Prof. Dr. Harun Demirkaya
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Kazakistan-GKRY Yakınlaşması ve Türk Dünyasının Geleceği

Kazakistan-GKRY Yakınlaşması ve Türk Dünyasının Geleceği

featured

Prof. Dr. Harun Demirkaya’nın kaleme aldığı bu metin, Kazakistan ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) arasında gelişen beklenmedik diplomatik ve ekonomik yakınlaşmayı analiz etmektedir. Kazakistan’ın bir Rum lidere ilk kez ev sahipliği yapması ve “Dostluk Nişanı” gibi üst düzey sembollerle bu süreci pekiştirmesi, Türk kamuoyunda ciddi bir stratejik endişe yaratmaktadır. Yazar, Astana’nın çok yönlü dış politika anlayışını kabul etmekle birlikte, bu durumun Türk Devletleri Teşkilatı içindeki siyasi dayanışma ruhuna ve Türkiye’nin Kıbrıs davasına zarar verebileceğini savunmaktadır. Kaynak, Türk dünyasının kültürel bağların ötesine geçerek ortak bir jeopolitik refleks geliştirip geliştiremeyeceğini sorgulayan eleştirel bir bakış açısı sunmaktadır. Nihayetinde bu diplomatik hamleler, Türk devletlerinin milli meselelerdeki samimiyetinin ve birliğin gelecekteki stratejik gücünün test edilmesi olarak yorumlanmaktadır.

 

Kıbrıs Postası gazetesinin Fileleftheros gazetesinden alıntıladığı haberine (kibrispostasi.com, 2 Haz. 2026) göre, Rum Yönetimi Başkanı Nikos Hristodulidis’in, Astana’da Büyükelçilik açmak ve temaslarda bulunmak üzere Kazakistan’a gideceği bildirilmektedir.

Hristodulidis’in Kazakistan’ı ziyaret eden ilk Rum başkanı olacağı belirtilmektedir.

Haberin “Türk Planlarına Kama… Kıbrıs’ın Diplomatik İzi Genişliyor… Türkiye’nin Tek Başına Oynadığı Bölgede Yükseliş” başlık ve spotlarıyla manşete çekildiği ifade edilmektedir.

Hristodulidis’in 2-4 Haziran döneminde gerçekleştireceği ziyaretle Güney Kıbrıs ile Kazakistan arasındaki ilk direkt uçuşların da başlayacağı aktarılmaktadır.

Tokayev’in, Hristodulidis’e Kazakistan’ın devlet nişanı olan “Dostluk Nişanı”nı takdim edeceği belirtilmektedir.

Öncelikle şu gerçeği kabul etmek gerekir: Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) üyesi olan Kazakistan bağımsız bir devlettir ve dış politikasını kendi ulusal çıkarlarına göre belirleme hakkına sahiptir.

Astana yönetimi uzun yıllardır Rusya, Çin, AB, ABD ve Türkiye arasında denge kurmaya çalışan çok yönlü bir dış politika izlemektedir.

Bu açıdan bakıldığında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile ilişkilerin geliştirilmesi, Kazakistan tarafından Avrupa ile ilişkileri güçlendirme ve ekonomik fırsatlar yaratma girişimi olarak görülebilir.

Ancak burada dikkat çekici nokta, AB’nin Kıbrıs konusunda benimsediği siyasi çerçevedir.

AB; GKRY’yi adanın tek meşru hükümeti olarak kabul etmekte, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni (KKTC) ise tanımamaktadır.

Türkiye’nin 1974 sonrası askeri varlığını eleştirmekte, hatta işgalci olarak görmektedir.

Dolayısıyla Türk kamuoyu, Türk soylu Kazakistan Cumhuriyeti ile GKRY arasında geliştirilen ilişkilerin sadece ekonomik değil, zamanla siyasi pozisyonları da etkileyebileceği endişesini taşımaktadır.

Bu endişeleri güçlendiren kanıtlar da vardır.

Zira bir devletin GKRY ile diplomatik ilişki kurması başka bir şeydir; bunu güçlü sembollerle desteklemesi başka bir şeydir.

Bugün ortaya çıkan tabloya bakıldığında:

  • Kazakistan GKRY’ye büyükelçi atamıştır.
  • Büyükelçi, güven mektubunu Rum liderliğine sunmuştur.
  • İlk kez doğrudan uçuşlar başlamaktadır.
  • Nikos Hristodulidis Astana’yı ziyaret etmektedir.
  • GKRY’nin Astana’da büyükelçilik açması gündemdedir.
  • İş forumları düzenlenmektedir.
  • Ve en önemlisi, Rum lidere devlet dostluk nişanı verilmesi planlanmaktadır.

Bütün bunlar bir araya geldiğinde ortaya yalnızca ekonomik değil, siyasi ve sembolik bir yakınlaşma görüntüsü çıkmaktadır.

Türk Devletleri Teşkilatı’nın en büyük gücü ortak tarih, dil ve kültürdür.

Uluslararası sistemde birliklerin gerçek gücü, kritik konulardaki dayanışmalarıyla ölçülür.

Kaldı ki Kıbrıs meselesi Türkiye açısından herhangi bir dış politika konusu değildir.

Bu konu Türkiye için bir milli güvenlik, bir Doğu Akdeniz, bir Mavi Vatan ve de en önemlisi Türk varlığının devamı sorunudur.

Bu nedenle ister istemez şu soru akla gelmektedir:

“Türk Devletleri, Türk dünyasının en hassas ve haklı olduğu meselesinde Türkiye ile aynı çizgide durmayacaksa, birlik söylemi ne kadar samimidir?”

Bu soru sadece Türkiye’de değil, KKTC’de de giderek daha çok sorulacaktır.

Bu zihin jimnastiğinden “Türk dünyası parçalanıyor” endişesi çıkarmamak gerekir.

Çünkü Türkiye ile Kazakistan arasındaki ekonomik ilişkiler güçlüdür.

İki kardeş devlet arasında savunma sanayisi iş birliği gelişmektedir.

Enerji ve ulaştırma projeleri devam etmektedir.

Ve her iki devletin aktif katkısı ile Türk Devletleri Teşkilatı kurumsal olarak büyümektedir.

Buna rağmen ön plana çıkan bir gerçeğin de altını çizmek gerekir:

Türk dünyası henüz Avrupa Birliği benzeri ortak dış politikaya sahip bir yapı değildir.

Ortak kültür vardır; ortak tarih vardır.

Ancak ortak jeopolitik refleks henüz tam olarak oluşamamıştır.

Buradaki en büyük risk, Kazakistan örneğinde yaşandığı gibi Türk dünyasının halkları ile devletlerinin önceliklerinin farklılaşmasıdır.

Türk halklarının önemli bir kısmı KKTC’yi doğal olarak Türk dünyasının bir parçası olarak görürken, bazı devletler uluslararası hukuk, ekonomik çıkarlar ve AB ile ilişkiler nedeniyle daha temkinli davranmaktadır.

Bu fark büyüdükçe “Türk Dünyası” idealinin duygusal gücü ile devletlerin reelpolitik tercihleri arasındaki mesafe de büyüyebilir.

Bu gelişmelerin en önemli sonucu, Türk Devletleri Teşkilatı’nın gelecekte yalnızca kültürel bir birlik mi olacağı, yoksa kritik jeopolitik sorunlarda ortak tavır geliştirebilen gerçek bir stratejik blok mu olacağı tartışmasını daha da görünür hale getirmesidir.

Tartışmanın merkezinde Kıbrıs sorunu yer almaya devam edecektir.

Sonuçta Kazakistan’da yaşanan bu gelişme AB ve GKRY hanesine başarı, Türkiye Cumhuriyeti hanesine ise başarısızlık olarak yazılacaktır.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!