Yazar Nazım Peker, bir kalaycı hikayesi üzerinden hükümetin emekli maaş zamlarını ve ekonomik tercihlerini sert bir dille eleştirmektedir. Metinde, yapılan maaş artışlarının daha cebe girmeden ek vergiler ve zamlarla geri alındığı, emeklilerin bilinçli olarak açlık sınırına mahkum edildiği savunulmaktadır. Hükümetin emekli bütçesini yük olarak görmesine karşın; garantili projelere, vergi aflarına ve faiz ödemelerine devasa kaynaklar aktardığı vurgulanmaktadır. Muhalefetin de desteklediği bu görüşe göre, kaynak yetersizliği değil, siyasi bir tercih söz konusudur. Sonuç olarak yazar, emeklileri kendilerini görmezden gelenleri sandıkta yok saymaya çağırmaktadır. MHP’nin hükümete verdiği şartsız desteğin de bu ekonomik tabloda büyük payı olduğu belirtilmektedir.
Bakır kapların kullanımda olduğu yıllar da bir köylü, kalayı giden kaplarını kalaylatmak için, kalaycıya getirir.
Selam, hoş-beş faslından sonra:
-Ustam şu benim kapları bi kalaylayıversen.
-Tamam ağam çıkar bakalım neler varmış.
Köyle kapları çıkarır. Kalaycı temizlemesi için kum havuzunda ayaklarıyla, kapları temizleyen çocuğa verir.
Genç güzelce temizler. İş kalay sırasına gelir.
Usta kaplardan birini alır ve harlanan ocağa uzatır, bir güzel ısıtır.
Kuruyan tencereye biraz nişadır atar, şöyle bir çevirir. Ardından kalayı atar. Üstüpü karışımı pamuk bezle güzelce kaba kalayları sıvar.
Durumu seyreden köylü, kalayın az atıldığı hissine kapılır ve “ustam kalayı neden az atıyorsun” diye sitem eder.
Yılların kalaycısı, lafın altında kalır mı?
-Öyle mi ağa, az mı buldun?

Dedikten sonra bolca kalay atar ve aynı bezle güzelce sıvayıp, eriyen kalayları tekrar aşağıdaki kaba akıtır. Yani işlem farklı ama sonuç aynı.
Bunu gören çırak çocuk, dayanamaz ve
–Ustam bilir kolayını, atar nişadırı alır kalayını, der.
Bu kıssadan sonra gelelim konuya:
Hiç kimsenin memnun olmadığı 2026 maaş artışları belirlendi. Maaşlar cebe girmeden, kalaycı çocuğun dediği gibi çeşitli zam ve vergilerle yarısı geri alındı.
Hükümet ne yazık ki muhalefetinde dediği gibi emekliyi açlığa terk etti.
Muhalefete ve işin uzmanlarına göre emekli için ayrılan 69.5 milyar TL bütçeyi, hazineye yük ve büyük maliyet olarak gören hükümet:
Bu kaynağın 3.5 katının: 238 milyar TL’yi (yazıyla iki yüz otuz sekiz milyar) geçiş garantili köprülere, yollara, şehir hastanelerine, geçiş-yolcu garantisi olarak ödüyor, hazineye YÜK değil.
11 Katını 768 Milyar TL (yazıyla: yedi yüz altmış sekiz milyar TL) zengin ya da yandaş şirketlerin vergilerini silmeye ya da uzlaşmaya harcıyor, hazineye YÜK değil.
36 katını 2,5 trilyon TL’yi (kusura bakmayın yazamadım. Yazı ile iki buçuk trilyon TL) KKM ile fakirden alarak zengine transfer ederken, maliyeye YÜK değil,
39 katını 2,7 trilyon TL’yi ( İki nokta 7 trilyon) tarihin en yüksek faizi şeklinde parası olana öderken, Hazineye YÜK değil. Kaldı ki “Nas var nas, sana bana ne oluyor” İslami söylemlerine karşın.
İnanın daha saysak olurdu.
Ama sizleri de sıkmak istemiyorum.
Demek ki kaynak var, hem de yeteri kadar. Ama CHP, İyi Parti ve Dem’lilerin söylediği gibi hükümet, emekliyi bilerek, bilinçli bir şekilde açlığa, yoksulluğa ve AÇLIK SINIRINA layık görüyor.
Özetlersek: emekliyi hazineye YÜK sayanları emeklilerde; sandıkta YOK saymalılar.
Şunu da unutmayalım ki hükümet, MHP’nin şartsız-şurtsuz desteği ile emekliyi ezmektedir. MHP, ciddi isteklerde bulunsa AKP’nin yapmama gibi bir lüksü yok. Zira AKP, iktidarını MHP’nin desteği ve oyları ile sürdürmekte.
Esen kalınız.