Bugün Türkiye’de millî eğitimde nitelik kalmadı. Okullar medrese ve mahalle mektepleri olmak üzere. Karşı devrimin mikropları her yere yayılmış. Tarikat ve cemaatler okullarımızı ele geçiriyor.
Anlatacaklarıma bağlı olarak yazı uzayacak, hoş görün.
Yıl 1932. Atatürk’ün Harp Okulu’ndan öğretmeni Esat Sagay Milli Eğitim Bakanı. Esat Sagay yaşlı, toplantılarda kadınlarla erkeklerin ayrı oturmalarını düşünen eski kafalı birisidir. Genç devrimci Reşit Galip Atatürk’e: “Bunu Bakanlık’tan al, devrime ayak uyduramıyor” der. Atatürk, “Hocamı üzmeyeyim” diye ağırdan aldırırken, Reşit Galip bir akşam yemeğinde Atatürk’e aynı öneriyi getirir. Atatürk kızar, Reşit Galip’e: “Kalk git” der. Reşit Galip: “Burası milletin malı, gitmiyorum” deyince, Atatürk kalkıp gider. Bir süre sonra Atatürk Esat Sagay’ı o görevden alır, Reşit Galip’i Milli Eğitim Bakanı yapar.
Reşit Galip1933 yılının 23 Nisan günü sabahleyin, evinden çıkmadan kızlarına:
“Türküm, doğruyum, çalışkanım.
Yasam küçüklerimi korumak,
Büyüklerimi saymak,
Yurdumu, budunumu özümden çok sevmektir.
Ülküm, yükselmek, ileri gitmektir.
Varlığım Türk varlığına armağan olsun.”
Cümlelerini söyler, söyletir.
Evinden çıkar, Atatürk’ün yanına gelir, bu sözlerin okullarda çocuklarımıza “ANT” olarak okutulmasını ister. İstek kabul görür.
Andımız 1933’ün 23 Nisan’ından 2013’e kadar okullarımızda söylendi, 2013’ten sonra kaldırıldı. Türk Eğitim Sen buna itiraz etti, ilgili yargı kurumunun 2021 yılında aldığı “OKUNSUN” kararına rağmen hala okutulmuyor.
1933 yılının başında Bursa’da Atatürk devrimlerine karşı bir direniş görülür. Atatürk Bursa’ya gider, 6 Şubat 1933 günü “Türk gençliğinin devrimlerin bekçisi olduğunu”, devrim düşmanları karşısında; “ülkenin polisi, jandarması ve adaleti var” demeden devrimleri koruyacağını açıklar (ister).
AKP iktidara geldiği günden beri, atadığı Milli Eğitim Bakanları, bürokratları ve yöneticileriyle, yaptığı yasa ve yönetmelik değişiklikleriyle, cumhuriyetimizin kazanımları okullarımızdan kaldırılıyor, o kazanımların yerine; uyduluk, akılsızlık, Arapçılık (soysuz) geliyor. Bugün, okullarımızın adından tutun da eğitim-öğretim felsefesine kadar her şey bize düşman öğretilerle doldu.
İktidarın bu millî eğitim, millî kültür düşmanlığına karşı “Türk milliyetçisiyiz” diyen MHP, “Atatürk’ün Partisiyiz” diyen CHP, “biz de milliyetçi ve Atatürkçüyüz” diyen İYİ PARTİ ne yapıyor?
MHP milliyet ve Atatürk karşıtlarına destek vererek kendini yalanlıyor. CHP’nin Atatürkçülüğü sözde kalmış, demokrasi ve Atatürk düşmanlarını meşrulaştırmaktan başka bir iş yapmıyor. İYİ Parti de öyle. Atatürk ve Cumhuriyet düşmanları karşısında MHP’nin hiçbir endişe taşımadığını gördük ve anlıyoruz ama CHP ve İYİ Parti’nin hiçbir işe yaramadıklarını, sözleriyle özlerinin tutmadığını anlayamıyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti ve Türk halkı tarihinin en ağır acılarını çekerken, CHP ve İYİ Parti’nin merkez ve Türkiye Çapındaki yerel yöneticileri niye suskunlar, niçin rahatlar? Artık biz bu sorunun yanıtını aramalıyız.
Geçen yıl, Konya’daki okullarımızda gördüğüm bazı Atatürk, Cumhuriyet, millî kültür, bilim, uygarlık karşıtı görüntü ve belgeleri derledim, CHP İl Başkanı Barış Bektaş (şimdi CHP Konya Milletvekili) ile İYİ Parti İl Başkanlığına götürüp gösterdim. “Atatürk ve Cumhuriyetimiz bitiriliyor, konuyla ilgili sözünüz olsun, adım atın”, dedim. Barış Bektaş: “Bizim bir şey söylememize gerek yok. Erdoğan Atatürk’ü bitiremez. Zaten O kendi kendini bitiriyor” dedi. Bir İyi Parti yöneticisi: “Bir şey yapamayız ki” dedi. Barış Bektaş ve kendisi gibi düşünenler görmüş olmalılar ki, Erdoğan kendisini değil, sizi bitiriyor. İYİ Parti olarak, millet-devlet yıkıcılarına karşı söyleyecek bir sözünüz, atacak bir adımınız olmayacak mı?
İki gün önce CHP Genel Başkan Yardımcısı Lale Karabıyık millî eğitim sistemimizle ilgili basın açıklaması yaptı. Öyle basit konuşuyordu ki, canım sıkıldı. Örneğin, “öğrencilerin beslenme sorunu var, ders araç-gereçleri yetersiz, öğretmenler kira ödemede zorlanıyor, kayıtlarda para alınıyor”, vs.
Bugün CHP bunları mı konuşmalı? Bunlar, bakanlığın merkez ve taşra örgütlerindeki şeflerin müdürlerine vereceği raporun detayları gibi şeyler.
Bugün Türkiye’de millî eğitimde nitelik kalmadı. Okullar medrese ve mahalle mektepleri olmak üzere. Karşı devrimin mikropları her yere yayılmış. Tarikat ve cemaatler okullarımızı ele geçiriyor.
Atatürk’e küfürler ediliyor. Cumhuriyet kötüleniyor, yargılanıyor.
CHP ve İYİ Parti olarak siz: “Ey millet uyan, millî eğitimin bitiyor. Çocukların zehirleniyor. Haberin olsun, silkin!” demeyecek, bizi hala uyutacak mısınız? CHP ve İYİ Parti olarak siz: “Ey AKP! Şu Cumhuriyet, Atatürk düşmanlığını bırak. Yoksa sine-i millete döneceğiz, dünyaya ve dosta düşmana rezil olmayalım!” Demeyecek misiniz?
Gönül isterdi ki, CHP ve İYİ Parti bugün çıksın:
“Zaten okullarda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersinin öğretmenleri var. Sınıflara niye bir de vaazlar, müftüler gönderiyorsunuz? Okullar cami değildir. Biz mistisizm değil, dinamizm isteriz. Okullarımızı birer tarikat-tekke merkezleri yapmayın. Önümüzdeki eğitim-öğretim yılının başından itibarın Andımızı okutacaksınız. Bunları yapmazsanız; eyleme geçeceğiz.” desin.
CHP ve İYİ Parti böylesi adımlar attığı gün görevlerini yapmış, millete karşı borçlarını ödemiş olurlar.
Eğer bugünkü CHP ve İYİ Parti bunları yapmazlarsa; bizi aldatıyorlar, AKP iktidarını koruyorlar demektir.
Ulus ve Cumhuriyetimiz ancak Reşit Galip gibi cesur ve samimi kişilerin öncülüğünde güçlenir ve uygarlığı yakalar.