Yusuf Dülger tarafından kaleme alınan bu metin, kültürel yozlaşma ve siyasi sadakat kavramlarını biyolojik birer benzetme üzerinden eleştirel bir dille analiz etmektedir. Yazar, bitkilerin tohum ve meyveleri olduğu gibi toplumların da kendi öz değerlerini yansıtan bireyler yetiştirdiğini, ancak bazı kesimlerin dış güçlerin etkisiyle bu kimlikten koptuğunu savunmaktadır. Özellikle Türkiye’deki bazı medya mensupları ve akademisyenlerin Amerika ve İsrail yanlısı tutumlarını sert bir dille eleştirerek, bu kişileri ulusal çıkarlara aykırı hareket etmekle suçlamaktadır. Metin, dini ve milli değerlerin istismar edildiğini öne sürerek, yabancı devletlerin politikalarına hizmet edenlerin zamanla tarihsel bir hesaplaşma ile yüzleşeceğini vurgulamaktadır. Sonuç olarak yazar, toplumun bu yabancı etkilerden arınması ve kendi milli kimliğine dönmesi gerektiğini savunarak karamsar bir tabloyu uyarı dolu bir çağrıyla sonlandırmaktadır.
Bitkilerin ürettiği, içinde yeni bitkilerin üremesini sağlayacak parçacıkların bulunduğu taneye tohum, ağaçların yenilecek ürünlerine meyve denir.
Bitkilerin tohum ve meyveleri insanlığın besin kaynağıdır. İnsanlar tohum ve meyveleri yiyerek yaşarlar. Tohum ve meyveler olmazsa hayat güçleşir.
Tabiatın yapısı budur.
Bitkilerin tohum ve meyveleri olduğu gibi, insanların da tohum ve meyveleri olur. Olmasaydı, insanlar biter, dünya insansız kalırdı.
Her canlı bitkinin ayrı bir tohum ve meyvesi olduğu gibi her insanın, her ulus ve devletin de ayrı tohum ve meyvesi vardır.
Bunlar birbirleriyle uyuşabildikleri gibi uyuşmayabilirler de. İnsanlığın biyolojik yapısında uyuşmazlık pek olmaz ama düşünsel (kültürel) yapısında olur ve bu uyuşmazlık kavga ve katliamlarla sonuçlanır.
Tohum ve meyveler özlerini kolay değiştirmezler. İnsanlar da öyledir ama düşünce, bilim ve teknolojide geri kalırlarsa ileri uluslar karşısında öz (ulusal kimlik, düşünce, kültür) değiştirirler, “kırma” (başkasının tohum ve meyvesi) olurlar.
Ben bugün Türkiye’deki bazılarının Amerika karşısında duruşlarına bakarak, Amerika’nın tohum ve meyveleri olduklarını söylüyorum.
Amerika-İsrail iki gündür İran’ın dini lideri Hamaney ve üst düzey birkaç devlet adamı ve komutanını öldürdü ya; Türkiye’deki Amerikancı çok sayıdaki TV kanalının spiker, temsilci ve yayın müdürü, kanallarına çağırdıkları akademisyen, gazeteci, yazar ve muhabiri, Amerika meddahlığı yapmaya, İran yönetimi ve halkının mezhebini eleştirmeye başladı.
Bunlara göre Amerika haklı, İran suçlu.

Siyonizm’in emrindeki Trump; Venezuela’dan Afganistan’a, Ukrayna’dan Güney Afrika’ya kadar kan akıtıyor, çocukları katlediyor, bizdeki Amerikancılar Amerika’ya selam çakıyor.
Bunlar bir de “millî, dini” kanallar, dinler tarihçiler, emekli generaller, uygar görünümlü spikerler.
Yazıklar olsun size. Siz birer Amerikan tohumu ve meyvesi imişsiniz. Sizin kalbiniz, diliniz insan ama beyniniz, ruhunuz insan değilmiş.
Siz sözde Müslüman, özde münafıkmışsınız. Çünkü: “Müminler kardeştir. Müslüman Müslümanı yalnız bırakmaz, onu düşman eline bırakmaz.”.
Siz bu halinizle Amerika’nın paralı, kravatlı askerlerisiniz. Bu gidişle siz birçok gariban ülkenin işgaline davetiye çıkaracaksınız.
Atalarımız boşuna dememiş: “Gâvurun ekmeğini yiyen kılıcını sallar.”.
Gün gelir, Amerika gider. O zaman kimin yüzüne nasıl bakacaksınız?.
Bugün İran, Suriye, Libya, Irak’ın ipini çekenler yarın Vahdettin, Damat Ferit, Ali Kemallerin yaşadığını yaşarlar. Tarihin seyri bunu gösteriyor.
Amerika-İsrail, İslam ülkelerini yıkarken, hocalar mukaddesatçı televizyonlarda secde, zikir gibi konuları anlatıyorlar; tarikat-cemaat öncüleri susuyor, Türkiye’nin desteğiyle Suriye’nin başına geçen sakallı Müslüman Colani İran’ı kınıyor.
Demek Türkiye’de GDO’lu çok tohum, Amerika-İsrail aşılı çok ağaç var. Hepsi çürüyecek. Bize düşen tortuları kaldırmak, tabiatımızı temizlemektir.