Yazar Müyesser Yıldız tarafından kaleme alınan bu metin, Türkiye’deki yeni çözüm süreci tartışmalarını ve teröristbaşının “başmüzakereci” ilan edilme çabalarını eleştirel bir dille analiz etmektedir. Kaynakta, iktidar ve muhalefetin terör örgütünün silah bırakması ve yasal düzenlemeler konusundaki çelişkili açıklamaları ile DEM Parti’nin öne sürdüğü siyasi talepler detaylandırılmaktadır. Özellikle İmralı ile yapılan görüşmelerde gündeme gelen anayasal statü, anadilde eğitim ve self-determinasyon gibi taleplerin Türkiye’nin üniter yapısına yönelik oluşturduğu risklere dikkat çekilmektedir. Yazar, terör örgütü liderinin meşrulaştırılmasına karşı çıkarken, sürecin şeffaf olmayan yürütülüş biçimini ve devlet yetkililerinin bu süreçteki tutumlarını sorgulamaktadır. Sonuç olarak yazı, terörle mücadele kazanımlarının siyasi pazarlıklarla tehlikeye atılmaması gerektiği konusunda uyarıcı bir perspektif sunmaktadır.
Altını kalın kalın çizelim; MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin Öcalan’lı açılım denklemi, “Örgütü feshedip silahları bıraktır, umut hakkından yararlan” idi.
Bölücü terör örgütünün PKK kısmı da güya kendini feshetti ve 30 keleş yakarak silah bıraktı!..
Silah yakma manzarası Erdoğan’a da çok inandırıcı gelmiş olmalıydı ki, her yere bayrak asılması talimatı verdi.
Geldiğimiz aşama şu:
İmralı’daki teröristbaşı ve adamları, verdikleri sözleri yerine getirdiklerini iddia edip bir an önce yasal düzenlemelerin yapılmasını istiyor.
İktidar cenahı ise; “Terör örgütü bütün unsurlarıyla silah bırakacak, MİT ve TSK bunun gerçekleştiğini tespit edecek, sonrasında yasal düzenlemeler devreye girecek.”
diyor.
“Yasal düzenlemeler”den ne kastettikleri belirsiz; şimdilik dağdan inecek teröristlerin ne olacaklarının, ceza alıp almayacaklarının konuşulduğunu biliyoruz.
Bahçeli’nin sık sık tekrarladığı bir sözü daha vardı; “Pazarlık içinde değiliz. Al-ver sürecine tamamıyla kapalıyız.” güvencesi vermişti.
Ancak daha sonra ne hikmetse “terörsüz Türkiye’ye hizmet eden İmralı’nın statü açığını” dert edip, bu açığın nasıl kapatılacağını sordu.
DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli de geçen hafta kalkıp İmralı’daki teröristbaşının, “başmüzakereci, siyasi muhatap” olduğunu öne sürerek, “Bu artık sadece de facto olarak değil, yasal bir zemine de kavuşmalıdır.”
dedi.
Türk Dil Kurumu Sözlüğü’ne göre müzakere, “bir konuyla ilgili fikir alışverişinde bulunma, oylaşma”, başmüzakereci ise, “uluslararası birlikler içinde belli bir konuyu tartışmak ve çözüme ulaştırmak üzere ülkesini temsil etmeye yetkili kılınan devlet görevlisi” demek.
Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmış olan bebek katilinin “başmüzakereci” tanımına uymadığı/uyamayacağı ortada.
Geriye kalıyor teröristbaşının hangi konu veya konularda, kim/kimlerle fikir alışverişinde bulunulacağı.

SINIR TANIMAZ TALEPLER
Elimizdeki veriler şunlar:
- – DEM’in 27 Mart’taki son İmralı seferine “fazla” sayıda “üst düzey devlet yetkilisinin” de katıldığı ve “resmi müzakere” yapıldığı bildirildi…
- – İmralı’nın değişmez başrol oyuncusu TBMM Başkanvekili Pervin Buldan, bu görüşmeye teröristbaşının 9-10 maddelik bir taslakla geldiğini, ağırlıklı gündemin atılması gereken somut adımlar olduğunu, teröristbaşının konumu ve pozisyonu dışında dağdan inecek teröristler için çıkacak yasanın kimleri kapsayacağının ve bütüncül bir yasa mı, ayrı ayrı kategorilendirme mi yapılacağının konuşulduğunu açıkladı.
- – Buldan, “Bu taslağı sayın Öcalan’ın görmesi ve onaylaması lâzım. Bütüncül bir yasa olmazsa Öcalan ve PKK buna karşı çıkacak.” diye aba altından sopa gösterirken, “100 yıllık meseleyi çözmeye çalıştıklarını, faili meçhuller, dil yasağı… tüm bunlara çözüm arandığını” da kaydetti…
- – 27 Mart görüşmesi öncesinde Kandil’deki teröristbaşlarından Mustafa Karasu ise sürecin başarıya ulaşması için “önder Apo’nun özgürlüğü”nün yanı sıra, “İşte bizler gideceğiz, ceza vermeyecekler; bu sorunu çözmez. Gidip evde mi oturacağız? Ya da bütün bu insanlar, gerillalar, bu mücadeleyi yürütenler evde mi oturacak? Demokratik siyasetin yapılması, bunun yasalarının çıkması gerekiyor.” talebinde bulundu…
- – DEM Sözcüsü Ayşegül Doğan, “Bugün dünyada yaklaşık 60 milyon Kürt’ün kendi haklarıyla yaşaması gerekiyor.” ifadesini kullandı, ve “Kürtler nerede olurlarsa olsunlar ulusal haklarının tanınmasını istiyor.” dedi.
- – Bu arada Diyarbakır’da “Kürt milli platformu” adında yeni bir oluşum ortaya çıktı. Söz konusu oluşumun 28-29 Mart’taki kuruluş konferansında açıklanan “siyasi tutum belgesi”nde şu ifadelere yer verildi: “Kürtlerin bir ‘millet’ olmaktan kaynaklanan siyasi, coğrafi, idari ve hukuki bir statü kazanması ve Kürtçenin resmi dil olması”. Ayrıca “öncelikli çalışma sahası kuzey Kürdistan (Doğu-Güneydoğu Anadolu) ve Türkiye” olsa da dünyadaki “tüm Kürt şahsiyet ve kurumlarla ‘ulusal birliğin’ sağlanması” hedeflerine yer verildi.
- – Sanki teröristbaşı, PKK ve DEM farklı şeyler istiyormuş gibi, iktidar cenahının *‘Kürt milli platformu”*ndan rahatsız olduğu duyurulurken, bu platform birkaç gün önce de “ortak vizyon belgesi” adı altında; BM Şartı ve uluslararası sözleşmeleri referans göstererek “kendi kaderini tayin hakkının (self-determinasyon) anayasal güvenceye kavuşturulması” ve “ana dilde eğitim” gibi taleplerde bulundu.
Ez cümle; “başmüzakereci” sayılan teröristbaşı şimdilik sadece devlet heyetiyle görüşüyor.
Peki, Türkiye’nin üniter ve milli yapısını ortadan kaldıracak taleplerine sıra geldiğinde muhatabı kim olacak?
Bunları devlet memurları veya İmralı’ya gönderilecek gazeteciler, akademisyenler, yazarlarla “müzakere” edemeyeceğine göre; bu defa da iktidardan veya Meclis’ten birileriyle masaya oturmak istemeyecek mi?!
TBMM BAŞKANI NE DİYOR ÖYLE?
MHP Lideri Bahçeli’nin şişeden çıkardığı cinin TBMM’deki takipçisi Numan Kurtulmuş’a gelelim.
Taleplerin dağdan inecek teröristlerin durumunun kat be kat üzerine çıktığı ortadayken, “Süreç yasaları ne zaman çıkacak?”
sorusuna, “Silahların teslim edildiği ve örgütün kendisini feshettiğinin tespit edilmesiyle birlikte yasa dediğin bir veya iki saatte çıkartırsın.” karşılığını verdi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, “tutuksuz yargılamalar gündeme gelmezse, biz masadan kalkarız” şeklindeki mesajıyla ilgili olarak da şöyle konuştu:
“İş yoluna girmiştir, artık buradan dönüş yok. Allah muhafaza yarım kalırsa, bunun çok ağır bedeli olur. Türkiye bir daha böyle bir bedeli ödemesin.”
Hani Türkiye’deki teröristleri ayakkabı numaralarına kadar biliyorduk?.. Hani ülkeyi terk etmişlerdi?.. Ve hani güvenlik güçlerimiz terörü bitirdiği için bu süreç başlatılmıştı?..
Ne yani; sırf süreçten dönülmesin, süreç yarım kalmasın diye bölücü teröristlerin o talepleri kabul mü edilecek?
Allah muhafaza, asıl bunun Türkiye’ye ödeteceği bedelin ne kadar ağır olacağı bilinmiyor mu?