Erol Sunat tarafından kaleme alınan bu metin, 19 Mayıs 1919 tarihinin Türk milleti için taşıdığı hayati önemi ve Milli Mücadele’nin başlangıcını mercek altına almaktadır. Osmanlı Devleti’nin içine düştüğü işgal dönemini ve halkın yaşadığı derin kaygıları anlatan yazar, Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışını bir kurtuluş destanı olarak nitelendirir. Yazıda, Türk milletinin esareti reddeden kararlı duruşu ile vatan şairlerinin ve dönem tanıklarının duygusal ifadelerine yer verilmektedir. İşgalci güçlerin uğradığı tarihi hezimet vurgulanırken, kazanılan zaferin sömürge altındaki diğer mazlum milletlere de umut ışığı olduğu belirtilir. Metin, Atatürk’ün Cumhuriyeti emanet ettiği Türk gençliğine yaptığı tarihi çağrıyla sona ererek günün manevi değerini yüceltmektedir.
Yüz yedi yıl öncesiydi. Karmakarışıktı ortalık. Kaygısı dağ gibi birikmişti Anadolu’nun. Savaşmadığı cephe kalmamıştı vatan evlatlarının. Kimi tarihçiye göre dokuz, kimi tarihçiye göre on üç cephede birden savaştılar. Her biri birer yorgun savaşçıydı o kahramanların. Üstelik her cephede galiptiler. Ne Kut’ül Ammare’de ne Çanakkale’de ne Galiçya’da ne de Trablus’ta yenilmediler.
Lakin ortak savaşa girdikleri Almanya kaybedince, kaybetti sayıldı koca Osmanlı. Osmanlı’nın hâkim olduğu topraklar sömürgecilerin iştahını öteden beri kabartıyordu zaten. Daldılar Orta Doğu’ya, daldılar Mısır’a, daldılar Kuzey Afrika’ya ve daldılar Anadolu’ya…
Bundan sonra ne olacak noktasında oluşan bilinmezlikler, çözümsüzlükler bir kördüğüm olmuş, kendince her karanlık noktaya bir düğüm atmış, pusuya yatmıştı.
İnsanların endişe dolu halleri yüzlerine yansımıştı.
İşgal için planlar, kumpaslar, tuzaklar oturuldu, hazırlandı ince ince.
İşgalciler, sömürgeciler, talancılar, yalancılar, işbirlikçiler yerlerinde duramıyorlar, zil takmış oynuyorlardı sevinçten. Ve düğmeye bastılar. Perdeyi Yunanlılar açtı. İzmir onlara vaat edilmişti. Gidebildikleri yere kadar gidebileceklerdi…
Onlar da bindiler gemilere, geldiler İzmir limanına ve 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıktılar.
***
Sevr denen sinsi istila planı devredeydi artık. İşgale devam etti İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, Ruslar, Ermeniler, Anadolu üzerine hayal kuran daha başka kim varsa hepsi birden…
Gökyüzünde kara kara bulutlar…
İstila, işgal karışık, sisli ve puslu bir hava…
“Bandırma Vapuru” şiirinde şöyle diyordu, rahmetli Mesut Tarcan…
“Yağma yağmur, esme rüzgâr / Yolumu bekler Anadolu / Gümüş dere durmaz akar / Mustafa Kemalim güvertede / Dayamış alnını ufka bakar.”
Ardından da şöyle devam ediyordu mısralar…
“Ben Bandırma Vapuru / Mustafa Kemalim güvertede / Kaputuna bürünmüş / Bakışlarında kararlılık, saçlarında rüzgâr / Yıldızlar geçiyor alnından / Uzak zaferlerin şavkı vurmuş yüzüne / Meteler, Bumin’ler, Kutluklar / Sıyrılıp Altay dağlarından / Ona doğru yürümüş”
Bir kutlu gündür 19 Mayıs. Ona çıkan bütün yollar, yüzyılın efsanesidir.
Anadolu ki efsanelerin doğduğu ve var olduğu bir coğrafya olarak zengin bir tarihe ve kültüre sahiptir.
15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal etti Yunanlılar. İlk kurşun o gün sıkıldı Hasan Tahsin Bey tarafından işgale, işgalcilere… Ve istiklale verilen ilk şehit de o gün verilmişti.
O şehit de ilk kurşunu işgale sıkan Hasan Tahsin’di.
Bandırma Vapuru, İsmail Hakkı Kaptan yönetiminde aldı Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarını, 16 Mayıs 1919’da çevirdi rotasını Samsun’a.
Böyle başladı o destan.
***

Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basmasını, belki de en güzel rahmetli Cahit Külebi anlatmıştı:
“Bir gemi yanaştı Samsun’a sabaha karşı, / Selam durdu kayığı, çaparı, takası, / Selam durdu tayfası.”
Ve şöyle devam ediyordu o duygu dolu mısralar…
“Bir duman tüterdi bu geminin bacasından, bir duman / Bir duman değil bu! / Memleketin uçup giden kaygılarıydı.”
19 Mayıs 1919’du tarih. Açıldı yollar, sıvandı kollar, tüfeklerini yeniden kuşandı bütün yorgun savaşçılar.
“Ya istiklal ya ölüm” dediler, Mustafa Kemal Paşa neredeyse oraya koştular. Kimi Erzurum’da yetişti, kimi Sivas’ta, kimi Ankara’da.
Ayyıldız fedaileri oldular… Mustafa Kemal Paşa’nın süvarileri oldular…
Samsun’a, o kutlu yolun çıkış noktasına, hürriyete, istiklale vurgundular.
Samsun rüzgârı Anadolu’nun işgal altındaki bütün bölgelerinde esti.
Memleketin dört bucağına ulaştı.
Türk Milleti ne İzmir’in işgali kabul etti ne Antep’in ne Urfa’nın ne Maraş’ın ne Adana’nın ne İstanbul’un…
Afyon dâhil, Aydın dâhil, Bursa dâhil İç Batı Anadolu ve Güney Marmara işgal altındaydı. Anadolu’nun güneyi de…
***
Vatan şairimiz Namık Kemal;
“Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini / Yoğ imiş kurtaracak bahtı kara maderini” diye yazmıştı.
Aldı kalemi eline Mustafa Kemal Paşa bu satırların altına şöyle yazdı:
“Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini / Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini…”
Vatanın bağrına hançerini dayayanlar o kadar çoktu ki…
Samsun’a 19 Mayıs 1919’da ayak basan Mustafa Kemal Paşa, eli hançerli düşmanlara karşı Türk Milletiyle Anadolu’yu geçilemeyen, alınamayan, istila edilemeyen, işgal edilmesi halinde bin kere pişman olunan bir coğrafya haline getirdi.
Anadolu üzerine asırlardır hayal kuranlar, Sevr denen sinsi ve hain planla, Anadolu’nun her köşesini bölüştüler.
Hele İstanbul’u, semt semt aralarında pay ettiler.
Hesaba katmadıkları, ıskaladıkları, görmezden geldikleri Mustafa Kemal Paşa ve Türk Milletiydi.
19 Mayıs 1919’u da okuyamadılar.
Millî Mücadele ve Mustafa Kemal Paşa karşıtı yazılarıyla tanınan Gazeteci Ali Kemal şöyle yazmıştı:
“Kuzum Kemal, sen deli misin?”
Ali Kemal de Samsun’u ve 19 Mayıs 1919’u okuyamayanlar arasındaydı.
Okuyanları da kimse dinlemek istememişti.
***
Sevr’in zafer sarhoşluğu çok kısa sürdü. İşgaller işgal edenlerin elinde patladı.
19 Mayıs 1919, 9 Eylül 1922’ye kadar esecek bir rüzgârın adıydı.
İşgalciler bu rüzgârı da okuyamadılar. Nereden nereye estiğini de hesap edemediler.
Hesapları ve pusulaları şaştı. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmuşlardı. Tutmaya ve tutunmaya çalıştıkları bütün cepheleri ezdi geçti, paramparça etti Mehmetçikler.
Majino hatları da tutamadı, durduramadı Mehmetçiği. Üstün silah ve ateş gücü de.
Denizde “Yenilmez Armada” denen donanmaları vardı, Çanakkale’yi geçememişti. Karada sömürge askerleri denen Gurkalar, Sihler ve Anzaklar savaş meydanlarına sürülürken, değişik kıtalarda savaş tecrübesi olan mağrur ve kibirli komuta kademesi acı mağlubiyetlerle tanıştı.
İşgalciler, karşılarında vatanları için ölmeye hazır öyle isimsiz kahramanlar buldular ki neye uğradıklarını, neden Anadolu’ya geldiklerini dahi unuttular.
Tarihin elde tutulması en zor coğrafyalarından biri Anadolu. Bu coğrafyayı geçmişte Roma elinde tutmayı başardı, son bin yıldır Türk Milleti bu coğrafyayı hem elinde tuttu hem de kendine vatan yaptı.
***
Anadolu’yu işgale kalkanlar kuvvetli ve sağlam bir devlet geleneği olan Türk Milletinin bu özelliğini belli ki fazla dikkate almamışlardı.
Samsun ve 19 Mayıs 1919, Çanakkale’den ders çıkarmayanların, Kut’ül Ammare’de nasıl kaybettiklerini kapatmaya çalışanların kolay unutamayacağı hezimetlerin tarihe satır satır aktarılmasıydı.
19 Mayıs 1919 destanı mazlum milletlerin, sömürge olarak inim inim inleyenlerin silkinmesine, ayağa kalkmasına, dirilişine de vesile olması bakımından oldukça önemlidir.
19 Mayıs 1919 destanının başkahramanıdır Gazi Mustafa Kemal Paşa.
Onu bunca yıldır anlayamamış ve tanıyamamış olmak, anlamayanlar ve tanımak istemeyenler için büyük bir talihsizliktir.
İngiltere’nin meşhur devlet adamlarından Sir Winston Churchill diyor ki: “Dünyaya her yüzyılda bir yalnızca bir tane dahi gelir, bu yüzyıldaki dahi Türk milletine gelmiştir: Atatürk;”
***
Kurduğu Cumhuriyeti gençlere emanet etmişti Mustafa Kemal Paşa, “Gençliğe Hitabe”sinde demişti ki:
“Ey Türk gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.
Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir.”
O hitabenin son cümleleri ise şöyle devam ediyordu:
“Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!”
Bu kutlu gün, bu kutlu bayram Türk Gençliğine ve Türk Milletine kutlu olsun.