Prof. Dr. Fuat Gürdoğan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Savaş ve Tarım Polemiği

Savaş ve Tarım Polemiği

featured
0
Paylaş

Bu köşe yazısı, küresel çatışmaların ve jeopolitik gerilimlerin Türkiye’nin tarım ve gıda güvenliği üzerindeki sarsıcı etkilerini kapsamlı bir şekilde incelemektedir. Orta Doğu ve Avrupa’daki savaşların; gübre, enerji ve su gibi temel üretim girdilerinde yarattığı maliyet artışları ile tedarik zinciri kırılmalarına dikkat çekilmektedir. Yazar, devletlerin bekasının sadece askeri güçle değil, kırsal kalkınma ve gıda egemenliği ile mümkün olduğunu savunmaktadır. Dışa bağımlılığı azaltmak adına yerli tohum, modern sulama ve çiftçi desteklerinin stratejik bir öncelik haline getirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Nihayetinde, toprağı korumanın ve üretimi sürdürülebilir kılmanın ulusal bir güvenlik meselesi olduğu hatırlatılmaktadır.

 

İki savaş birden var şu anda:

Bir yanda İran-ABD-İsrail geriliminin Orta Doğu’da tutuşturduğu ateş, diğer yanda Rusya-Ukrayna savaşının Avrupa enerji-gıda zincirlerini sallayarak sarsıntı yapması.

Türkiye’nin kapısına bu iki dalga aynı anda vuruyor.

Bize düşen tek şey, cebimize, soframıza, tenceremize nasıl etki edeceğini görmek ve buna göre hareket etmek.

Gübre, mazot, su…

Bunlar tek tek değil, zincir halinde çalışıyor.

Dünyada kimyasal gübre üretiminde lider ülkeler kimler?

Rusya. Çin. Kanada. Belarus. Ve evet İran.

Bu ülkelerin tamamı bugün ya yaptırım altında ya jeopolitik gerilimin içinde ya da her ikisi birden.

Batı’nın bu ülkelere uyguladığı ya da uygulayacağı yaptırımlar, gübre tedarik zincirini altüst eder.

Türkiye ise bu zincirin tam ortasındadır: ne tam Batı’dır ne tam Doğu.

Tarihçiler der ki, “İmparatorluklar kılıçla değil, kıtlıkla yıkıldı.

Kıtlık ise iklimden değil, çoğu kez siyasetten geldi.

İran, Rusya, Belarus gibi kilit ülkeler yaptırım ya da lojistik sıkıntıları yaşarken, Türkiye’nin çiftçisi borç yükü altında boğulabilir.

Hasat ertelenir, maliyetler tırmanır.

Çünkü her girdinin maliyeti, nihayetinde sofraya gelen ekmeğin fiyatıyla ilgili.

Üstelik gübre hammaddeleri farklı ülkelerden geldiği için bu zincir kırıldığında, olan doğrudan tarıma ve üretim güvenliğine oluyor.

Enerji fiyatlarının oynaklığı da bu zincir üzerinde kırılganlık yaratıyor.

Hürmüz Boğazı’nı çevreleyen riskler, Brent’i dalgalandırabilir.

Türkiye gibi enerjiye bağımlı bir ülkenin bütçesi bunu en çok hisseder.

Petrol ve gaz fiyatlarındaki her hareket; mazot, elektrik ve sulama maliyetlerini büyütür.

Dolayısıyla tarımsal üretimin kârlılık ve sürdürülebilirlik dengesi sarsılır.

İsrail’in bölgesel hamleleri ve İran’ın güç dengeleri, Doğu Akdeniz ve Fırat-Dicle havzalarındaki su yönetimini doğrudan etkiler.

Su savaşları; sulama kanallarını, enerji santrallerini, yer altı ve yer üstü su kaynaklarını tehdit eder.

Yağışlar azaldığında ya da altyapı eski kaldığında, üretim düşer.

Bu da ekmeğin miktarı ve kalitesini tartışmaya açar.

Gıda güvenliği klişe mi?

Belki. Ama gerçek şu ki gıda egemenliği olmadan güvenlik yok.

Tohumlarımıza, tarım ilaçlarımıza, su altyapımıza ve çiftçinin geçimine sahip çıkmak zorundayız.

Yerli tohumculuk güçlenmeden, dışa bağımlılık azalmaz.

Tarım ilaçlarını kendi üretimimizle karşılayamadan, kuraklık ve girdi maliyetleri karşısında dirençli olmak zorlaşır.

Türkiye’nin tarım arazileri yıllar içinde küçüldü.

Gençler köylere dönmüyor; arazi yatırımcıların eline geçiyor.

Doğru adımlarla, kırsal kalkınmayı yeniden kurabiliriz.

Göç dalgaları da bu fırtınanın yankısı.

Suriye, Ukrayna ve bu kez İran-ABD-İsrail gerilimi.

Hepsi demografik baskılar olarak Türkiye’nin kırsal yapısını etkileyebilir.

Göç, tarımın işgücü yapısını değiştirecek.

Bu nedenle köy hayatını cazip kılacak destekler, altyapı yatırımları ve genç çiftçilere yönelik kredi-sigorta olanakları şart.

Suya erişim güvence altına alınmadan, kırsal kalkınmanın sürdürülebilir olması mümkün değildir.

Kısacası mevcut tablo sadece askeri bir tablo değildir.

Bu tablo; ekmek politikasıyla su politikalarını, gübre ve enerji maliyetlerini, tohum ve tarımsal girdilerin kaderini belirler.

Türkiye’nin gücü, yalnız silah gücünde değil; tohuma, toprağa, suya ve üretim gücüne sahipliğinde saklıdır.

Bu yüzden tarım stratejisi, gıda egemenliği ve kırsal kalkınma bugün hükümetin ve muhalefetin en temel önceliği olmalı.

Mevlana’nın sözüyle bitirelim: “Elinde iki ekmeğin varsa birini sat, bir demet sümbül al. Ruh da ekmek kadar beslenmeye muhtaçtır.

Ama bugün öncelik şu olsun: tohum al, toprağı koru, suyu güçlendir, çiftçiyi destekle.

Çünkü tohumun ve toprağın gücü, ülkenin gerçek gücüdür.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!