Makale, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri müdahalesi karşısında İslam dünyasının sergilediği tutumu sert bir dille eleştiren bir bakış açısı sunmaktadır. Yazar, Müslüman ülkelerin ve dini grupların “din kardeşliği” söylemine rağmen İran’ı yalnız bırakmalarını, hatta Batılı güçlerle iş birliği yapmalarını büyük bir samimiyetsizlik olarak nitelendirmektedir. Rusya, Çin ve bazı Avrupa devletlerinin saldırganlığa karşı duruşu ile İslam dünyasının sessizliği kıyaslanarak, ümmetçilik idealinin pratikte iflas ettiği savunulmaktadır. Süreç boyunca laik ve milliyetçi kesimlerin vicdani bir duruş sergilediği belirtilirken, dini yapıların ve Arap liderlerin sınıfta kaldığı vurgulanmaktadır. Sonuç olarak kaynak, askeri ve siyasi kriz anlarında dini bağların değil, akılcı politikaların ve gerçek insani değerlerin belirleyici olduğunu ifade etmektedir. İslam coğrafyasının bu olaylar ışığında inanç ve dayanışma sınavında başarısız olduğu kanaatiyle yazı sonlandırılmaktadır.
ABD+İsrail-İran savaşını düşününce; Trump savaşın ilk günlerinde, İranlıların ayaklanıp sokağa döküleceğini ve İran’ın birkaç günde biteceğini varsayıp, dünyaya deklere etmişti. Hamaney öldürülünce, sevinçten göbek atan İranlı kızları servis etmişlerdi. Arap ülkeleri, topraklarını ve hava sahalarını ABD’nin hizmetine açmışlardı. Uçak gemileri körfeze hareket ettirildi.
Savaş o kadar teknikti ki, İranlı üst düzey yöneticiler, yatak odalarında keklik gibi avlanıyordu. Ne acı ki bir okul bombalandı ve kız çocukları vuruldu. İran, anında karşılık verdi, askeri üslerini ABD’ye açan bütün körfez ülkelerini vurmaya başladı. Körfezlerdeki ABD’nin gözü, kulağı olan üsler yok edildi. Bazı Arap ülkelerini bombaladı, Araplar şaşkına döndü.
Özellikle Kral Salman, İran’a nefret kusarken, ABD’nin destekçisi olduğunu defalarca açıkladı.
Bizdeki, konu Müslümanlık, ümmetçilik, din kardeşliği söz olunca mangalda kül bırakmayan sözde dindar gazeteciler, tarikat-cemaat önderleri “tarafsız” ayağına yattılar.
ABD meclisindeki generaller bile Trump’u eleştirirken, Hristiyan ülkeler İsrail’e tepki gösterirken bu zevattan “tık” yoktu. İran kendine düşman ülkelere füze yağdırırken, hiçbir İslam ülkesi İran’ın yanında olmadı.
Bunlara karşın Putin, bu durum üzerine: “İsrail+ABD ortaklığı, İslam ülkelerini bölmeye çalışıyor. Buna nasıl izin verirsiniz?” Çin Dışişleri bakanı:” Çocukları öldüren bir devlet, meşru olamaz, böyle bir devlet, kanunsuz bir devlet olarak ele alınmalıdır.” Diyordu.
Katolik İspanyollar, ABD ilişkilerini koparma noktasına geldi, üslerini kullandırtmadı, İsrail’den elçisini bile çekti. Bunlara karşın hiçbir İslam ülkesi ve sözde liderleri İran’ın yanında olamıyordu.
Günler sonra, yedikleri füzelerin ekonomilerine verdiği zararları görünce, ABD’nin kendilerini korumadığını açıkladılar. Hürmüz Boğazı’nın kapatılması, dünya ticaretini aksatırken, yakıt krizi kapıları çalmaya başladı.
Kürtler ilk önce ABD’nin yanında olduklarını, emir verilirse hareket edeceklerini açıkladılar. Üç gün sonra Suriyeli Kürtler, ABD’nin Kürtleri terk ettiğini ilan ederek, İran’a karşı hareket edeceklerin dikkatli olmalarını salık verdi.
Din kardeşleri (!) olan İran, ABD+İsrail ortaklığınca bombalanırken, Müslüman Araplar İran’ın bir an önce yok edilmesini bekliyorlardı. Bir iki haftaya İran’ın bütün askeri ve beyin gücünü yok edeceğini söyleyen Trump, 15 gün sonra Avrupa’ya “bize yardım edin” dedi, savaş gemilerini göndermelerini istedi. Hiçbir devlet bunu kabul etmedi

Sözde siyasal islamcıların ve kimi muhafazakârların, “Kafir, laik, dinsiz, köpekçi “dediği Kemalistler-Ülkücüler”, İran’ın rejimine rağmen İran’a destek mesajları atıyordu.
NATO’dan yardım istedi, Alman Savunma Bakanı:” Güçlü Amerikan donanmasının yapamadığını, Avrupa birkaç fırkateynle nasıl yapsın” cevabını verdi.
ABD’nin “Radarlara yakalanmaz, görünmez” dediği uçakları yakalandı, vuruldu. Devasa donanması, topal ördek gibi körfezden çekilmeye başladı. İran direncinin karşısında Trump, “İran büyük bir güçmüş, binlerce uzun menzilli füzesi varmış, Körfez ülkelerine saldırmasını beklemiyordum, şok olduk. Nato’dan yardım istedik bize sırtlarını döndüler.” Demek zorunda kaldı
Çin’e bile haber saldı, “gel Hürmüz’ü beraber açalım” diye, Çin duymadı bile.
Sevgili okurlarım! Bu savaştan biz ne anladık?
Siyonizm ortaklığına günlerce tek başına direnen İran’dan şunu öğrendik ki, Araplar asla din kardeşi olmuyormuş, ümmetçilik lafı, hiçbir İslam ülkesi için hiçbir mana ifade etmiyormuş, değeri de yokmuş.
Siyasal dincilerin, imam diye ekranlara çıkıp insanlık, ümmetçilik, din kardeşliği vaazı verenlerin, Siyonist vahşet karşısında nasıl sus pus olduklarını öğrendik. Laikliğe, Türklüğe, Kemalizm’e, milliyetçiliğe ağız dolusu hakaret edenlerin, 170 kız çocuğunun ölümüne tek söz edemediklerini gördük.
ABD’nin korumasına sığınan Arap-Müslümanlar, Orta Doğu’dan kovulacak olan Amerikalılardan başka kime sığınacaklar bilinmez ama Tanrı’ya sığınmadıkları, din kardeşlerini yalnız bıraktıklarını öğrendik/gördük.
Yıllar önce İngilizler karşısında Osmanlı’yı yüzüstü bırakıp, arkadan vurduklarını,
Hristiyanların Müslüman değil ama gavur olmadıklarını,
Müslümanların ümmet ve din kardeşi olmadıklarını,
Tarikat ve cemaatlerin, samimi Müslüman olmadıkları, din tüccarı olduklarını,
Dua ya da beddua ile bir savaşın kazanılamayacağını,
Akıl, bilim ve ilimin dininde, inancında sigortası olduğunu,
Laik ve Kemalistlerin de dinsiz olmadığını,
Müslümanların asla bir ve beraber olamayacaklarını içimiz yanarak öğrenmiş olduk.
Ve Müslüman ülkelerin İnanç, itikat ve ümmetçilik konusunda karnelerinin; zayıflarla dolu olduğunu öğrendik, elhamdülillah!
Esen kalınız.