Prof. Dr. Fuat Gürdoğan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Bereket Yağıyor, Sofra Boş

Bereket Yağıyor, Sofra Boş

featured
0
Paylaş

Prof. Dr. Fuat Gürdoğan tarafından kaleme alınan bu metin, Türkiye’deki ekonomik istikrarsızlığın ve yüksek döviz kurlarının toplumsal etkilerini derinlemesine ele almaktadır. Yazar, rekor seviyedeki yağışlara ve doğanın sunduğu berekete rağmen halkın mutfağındaki yoksulluğun neden sona ermediğini sorgulayan eleştirel bir perspektif sunar. Metinde, hükümetin uyguladığı ekonomi politikalarının üreticiyi ve çiftçiyi borç batağına sürüklediği, rakamsal verilerin ise sokağın gerçekliğini yansıtmaktan uzak kaldığı vurgulanmaktadır. Özellikle mazot, gübre ve tohum gibi temel maliyetlerin kontrol edilememesi nedeniyle toprağın bereketinin adaletli bir şekilde paylaşılamadığı ifade edilmektedir. Yazar, gerçek ekonomik başarının borsa endekslerinde değil, vatandaşın tenceresindeki huzur ve sofrasındaki bereketle ölçülmesi gerektiğini savunarak yönetimi gerçekçi çözümler üretmeye davet eder.

 

Dolar 44 lira.

Euro elliye merdiven dayamış.

Merkez Bankası faizi yüzde 37’de sabitlemiş, “bekle-gör” diyor.

Vatandaş zaten görüyor.

Cebine bakıyor, boş.

Tencereye bakıyor, boş.

“Rakamlar yalan söylemez” derler ama bu rakamlar artık gerçeği anlatmaya yetmiyor.

Çünkü bu ekonomi artık sadece bir matematik meselesi değil, bir “anlam” meselesi hâline geldi.

İnsanlar yoruldu.

Sadece fiyat etiketi takip etmekten, her sabah yeni bir zam haberiyle uyanmaktan herkesin ruhu daraldı.

Eskiden “bir evim olsun, bir arabam olsun” derdi insanlar.

Şimdi “huzurum olsun, tencerem kaynasın” diyor.

Yeni lüksümüz; sessizlik, sadelik ve anlam oldu.

Ama gel gör ki biz anlam ararken, hayatın anlamı olan “toprak” elimizden kayıp gidiyor.

Bakın, gökyüzü cömert.

38 yılın yağış rekoru kırılmış.

Gökten rahmet yağıyor, barajlar doluyor, toprak suya doyuyor.

Geçen yıla göre yüzde 87 daha fazla bereket var bulutlarda.

Peki, mutfaktaki yangın neden sönmüyor?

Toprak bu kadar “evet” derken, neden iktidarın politikaları “hayır” diyor?

Çünkü ekonomiyi sadece plazaların camlarından, borsa ekranlarındaki yeşil-kırmızı çizgilerden ibaret sanıyorlar.

Siz faizi yüzde 37’de sabit tutabilirsiniz…

Ama çiftçinin traktörüne koyacağı mazotu sabitleyemiyorsunuz.

Gübreyi sabitleyemiyorsunuz.

Tohumu sabitleyemiyorsunuz.

Döviz 44 liraya çıkınca, ihracatçı belki “kur farkı” diye sevinir ama Anadolu insanının kursağından geçecek lokma bir kez daha küçülür.

Üretici kan ağlarken, tüketici pazar tezgahına uzaktan bakarken; 38 yılın yağış rekoru kırılsa ne olur, kırılmasa ne olur?

Toprak suya doyuyor ama çiftçi borca doymuyor!

Bize “yeni ekonomi modeli” diye masal anlatıyorlar.

Oysa en büyük model, bir babanın akşam eve götürdüğü iki kilo domatestir.

En büyük başarı, bereketli topraklarda “açlık sınırını” tartışmamaktır.

Hukuka saygımız sonsuz. Kimseye yargısız infaz yapmıyoruz.

Sadece aynayı tutuyoruz.

Yönetenlerin görevi rakamlarla illüzyon yapmak değil, toprağın bereketini halkın sofrasına adaletle dağıtmaktır.

Eğer gökten rahmet yağarken halkın tenceresine zam yağıyorsa; orada bir “plan” değil, düpedüz bir “savrulma” vardır.

Netice itibarıyla…

Faizle, dövizle, kâğıtla kürekle uğraşarak rakamları hizaya sokarsınız belki…

Ama toprağı küstürürseniz, köylüyü “milletin efendisi” olmaktan çıkarıp “borcun esiri” yaparsanız;

Gün gelir, o elinizdeki 44 liralık dolarlar bile kaybettiğiniz o bereketli “anlamı” geri getirmeye yetmez.

Toprak yalan söylemez.

Bereket gökten yağıyor ama çiftçi için adalet neden Ankara’da takılıp kalıyor?

Mesele kurların kaç olduğu değil, kurulan bu sofrada kimlerin tok kaldığıdır!

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!