Prof. Dr. Ata Atun tarafından kaleme alınan bu analiz, yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinde tek kutuplu dünya düzeninin meşruiyetini yitirdiğini ve küresel siyasette ciddi bir kırılma yaşandığını savunmaktadır. Batı merkezli sistemin yarattığı huzursuzluklar ve ekonomik baskılar neticesinde, Türkiye, Rusya, İran ve Çin gibi ülkelerin bir araya gelerek oluşturabileceği TRİÇ adlı alternatif bir eksen fikri ön plana çıkmaktadır. Henüz resmi bir ittifaka dönüşmemiş olsa da bu arayış, mevcut küresel kurumların yetersizliğine ve özellikle dolarizasyon dışı bir ekonomik model ihtiyacına dayanmaktadır. Söz konusu dört ülkenin ideolojik ve siyasi farklılıkları bu oluşumun önünde engel teşkil etse de metin, dünyanın artık daha adil ve çok merkezli bir yapıya evrilmek istediğini vurgulamaktadır. Sonuç olarak yazar, mevcut küresel sistemin artık sürdürülemez olduğunu ve güvenlikten tedarik zincirine kadar her alanda yeni bir düzen arayışının kaçınılmaz hale geldiğini ifade etmektedir.
21. yüzyılın ilk çeyreği kapanırken dünya düzeni ciddi bir kırılma yaşamaya başladı.
Uzun yıllar boyunca küresel siyaseti belirleyen tek kutuplu sistemler artık sürdürülebilir olmaktan çıktı. Özellikle de geçmişte yapılan askeri müdahaleler, organize edilen başkaldırılar, ekonomik yaptırımlar ve uluslararası kurumların etkinliğinin bilinçli bir şekilde yok sayılarak kaybettirilmesi, bu sistemin meşruiyetini ciddi biçimde yıprattı.
Bugün artık sadece akademisyenler değil, siyasetçiler ve strateji uzmanları da “Mevcut sistemin devam etmesi çok zor. Yeni sistem nasıl olabilir, nasıl kurulabilir?” konusunu ciddi bir şekilde sorgulamakta ve yeni öngörüler ortaya atmakta.
İşte bu tartışmaların arasında, özellikle de son dönemde ortaya çıkan ve ciddi bir şekilde gündemlerde ve siyasi tartışma ortamlarında yer alan “Türkiye, Rusya, İran ve Çin, askeri ve ekonomik güç olarak etken ve dolarizasyon dışında kalabilecek yeni bir eksen oluşturabilir mi?” düşüncesi var. Söz konusu ülkelerin adlarının baş harflerinin bir araya gelmesi ile oluşan İngilizcesi TRIC, Türkçesi TRİÇ olarak adlandırılan bu fikir; henüz taraf devletlerce görüşme komisyonları kurulmuş ve ciddi bir şekilde ele alınmış değil. Günümüzde bırakın bir anlaşmayı veya ittifak kararını, gayriresmî olarak bile taraf devletlerce gündeme getirilmemiş olsa da bölgesel kamuoyunda tartışmaya açılmış, taraflarca sempatik gözlerle bakılan bir düşünce konumunda.

Bu fikrin temelinde; son seksen yıldır dünya siyasetinde kendi çıkar ve yayılmacılıkları doğrultusunda baskın bir etkinlik sürdürmüş olan Batı merkezli sistem nedeniyle yaşanmış ve halen yaşanmakta olan gerilimler, haksızlıklar ve huzursuzluklar yer almakta. Osmanlı Devleti’nin (Batı dünyasının Orta Doğu’daki petrolü ele geçirme planları doğrultusunda) parçalanma süreci ile başlayan; dünyada en çok nüfusa sahip Çin Halk Cumhuriyeti’nin yok sayılması süreci ile devam eden; Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılmaya mecbur edilmesi sonrası bölgede yaşanan sıkıntıların ve İran’ın uzun süre ekonomik ve mali ambargolar altında tutulması nedeniyle İran halkına yaşatılan sıkıntılara ilaveten son günlerde saldırıya uğramasına kadar uzanan tarihsel arka plan; söz konusu dört ülkenin ve bu ülkelerin müttefiklerinin mevcut sisteme bir eleştiri geliştirmesine ve alternatif arayışına girmelerine zemin hazırlamış durumda.
NATO’nun genişlemesi, küresel olarak Batı kökenli yaptırımların yaygınlaşması ve deniz ticaret yollarının Batı kaynaklı güçlerin kontrolünde olması; söz konusu bu ülkelerde ve müttefiklerinde güvensizlik hissinin yoğun bir şekilde hissedilmesine neden olmuş. Artık BM üyesi birçok ülkenin aklındaki; mevcut sisteme alternatif olarak yeni bir güç ve eksen oluşturulması; küresel olarak zafiyet yaşanmakta olan “güvenlik, ekonomi ve tedarik zinciri” konularına adil ve hakça bir çözüm ile koruma getirilmesi.
Ancak işin zor tarafı, söz konusu bu dört ülke arasında ciddi siyasi ve varoluş farklılıklarının bulunması. Türkiye’nin Batı ittifakı içinde yer alması ve NATO üyesi olması, Çin Halk Cumhuriyeti’nin ittifaklardan kaçınan bir strateji izlemesi, İran’ın kendine özgü farklı bir siyasi modele sahip olması ve Rusya Federasyonu’nun Batı ile açık bir çatışma içinde bulunması bu farklılıkların birkaçı. Bu kadar farklı sistemlerin ortak bir çatı altında birleşmesi kolay değil; ama dünyamızda büyük bir dönüşüm istendiğinin işaretlerinin verildiği de bir gerçek. Günümüzde Afrika’dan Avrupa’ya, Asya’dan Latin Amerika’ya kadar birçok ülke mevcut düzenin adaletsizliklerinden şikâyetçi ve dünyamız artık tek merkezden yönetilen bir sistemle devam etmek istememekte.