Mehmet Edip Ören’in kaleme aldığı bu metin, Türkiye’nin güncel siyaset ve ekonomi gündemine dair sert eleştiriler barındırmaktadır. Yazar, Temmuz ayında beklenen maaş zamlarının ve vergi politikalarının halkı ezeceğini savunurken, iktidarın baskın seçim veya anayasa referandumu yoluyla yerini sağlamlaştırmaya çalıştığını öne sürmektedir. Ana muhalefet partisi içindeki karışıklıkların hükümete hizmet ettiğini belirterek, CHP’den ayrılan kadroların yeni bir parti kurmasının gerekliliğini vurgulamaktadır. Ayrıca toplumsal ayrışma riskine dikkat çeken yazar, etnik milliyetçilik ve çözüm sürecinin yansımaları üzerinden milli birliğe yönelik tehditleri eleştirmektedir. Genel anlamda kaynak, mevcut siyasi aktörlerin stratejilerini sorgulayan ve muhalefetin yasal prosedürlere sığınmak yerine daha somut adımlar atması gerektiğini savunan bir analiz sunmaktadır.
Bir adım sonrası Temmuz. Önemi ne? Bence çok, hem de pek çok… Memur ve emeklinin zam oranları, TÜİK’in insafına, Hükümetin tasdikine göre yapılacak. Cebimizden, en insafsız vergi olarak, ne kadar çalınmak isteniyorsa ona göre bir rakam belirlenecek… Sonrası mı? Aynı yalan: “Çalışanı, emekliyi enflasyona ezdirmedik…” Hepinize merhabalar olsun. Türkiye birden büyüktür…
Ey Milletim! Bu İktidarın, her gün yaptırdığı anketleri görerek, idareyi sizlere kuzu kuzu teslim edeceğini mi zannettiniz? Mevcut durum sadece fragman niteliğinde. Kriptolar partisi ve cenneti CHP’nin içinde, daha ne kadar uyuyan hücre olduğunu biliyor musunuz? Biri biter, biri devreye girer. İktidar sadece “Bana ne, içeride kavga ediyorlar” diyerek, kenarda ve de bıyık altından gülerek durumu seyreder… Bir, iki, üç derken, vatandaş “Bunlardan bana hayır gelmez” alıyorlar ama çalışıyorlar diyerek mevcudu destekler… Yapılacak bir baskın seçimde kendinize gelirsiniz amma “Atı alan Üsküdar’ı” çoktan geçmiş olur… İkinci veya üçüncü kademeden kriptoluğuna emin olduğum, genç Kripto Özgür, hiç zaman kaybetmeden yeni partisini kurup yola çıkmalıdır. CHP içinde kalmaya çabalamak abesle iştigalden öteye geçemez. RT bir zamanlar nasıl Hoca’yı terk edip partisini kurup ülkeyi onlarca yıl idare ettiyse, aynı iş bu cenahta da acilen uygulamaya sokulmalıdır. Ancak bu yolla halkın geri dönüşü durdurulabilir… Bu yolun bir büyük faydası daha var. Yıllarca menfi ve yalan propagandayla CHP hedef alındı. Taş taş üstüne koymadı dendi ama yaptıklarını sata sata bitiremediler… Camiler ahır-depo oldu dediler; Alman işgaline tedbir, kutsal emanetlerin saklandığı yerler olduğu ortaya çıktı… Kısaca, pahalılığı bile CHP yapıyor dendi… İşte bu ve bunun gibi bütün isnatları boşa çıkarmanın tek yolu yepyeni bir partidir. Tez elden yapılmaz ise halka gına gelmek üzere… Çarparım butlanına mutlanına diyerek, CHP’den elini ayağını yıkamak üzere, biline…

Muhalif medya takiplerinde görüyorum. İş çok farklı yönlerde değerlendiriliyor. Elde tüzükler, kanun maddeleri, herkes yaşananların yasal olmadığını savunuyor ve de olmaması gerektiğini iddia ediyor. Yahu, kardeşim… Senin tüzüğünü, kanununu kim takar? Arkadaşlar ve ilgili birimleri, Anayasa’yı rafa kaldırmış. “Tüzük de, kanun da, Anayasa da benim” deniyor, sen hâlâ neredesin… Bu iş ve reel durum sadece AKP’nin işine yaramasına rağmen, RT de, sadece kendini kurtarmış Meclis Başkanı da, biz işin hiçbir tarafında değiliz diyorlar. Kendi düşüncelerimi etkilemese bile “Bilemem” diyeceğim, sonra da o sihirli kelimeyi söylemek istiyorum: “Yalancının…”
Hükümet kanadında, anket işleri çok şümullü devam ediyor. Gelen neticeler üzerinden empati yapıyorum. Baskın seçim iktidarda kalmanın son çaresi olarak görünse de risk faktörü hâlâ çok yüksek. Bıkan, gına gelenler bir tarafa, ondan çok daha fazla yekün tutan canlı bir kitle, mağdurdan yana duracakmış gibi görünüyor. Bunu anlayan ve değerlendiren iktidar, işi şansa bırakmak istemiyor. Anayasa Referandumu söylemlerini buna göre değerlendirin. Bir prova, netice görme isteği epey taraftar bulmuş durumda. Genel seçim havasındaki referandum, netice sağlarsa emniyetli olarak genel seçimin de önünü açar.
Gelelim çözüm sürecinin sağladığı rezilliklere… Vehbi Koç’un oğlu, yaşı epey ilerlemiş, bu yüzden söyledikleri pek de dikkate alınmayacak konumdaki kişisi, Rahmi Koç’un ağzından kaçırdığı ve de akabinde özür dilediği laflarına… Bu PKK artıklarının, diğer etnik kesimlere nazaran bilmediğimiz ayrıcalıkları mı var? Demek ki; Karadenizlilere, Egelilere, Muhacirlere vs. vs. söylenen lafların, anlatılan fıkraların onda birini bunlara desek ülke yangın yerine dönecek… Bu arada bir de Amedspor rezaleti var… Olabilecek çok kötü şeylerin habercisi gibi. Gittikleri her yerde ayrımcılık potansiyeli oluşturacaklar. İşin başında tedbir alınması, sonradan dövünmekten iyidir. Ayrıyeten bu adamlar (lafın gelişi) bu Amed adını niye kullanıyor biliyor musunuz? Diyarbakır’ın eski adı olduğu için, Kürt adı olduğu için… Diyarbakır tarihine bakacak olursak Artukoğulları’nı, Akkoyunluları görürüz… Daha eskisi Babil’e, Sümer’e gider… Türkçülüğün kitabını yazan Ziya Gökalp de Diyarbakırlıdır… Şımarıklık ve hadsizlik o safhaya geldi ki, bir leş başkan, hazırlanan kanun teklifleri ilk önce Apo itinin onayına sunulması gerekir, dedi. O dedi ya, bir bunak da çıkar işi daha ileriye götürür. Statüyü o şekilde belirler… En iyisi bu haini eski “Cumhuriyet Senatosu” yerine koymak… Eskiden nasıl TBMM’de kabul edilen maddeler Senato’da da görüşülüp kabul edildikten sonra kanunlaşıyorsa, TBMM’den sonra Apo iti de onaylamadan yürürlüğe hiçbir şey girmesin… Al sana statünün babası…
Bana da acıyın, ben de etten sinirden yaratıldım. Bu yüzden hepinizi Allah’a emanet ederek müsaade istiyorum. Hoşça kalınız…