Mehmet Edip Ören
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yirmi Beş Yıllık Şahlanışın “At”ı ve Gerçekler

Yirmi Beş Yıllık Şahlanışın “At”ı ve Gerçekler

featured
0
Paylaş

Bu köşe yazısı, Türkiye’nin son yirmi beş yılındaki sosyo-ekonomik gerilemeyi ve yönetimsel hataları sert bir dille eleştiren bir köşe yazısı niteliğindedir. Yazar, Avrupa ülkeleriyle yaptığı kıyaslamalar üzerinden Türk halkının alım gücündeki dramatik düşüşü ve artan hayat pahalılığını çarpıcı örneklerle gözler önüne sermektedir. Ülke kaynaklarının tükenmesi, yolsuzluk iddiaları ve çocukların güvenliği gibi ciddi toplumsal sorunlara dikkat çekilirken, siyasi söylemlerin gerçeklerden ne denli uzak olduğu vurgulanmaktadır. Ekonomik başarısızlıkların dini gerekçeler veya doğa olaylarıyla örtbas edilmeye çalışılması, yazar tarafından trajikomik bir dille hicvedilmektedir. Metin, mevcut iktidarın politikalarını sorgularken halkın geleceğe dair borç yükü ve belirsizlikle baş başa bırakıldığını savunmaktadır. Sonuç olarak kaynak, toplumun içinde bulunduğu zorlu şartları bir adalet ve liyakat arayışı içerisinde değerlendirmektedir.

 

Tek gözle yaşayabilirsiniz, tek kulakla yaşayabilirsiniz, tek böbrekle, ciğerle, yarım mide ile yaşayabilirsiniz; ama yarım kalple yaşayamazsınız diyenlere bir çift sözüm var… Bal gibi yaşanır… Allah, kalbinizin yarısını bırakacağınız kimselerin eksikliğini vermesin… Hepimize merhabalar olsun.

Türkiye birden büyüktür…

Ne sistemmiş be kardeşim! Yirmi beş yıldır şahlanıyoruz. Bir türlü bütün ayaklarımızın yere değerek, dörtnala koşmaya başladığını göremedik… Bazen hayvanların önsezisi insanlardan çok daha yüksek oluyor.

Hatırlayın… Sürücüsünü sırtından atan bir at vardı ya… Ne akıllı hayvanmış; bizlerde onunki kadar beyin yok…

Gün geçmiyor ki, bir bakıyorsunuz Yunanistan ekrana geliyor… Orada bir kahve fiyatına güzel bir kahvaltı yapabiliyorsunuz… Balık ve et, Türkiye’nin yarı fiyatına.

Bulgaristan derseniz aynı. Avrupa’nın diğer ülkelerini inceleyin, durum farklı değil.

Fransa, Almanya vs. ete 6-7 € ödeyerek sofrasına koyabiliyor.

Yani 350-375 liraya karşılık geliyor… Tamam da, onların ortalama aylık gelirleri bizimkinin yarısı diyebilsek acayip bir durum olmayacak ama gerçek tam tersi.

Bizim ücretlerimiz onların yarısı, hatta bazı yerlerde üçte biri kadar… Fazla konuşmaya gerek var mı? Bizlere böyle bir hali reva gören iktidar yirmi beş yıldır görevde… Nasıl mı oluyor? “Ama abi bunlar Müslümancılar” ve akılsız Türkmen sayesinde… Sen din söylemleriyle uyutulurken; yalancı, sahtekâr, sözünde durmaz, kokainci Müslümanlar (!!!) bu ülkenin bütün kaynaklarını tüketiyor… Kimisi ABD’de çiftlikler alıyor, gökdelenler yapıyor; kimileri Londra’yı sokak sokak, mahalle mahalle satın alıyor… Bunun anlamını biliyor musun? En son, kazanın da dibini sıyırıp buradan gideceğiz demektir.

Peki senin kârın ne olacak? Defolup gittiklerinde ne halde olacaksın? Satılmamış fabrikan, limanın, tersanen, arazin, imara açılmamış milli parkın vs. kalmamış olacak… Üstelik birçok yapılan şey için onlarca yıl ödeme yapacaksın.

Onlar dışarıda paraları çatır çatır yerken, sen evladına, torununa borç devredeceksin… Doğalgaz ihracatçısı olmuşken (!!!) ABD’den 2045 yılına kadar gaz alım anlaşması yaptık.

Devlete ait mevcut otoyol ve köprüleri satmak için incelemeler yapılıyor… Boş ver takma kafanı, bunlar Müslüman (!!!) ya, o yeter bize… Daha da sıkışırsak; başımızdaki çulu, sarığı, sırtımızdaki cübbeyi kaynatır yeriz…

Epstein lağım çukurunun kenarından bile geçmek istemiyorum. Sadece bizle alakalı kısmı için bir iki kelam edeceğim… Evvela şunu belirteyim:

Bu belgeler, aman kamuoyu bilgi sahibi olsun falan diye açıklanmıyor.

Sadece hedef alınan kimselere, “Bak elimizde belgeler var. Ucunu biraz gördük, devamı gelir, istediklerimizi yap” çerçevesindeki şantaj girişimlerinden başka bir şey değil… Onlar, layık oldukları dışkı çukurunda debelenip dursunlar.

Beni ilgilendiren kısmı, kaybolan kız ve çocuklarımız… İYİ Parti sözcüsü Sn. Turan Çömez de soruyor… Çocuklar nerede? Kabine içinde en az yurt dışı seyahat gereksinimi olan bir bakanlık olmasına rağmen, Mahinur pürnur (!) seyyahı ara sıra yurda uğruyor… Kocasını Yunus Emre Vakfı yolsuzluğundan kurtarmaktan başka içeride herhangi bir etkinliğine rastlanmadı.

Eeee, bir Belçika vatandaşından da bu beklenir… Yeni bir Ünsal Ban – Yankesenlioğlu faciası mı oluşmakta? Birilerinin yeteri kadar banamadıklarının acısı mı çıkarılıyor, göreceğiz…

Şu bizim meşhur Karabaşoğlu‘nu bilirsiniz… Durun, “Nasıl bilirsiniz?” diye sormuyorum.

Onu televizyonlarda yaptığı hesaplarla, herkesi gülüp kırmasından biliyorsunuz.

Karabaşoğlu belli ki emeklilerin halinden bizar olmuş, müjdeyi veriyor: Gabar’da petrol çıktıkça ilk olarak emeklilere verilecek diyerek… Nasrettin Hoca alacaklısından bunalmış… Hak sahibi tekrar kapıya dayandığında, iknaya yönelik laflar devreye girer… Kapı önünde yeni ekilmiş çalıları gösterip; “Efendi, şu çalıları görüyor musun? Bunlar büyüyecek, köye dönen sürüler buradan geçiyor. Çalılara sürtünüp bir miktar tüylerini bırakacaklar. Hanım da toplayıp eğirecek, çorap örecek; ben de pazarda satıp paranı ödeyeceğim” deyince adam yerlere yatarak gülmeye başlar… Bunun üzerine Hocamız, “Peşin parayı görünce nasıl gülüyor” der… Bilmem anlatabildim mi?

İnanın ki şu an en zor durumda olan bürokrat, Merkez Bankası Başkanı olan zat… ABD’deki lüks evinin verandasında keyif çatacağına; kıvırmada, bir zamanlar çekimini de yaptığım Nesrin Topkapı’yı bile solladı… Öyle tespitler yapıyor ki bin tane ekonomi profesörü bir araya gelse katiyetle yapamaz.

Hele “Ben ekonomistim” diyen biri var ya, altından kalkması mümkün değil… Dünya üzerinde yüzyıllardır meydana gelmeyen bir olay, tarımsal don, bizim başımıza geldi… İlk defa bu sene Ramazan’da oruç tutulmasına ve de ilave masraflara karar verildi… Eeee durum bu minval üzere olunca, enflasyon da azdı.

Adamcağızın ne suçu var? Şubat’ta bin yıldır rastlanmayan hortumlar, su baskınları olursa garibim ne yapabilir… Kısaca denmek isteniyor ama denemiyor: Suç Allah’ın… Son: Yirmi beş yılın klasiği burada da yaşandı.

Hazret, “Şubat’ı da atlatırsak zoru geride kalacak” dedi. Ne dersiniz, aklınıza rengârenk papağanlar geldi mi?

Özlediğimiz baharın ilk müjdecisi cemrelerden ilki düştü. 28’inde ikincisi, 6-7 Mart’ta da üçüncüsü; sonrası mı, ver elini Mart, yani bahar… Bir başka önemli olay ise içinde bin aydan hayırlı Kadir Gecesi’ni barındıran Ramazan-ı Şerif hanelerimize, gönüllerimize teşrif ettiler.

Misafiri layıkıyla ağırlamak sünnettir. Hepinizin sonunda kurtuluşa varacağınızı umut ediyorum. Ramazan ayınız mübarek olsun. Allah’a emanet olun. Hoşça kalınız…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!