Av. Mehmet Bacaksız
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Türk Siyasetine Yapılan Haksızlıklar

Türk Siyasetine Yapılan Haksızlıklar

featured

Yazar Mehmet Bacaksız tarafından kaleme alınan bu metin, Türk siyasetine ve Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik yargı kararları üzerinden yapılan müdahaleleri sert bir dille eleştirmektedir. Özellikle CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’nın iptali sürecinde mahkemelerin delegelerin hür iradesini yok saydığı ve hukuka aykırı şekilde ihtiyati tedbir kararları verdiği savunulmaktadır. Yazar, henüz kesinleşmemiş iddianamelerin delil olarak kullanılmasını ve Yüksek Seçim Kurulu’nun anayasal denetim görevini yerine getirmemesini büyük bir hukuk skandalı olarak nitelendirmektedir. Bu durumun sadece bir partiyle sınırlı kalmayacağı, tüm siyasi partilerin kurultay güvencesini ve demokratik yapısını tehdit ettiği vurgulanmaktadır. Metin, yargının siyasi alana müdahalesinin hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığını ve demokratik iradeyi sakatladığını detaylıca açıklamaktadır.

 

Son zamanlarda yargı eliyle ana muhalefet partisi CHP’ye çok büyük haksızlıklar yapıldı. Yapılan haksızlıkların etkileri devam ediyor. Uzun süre de devam edeceği muhakkak. Bu haksızlıklar sadece CHP’ye yapılmadı. CHP’ye yapılan haksızlıkların önümüzdeki dönemde diğer siyasi partilere de yapılması oldukça muhtemel. Bu haksızlıkları Türk Siyasetinin geneline yapılmış saymak daha doğrusu. Bunun için yazının başlığını “TÜRK SİYASETİNE YAPILAN HAKSIZLIKLAR” olarak yazmayı uygun gördüm. İşte, özelde CHP’ye, genelde Türk Siyasetine yapılan haksızlıklar.

1- Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi, CHP’nin 38. Kurultayı’nın iptali için açılan davada davanın “konusuz kalması” sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar vermişti. Kanaatimce, bu karar doğruydu. Çünkü, sonradan yapılan iki adet olağanüstü kurultayda delegenin iradesinin sakatlanması söz konusu değildi. CHP delegelerinin iradesiyle yeni yönetim oluşturulmuştu. Bu sebeple, 38. Kurultayı’nın iptali için açılan dava konusuz kalmıştı.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, “hukuken hiç doğmamış ve geçersiz kabul edilen bir kurultayın ardından yapılan olağanüstü kongrelerin geçmişteki hukuki sakatlıkları ortadan kaldıramayacağı ve davacıların davayı sürdürmekteki hukuki yararının aynen devam ettiği” gerekçesiyle Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesinin kararını kaldırdı. Kanaatimce, bu gerekçeyle Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi kararının kaldırılması yanlıştı. Yeni yapılan olağanüstü kurultaylar usulüne uygun, şaibesiz yapıldı ise geçerlidir. Burada önemli olan delegenin iradesidir. Hiçbir mahkeme delegenin yerine geçerek karar veremez. Bu kesin gerçeğe rağmen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP delegesinin yerine geçerek usulüne uygun, şaibesiz yapılmış olağanüstü kurultayları geçersiz saymıştır. Bu hukuk açısından çok büyük bir skandaldır. Hukuk devletinde böyle bir karar asla kabul edilemez.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, 38. Kurultay’da delegenin iradesinin sakatlandığı iddiasıyla açılan ve halen devam eden ceza davasındaki iddianameyi delil kabul ederek delegenin iradesinin sakatlandığı kararına vardı. Bu da hukuk açısından çok büyük bir skandal. Çünkü, hiçbir iddianame başka bir dava için delil olarak kabul edilemez. Açılan bir ceza davası sonuçlanıp istinaf ve temyiz aşamalarından geçerek kesinleştikten sonra başka bir dava açısından delil olarak kabul edilebilir. Oysa, burada ceza davası devam etmektedir. Nasıl sonuçlanacağı henüz belli değildir. Ceza davasında yargılanan sanıklar belki beraat edeceklerdir. Hal böyle iken yargılaması devam eden bir davanın iddianamesinin başka bir davada delil olarak kullanılması hukuk devletinde asla kabul edilemez.

Hiçbir mahkeme uyuşmazlığı çözecek şekilde ihtiyati tedbir kararı veremez. Uyuşmazlığı çözecek şekilde ihtiyati tedbir kararı verilmemesi evrensel bir hukuk ilkesidir. Yargıtay’ın yerleşik kararları da bu yöndedir. Çünkü, ihtiyati tedbir kararı uyuşmazlığı çözen değil, karar kesinleşinceye kadar taraflara geçici hukuki koruma sağlayan karardır. Mahkemenin vereceği nihai karar kesinleştikten sonra daha önceden verilmiş olan ihtiyati tedbir kararları kendiliğinden kalkar. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, bu evrensel hukuk ilkesini ihlal ederek ihtiyati tedbir kararı vermiştir. 38. Kurultay’ın iptali için açılan davada kurultayın iptali ile birlikte Kemal Kılıçdaroğlu’nun başında bulunduğu yönetimin tekrar işbaşına getirilmesine karar verilmesi talep edilmiştir. 36. Hukuk Dairesi, 38. Kurultay’ın iptali ile birlikte Kemal Kılıçdaroğlu’nun başında bulunduğu yönetimin tekrar işbaşına getirilmesine dair ihtiyati tedbir kararı vermiştir. 36. Hukuk Dairesi, verdiği bu ihtiyati tedbir kararıyla uyuşmazlığı çözmüş olmaktadır. Yukarıda açıkladığımız nedenlerle, bu ihtiyati tedbir kararı hukuk açısından çok büyük bir skandaldır. Hukuk devletinde bu asla kabul edilemez.

36. Hukuk Dairesinin 38. Kurultay’ın iptaline dair verdiği kararın açıklanmasından sonra Özgür Özel’in başında olduğu yönetim parti kongrelerinin denetimi, iptali vb. konularında anayasa ve siyasi partiler kanunu gereği Yüksek Seçim Kurulu’nun görevli ve yetkili olduğu, adli yargı mahkemelerince kurultayların iptali kararları verilemeyeceği gerekçesiyle Yüksek Seçim Kurulu’na itiraz etti. Yüksek Seçim Kurulu, oy birliğiyle itirazı reddetti. Oysa, Özgür Özel yönetiminin itirazı haklıydı. Çünkü, Anayasa’nın 79. Maddesine göre, seçimler, yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında yapılır. Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama konularında YSK tek görevli ve yetkilidir. Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz.

2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 21/1 maddesinde “Siyasi partilerin genel merkez, il ve ilçe organları seçimleri ile il kongresi ve büyük kongre delegelerinin seçimleri, yargı gözetimi altında gizli oy ve açık tasnif esasına göre yapılır.” denilmektedir. Bu hükme göre de siyasi partilerin kurultaylarının yapılması, bu konuda yapılacak şikâyet ve itirazların sonuçlandırılması konusunda YSK tek yetkilidir. Hal böyle iken YSK, yapılan itirazı reddetmekle, anayasa ve kanunlarla kendisine verilen görevi reddetmiş olmaktadır. Bu da hukuk açısından çok büyük bir skandaldır. Hukuk devletinde böyle bir şey asla kabul edilemez.

Bu aşamadan sonra hiçbir siyasi partinin yapacağı kurultay hukuk güvencesinde olmayacaktır. CHP örneğinde olduğu gibi bir asliye hukuk mahkemesi, delegenin yerine geçerek yapılan kurultayı iptal edebilecektir. Böyle bir ortamda, hukuktan, delege iradesinden, demokrasiden söz etmek mümkün değildir. Bu açık gerçeklere rağmen hukuktan, delege iradesinden, demokrasiden söz etmek ancak kendimizi kandırmak olacaktır.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!