Bu köşe yazısı, Türkiye’deki mevcut Siyasi Partiler Kanunu’nun antidemokratik yapısını ve özellikle yerel teşkilatların görevden alınma süreçlerini eleştirel bir dille analiz etmektedir. Yazar, genel merkezlerin ve liderlerin il ile ilçe yönetimleri üzerinde mutlak bir otorite kurduğunu, bunun da seçilmiş kurulların iradesini hiçe saydığını savunmaktadır. Darbe döneminden kalan bu düzenlemelerin, parti içi muhalefeti bastırmak için bir araç olarak kullanıldığı ve hukuk devleti ilkelerine aykırı olduğu vurgulanmaktadır. Metne göre, demokratik bir yapı için görevden alma yetkisinin siyasi elitlerden alınarak bağımsız mahkemelere devredilmesi zorunludur. Mevcut sistemin siyasi liderleri sarsılmaz bir güce kavuşturduğu ifade edilirken, partilerin bu otoriter yetkilerden vazgeçme konusunda isteksiz oldukları belirtilmektedir. Sonuç olarak yazar, gerçek bir demokrasi için bu kanunun acilen köklü bir değişikliğe ihtiyaç duyduğunun altını çizmektedir.
Siyasi Partiler Kanunu’nun genel bir değerlendirmesini yapmak mümkün. Ancak bu, yazımızın hacmini çok aşacağından; sadece partilerin il ve ilçe teşkilatlarının görevden alınması yönünden kanunun demokratik olup olmadığını incelemek istiyorum.
Siyasi Partiler Kanunu’nun 19. maddesinde il teşkilatının seçim şekli ve kim tarafından, nasıl görevden alınabileceği düzenlenmiş; 20. maddede ise ilçe teşkilatı ile ilgili aynı hususlar ele alınmıştır.
19. madde hükümlerine göre il teşkilatı, merkez karar ve yönetim kurulu (MKYK) kararıyla görevden alınabiliyor. Görevden alma işleminin hangi hallerde ve nasıl yapılacağının ise parti tüzüğünde gösterilmesi gerekiyor.
20. madde hükümlerine göre ilçe teşkilatı; il yönetim kurulu veya merkez karar ve yönetim kurulu kararıyla görevden alınabiliyor. Yine bu işlemin detaylarının parti tüzüğünde belirtilmesi şart koşuluyor.
İl teşkilatının MKYK kararıyla, ilçe teşkilatının ise il yönetim kurulu veya MKYK kararıyla görevden alınabilmesi; parti genel başkanı ile merkez karar ve yönetim kurulunun bu teşkilatlar üzerinde mutlak bir otoriteye sahip olması sonucunu doğurmaktadır.
Ülkemizde tüm siyasi partilerde durum budur. Genel başkan ve O’nun kontrolündeki merkez karar ve yönetim kurulu, il ve ilçe teşkilatları üzerinde tam bir “ali kıran baş kesen” durumundadırlar. Beğenmedikleri, kendilerine itiraz eden il ve ilçe teşkilatlarını kolayca görevden almaktadırlar.

Bu teşkilatların merkezi kararlarla görevden alınabilmesi kesinlikle hukuka ve demokrasiye aykırıdır. İl ve ilçe teşkilatlarının görevden alınabilmesi ancak; merkez karar ve yönetim kurulunun görevli ve yetkili mahkemeye bildirimde bulunması ve mahkemenin bu bildirim üzerine karar vermesi halinde hukuka uygun olabilir.
Siyasi parti genel merkezleri, genel başkan ve yönetim kurulları sık sık demokrasiden ve seçimin faziletinden söz ederler. Eğer bu sözlerinde ciddi ve samimi iseler; parti üyelerinin seçtiği delegelerin oylarıyla göreve gelen teşkilatların görevden alınmasının ancak mahkeme kararıyla mümkün olmasını savunmaları ve Siyasi Partiler Kanunu’nun değiştirilmesini talep etmeleri gerekmektedir.
Ancak üzülerek görmekteyiz ki siyasi parti genel başkanları ve yönetim kurulları bu konuda ciddi değildirler. Hiçbir siyasi partinin, Siyasi Partiler Kanunu’nun demokratik hale getirilmesi yönünde gerçek bir talebi veya çalışması yoktur.
Yukarıda belirttiğimiz üzere bu kanun, genel başkana ve O’nun kontrolündeki kurula parti üzerinde mutlak bir hakimiyet vermektedir. Bu nedenle siyasi partilerde genel başkanın veya yönetim kurulunun değiştirilmesi çok zordur; hatta bazı partilerde imkansızdır. Genel başkanlar bu güce dayanarak adeta ölünceye kadar partisinin başında kalmaktadırlar.
Seçim demokrasinin temel unsuru ise seçimle göreve gelen, ancak seçimle görevden alınmalıdır. Eğer konusu suç teşkil eden eylemler söz konusu ise il ve ilçe teşkilatı yine mahkeme kararıyla görevden alınmalıdır.
Mevcut Siyasi Partiler Kanunu, Meclis’ten çıkmamıştır; 1982 yılında Kenan Evren başkanlığındaki Milli Güvenlik Konseyi tarafından çıkarılmıştır. Bilindiği üzere askeri yönetim döneminde Milli Güvenlik Konseyi, Meclis gibi kanun çıkarma görevini yürütüyordu.
Askeri darbelere ve darbe ürünü anayasaya karşı olduklarını iddia edenler, öncelikle darbe ürünü olan mevcut Siyasi Partiler Kanunu’na karşı olmalı ve değiştirmek için derhal gerekeni yapmalıdırlar. Ancak ne gariptir ki; mevcut anayasayı yerden yere vuranlardan, bu kanunun değiştirilmesi için hiç ses çıkmamaktadır.
Günümüze kadar 1982 Anayasası’nın üçte ikisi değiştirildiği halde, Siyasi Partiler Kanunu’nda yapılmış ciddi ve esaslı bir değişiklik yoktur. Teferruat mahiyetindeki ufak değişiklikler, kanunu hukuka ve demokrasiye uygun hale getirmemiştir.
Genel başkana ve MKYK’ya teşkilatları görevden alma yetkisi veren hükümleri en çok uygulayan parti Milliyetçi Hareket Partisi’dir. 2016 yılında muhaliflerin “Büyük Kongre” talepleri nedeniyle Türkiye genelinde neredeyse il ve ilçe teşkilatlarının tamamını görevden almıştı.
Şimdi de İstanbul, Kütahya, Eskişehir ve Kars il teşkilatlarının görevden alındığını haberlerden öğreniyoruz. Muhtemelen bu görevden almaların arkası gelecektir.
Böyle giderse oyu %5’lere düşmüş olan MHP, siyasi partiler mezarlığına gitmeye aday olacaktır. Bizden söylemesi…