ABD’nin özellikle Anadolu’da açtığı çok sayıda Amerikan kolejleri vasıtasıyla yürütülmüştür. 20. yüzyılda ise ABD’nin gönderdiği Barış Gönüllüleri vasıtasıyla yürütülmüştür. Barış Gönüllüleri sadece misyonerlik faaliyetleri yapmakla kalmamışlar, bunun yanında casusluk faaliyetleri ve Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizde bölücülük tohumları atmak için de faaliyet göstermişlerdir. Ülkemize, milletimize yönelik misyonerlik faaliyetleri halen kısmen açık, kısmen gizli olarak sürdürülmektedir.
2000’li yılların başından itibaren Avrupa Birliği’ne tam üye olmak sevdası herkesi sardı. İktidar partisi AKP dahil, siyasi partilerin çoğu bunu temel politika haline getirdiler. AB; Türkiye’deki bu aşırı arzuyu görünce tam üyelik için mevzuatımızda pek çok değişiklik yapmamızı şart koştu. Bu şartların çoğu Avrupa Birliğine Uyum Yasaları adı altında yasa olarak TBMM’den geçirildi. Bu kapsamda İmar Kanunu’nda yapılan bir değişiklik ülkemize yönelik misyonerlik faaliyetlerini oldukça kolaylaştırdı. Bu yasa değişikliğini aşağıda açıklıyorum.
2003 yılına kadar yürürlükte olan İmar Kanunu hükümlerine göre imar planları hazırlanırken planı yapılan il veya ilçe müftülüğünün görüşü alınarak cami yapılacak yerler imar planlarında gösteriliyordu. İmar Kanunu’nda 15.07.2003 tarihinde yapılan değişiklikle şu hüküm getirildi:

Ek Madde 2 – (Ek:31/7/1998-4380/1 md.; Değişik: 15/7/2003-4928/9 md.)
İmar planlarının tanziminde, planlanan beldenin ve bölgenin şartları ile müstakbel ihtiyaçları göz önünde tutularak lüzumlu ibadet yerleri ayrılır.
İl, ilçe ve kasabalarda mülkî idare amirinin izni alınmak ve imar mevzuatına uygun olmak şartıyla ibadethane yapılabilir.
İbadet yeri, imar mevzuatına aykırı olarak başka maksatlara tahsis edilemez.
Yapılan bu değişiklikle “cami” ibaresi yerine “ibadethane” ibaresi getirilmiştir. Bu değişiklik ilk bakışta masum görünse de dikkatli incelenip yorumlandığında pek çok tehlikeye davetiye çıkardığı anlaşılacaktır. Şöyle ki;
Cami, sadece Müslümanlara hitap eden bir ibadet yeridir. Halkı Müslüman olan bir ülkede böyle olması gayet doğaldır. İbadethane ise çok geniş kapsamlıdır. Cami ile birlikte; kilise, havra gibi tüm dinlere ait ibadethaneleri bu kapsama alabilirsiniz. Bunun sonucu olarak Türkiye’nin her yerinde cami yanında kilise, havra ve her çeşit ibadethane açılabilecektir. Bunun için ihtiyaç olması, mülki idare amiri kaymakam veya valinin izin vermesi ve imar mevzuatına uygun olması yeterlidir.
Herhangi bir şehrimizde 40-50 kişilik Hristiyanlaşmış bir kitle, imza toplayarak “Biz, …… Hristiyan mezhebi mensuplarıyız. Bir ibadethaneye ihtiyacımız var.” diye bulundukları il veya ilçenin mülki amirliğine dilekçe verseler, o yerin mülki amiri bu dilekçeyi kabul etmek, ibadethane açılması için gerekli izni vermek zorundadır. İzin verilmesinden sonra ibadethane açmak için kalan tek sorun, açılacak ibadethanenin imar mevzuatına uygun hale getirilmesidir. Bu da gayet kolaydır. İbadethane yapılacak taşınmaz için bir tadilat planı hazırlanıp o yerin belediyesine onaylatılınca imar mevzuatına uygunluk şartı da sağlanmış olacaktır.
Yukarıda açıkladığımız yoldan gidilerek özellikle büyük şehirlerimizde pek çok kilise açılmıştır. Bu kiliselerin çoğunluğu apartmanlarda açılmıştır. Tepki çekmemek için şimdilik kiliselerin girişlerine tabela konulmamış olabilir. Ama, Hristiyan mezhepleri belirli sayılara ulaştıklarında muhtemelen açığa çıkarak “Biz buradayız. Biz de varız.” diyeceklerdir.
Türkiye, laik bir devlet olduğu için mevzuatımızda Hristiyanlık propagandası yapılmasına engel bir durum eskiden beri yoktu. Hristiyan misyonerlerin en büyük sıkıntısı, ibadethane olarak kullanabilecekleri mekân sıkıntısı idi. Açıkladığım kanun değişikliği ile Hristiyan misyonerler bu sıkıntıdan kurtulmuşlardır. Böylelikle, ülkemize, milletimize yönelik misyonerlik faaliyetleri oldukça kolaylaşmıştır.
