Bu köşe yazısı, Mustafa Kemal Atatürk’ün kısıtlı imkanlara rağmen hayata geçirdiği ekonomik, teknolojik ve tıbbi devrimleri savunarak onun vizyoner liderliğini vurgulamaktadır. Yazar, Cumhuriyet’in ilk yıllarında kurulan uçak fabrikaları, demir yolları ve tarım enstitüleri gibi stratejik hamlelerin Türkiye’nin tam bağımsızlık yolundaki önemini anlatmaktadır. Ayrıca, Türkiye’nin o dönemde dışarıya aşı ihraç eden tıbbi bir güç haline gelişi ve üniversite reformuyla gelen bilimsel ilerleme örneklerle sunulmaktadır. Makale, günümüzde Atatürk’e yönelik eleştirileri bir idrak eksikliği olarak nitelendirerek modern Türkiye’nin temellerinin bu sarsılmaz iradeyle atıldığını savunur. Sonuç olarak eser, askeri zaferlerin ötesinde sanayi, bilim ve sağlık alanında gerçekleştirilen köklü dönüşümlerin kalıcı mirasına dikkat çekmektedir.
Bugün, cehaletin konforlu koltuklarında oturup, elindeki akıllı telefonla 20. yüzyılın en büyük dehasına küfür savuranların trajikomik acziyetini konuşacağız.
Sosyal medyanın foseptik çukurlarında, tarihten, iktisattan ve teknolojiden bihaber bir güruhun, ömrünü bir milleti küllerinden doğurmaya adamış Mustafa Kemal Atatürk’e düşmanlık beslemesini izliyoruz.
Bu nefret, ideolojik bir duruş değil; düpedüz bir idrak cüceliği ve aşağılık kompleksidir.
Gözlerini kapatıp kulaklarını tıkayan o kitleye sormak gerek: Siz bugün neyin kavgasını veriyorsunuz?
Dönün ve o beğenmediğiniz, her fırsatta dil uzattığınız döneme bir bakın!
Uçak Fabrikalarından Alüminyum Tesislerine
Sizin bugün hayal bile edemediğiniz tam bağımsız teknoloji hamlesini, Mustafa Kemal Atatürk ta o zamanda başarmıştı!
Göklerin Hâkimi: Türkiye, daha kendi iğnesini üretemezken, 1925’te Türk Tayyare Cemiyeti kuruldu. 1926’da Kayseri Uçak Fabrikası (TOMTAŞ) açıldı. Dönemin en modern savaş ve yolcu uçakları bu topraklarda üretildi, yurt dışına ihraç edildi. Sizin vizyonunuzun yetmediği o havacılık devrimini, Atatürk ta o zamanda başarmıştı!
Rayların Gücü: Yabancıların elindeki demir yolları millîleştirildi, binlerce kilometrelik yeni hatlar döşendi. Sanayileşmenin damarları olan demir ağları örmeyi, Atatürk ta o zamanda başarmıştı!
Ağır Sanayinin Temeli: 1937’de Karabük Demir Çelik Fabrikası’nın temelleri atıldı. Türkiye’nin sanayi altyapısını kuracak olan o dev tesisi, Atatürk ta o zamanda başarmıştı!
Tarımda Laboratuvar Çağı, Endüstride Devletçilik
Siz bugün tarımda dışa bağımlılığı tartışırken, o dönemin kısıtlı imkânlarıyla yapılan inkılaplara bakın da biraz utanın.
Yüksek Ziraat Enstitüsü: 1933’te kurulan bu enstitü, sadece bir okul değil; tarımda genetik, ıslah ve modernizasyon çalışmalarının yapıldığı dev bir laboratuvardı. Kimyasal gübre üretiminden tohum ıslahına kadar tarımsal Ar-Ge çalışmalarını, Atatürk ta o zamanda başarmıştı!
Gazi Orman Çiftliği: Bataklıktan ve çorak bir araziden modern bir tarım laboratuvarı ve üretim merkezi kurmayı, tarımda makineleşmeyi ülkeye yaymayı, Atatürk ta o zamanda başarmıştı!
Dokuma ve Şeker Fabrikaları: Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, Alpullu ve Uşak Şeker Fabrikaları… Kendi ham maddesini işleyen, kendi kendine yeten o endüstriyel ekosistemi, Atatürk ta o zamanda başarmıştı!

Çin’e Aşı Gönderen, Tıpta ve Sağlıkta Küresel Güç Türkiye
Gelelim bilimi ve tıbbı her zaman en ön planda tutan o büyük tıp inkılabına. Yıllarca süren savaşlardan çıkmış, ağır sosyoekonomik şartlarla boğuşan, halkı sıtma, trahom, tifo ve verem gibi salgın hastalıklarla kırılan bir ülkeyi, dünyanın aşı tedarikçisi konumuna getirmek nasıl bir dehadır?
Aşı Merkezinden Dünya Sağlığına: 1928’de kurulan Ankara Refik Saydam Merkez Hıfzıssıhha Enstitüsü, sadece birkaç yıl içinde Avrupa’dan serum ithalatını tamamen durdurdu. Kendi kendine yeten bir Türkiye’yi inşa eden bu hamleyi, Atatürk ta o zamanda başarmıştı!
Çin’e Kolera Aşısı Yardımı: Sizin bugün “geri kalmış” dediğiniz o genç Cumhuriyet, 1938 yılında kolera salgınıyla kırılan koca Çin’e kolera aşısı göndererek küresel bir insani ve tıbbi yardım destanı yazdı. Sadece Çin’e de değil; Yunanistan’a, Suriye’ye ve Irak’a tetanos ve difteri serumları ihraç eden bir tıp mucizesini, Atatürk ta o zamanda başarmıştı!
Laboratuvarda Koruyucu Hekimlik: Sivas ve Diyarbakır’da kurulan bakteriyoloji laboratuvarlarında milyonlarca kişilik çiçek, tifo ve kuduz aşısı üretimini, halkı salgınlardan koruyan modern koruyucu hekimlik sistemini, Atatürk ta o zamanda başarmıştı!
Bilim, İnanç Özgürlüğü ve Kurumsallaşma
Onun adını lekelemeye çalışanların en büyük çarpıtması, onu inançların karşısındaymış gibi gösterme çabasıdır. Oysa Mustafa Kemal Atatürk, asla dine ve inanca karşı değildi. Tam aksine, gerçek dinin ve inancın özgürce yaşanabilmesi için fikir ve din özgürlüğünü en yüksek değer olarak yüceltti. Din üzerinden çıkar sağlayanları engellerken, inancın vicdanlardaki kutsal yerini korumasını sağladı.
Üniversite Reformu: 1933 yılında Darülfünun kapatılarak modern İstanbul Üniversitesi kuruldu. Dünyanın gıpta ile baktığı o akademik sıçramayı, Atatürk ta o zamanda başarmıştı!
Maden Tetkik ve Arama (MTA) ve Etibank: Ülkenin yer altı kaynaklarını bilimsel yöntemlerle tespit edip ekonomiye kazandıracak kurumsal yapıyı, Atatürk ta o zamanda başarmıştı!
Büyük Borcumuz ve Yarım Kalan Geleceğimiz
Şimdi kalkmış, bu muazzam vizyonun, bu inkılapçı dehanın mirasını yemeye doyamayanlar, ona küfretme hadsizliğinde bulunuyor.
Klavyelerinin başından Atatürk’e ve onun devrimlerine saldıran güruh; unuttuğunuz çok temel bir gerçek var: Eğer siz bugün bu topraklarda özgürce nefes alıyor, kendi adınızı taşıyor ve bu bağımsız Cumhuriyet’te yaşayabiliyorsanız, bunu tamamen ona ve aziz şehitlerimize borçlusunuz!
O, imkânsız denilen Kurtuluş Savaşı’nı askeri dehasıyla kazanmasaydı, bugün üzerine basacağınız bir vatanınız bile olmayacaktı.
Sizin rüyalarınızda bile göremeyeceğiniz, bugün bile yakalamakta zorlandığınız o çağdaş medeniyet seviyesini, inanç özgürlüğünü ve teknolojik bağımsızlık ateşini, Mustafa Kemal Atatürk ta o zamanda, 1938’e kadar olan o kısacık ömründe başarmıştı!
Ve en acısı ne biliyor musunuz? 1938’de onun ölümüyle bu büyük yürüyüşün, bu inkılapçı ivmenin yarım kalmış olmasıdır. Eğer o vizyon kesintisiz devam etseydi, bugün bambaşka bir teknoloji ve bilim çağını yönetiyor olacaktık.
Küfredenler, saldıranlar, yok saymaya çalışanlar… Tarih sizi sadece birer “kronik hasetçi” olarak kaydedecek.
Mustafa Kemal Atatürk ise, yaktığı o bilim, tıp ve bağımsızlık meşalesiyle, ilelebet önümüzü aydınlatmaya devam edecek.