Mehseti Şerif
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Okul Kapısında Nöbet Tutan Çocuklar ve Görmezden Geldiğimiz Gerçek

Okul Kapısında Nöbet Tutan Çocuklar ve Görmezden Geldiğimiz Gerçek

featured
0
Paylaş

Bu makale, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okul saldırılarından yola çıkarak eğitim kurumlarındaki güvenlik zafiyetlerini ve çocuklara yüklenen yanlış sorumlulukları ele almaktadır. Yazar, okullarda küçük yaştaki öğrencilerin nöbetçi olarak görevlendirilmesini eleştirirken, şiddeti normalleştiren medya içeriklerinin gençlerin dünyasındaki yıkıcı etkisine dikkat çekmektedir. Çocukların sahte kahramanları rol model almaması için sadece akademik başarının yeterli olmadığı, değerler eğitiminin ve empati duygusunun önemi vurgulanmaktadır. Ailelerin çocuklarıyla sağlıklı bağlar kurması ve onların sessiz yardım çığlıklarını fark etmesi gerektiği üzerinde durulmaktadır. Sonuç olarak, toplumsal şiddetin önüne geçmek için hem sistemsel düzenlemelerin hem de ebeveyn denetiminin hayati bir sorumluluk olduğu ifade edilmektedir.

 

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırıları, aslında uzun zamandır görmezden geldiğimiz bir gerçeği bir kez daha yüzümüze vurdu: Okullarımız yeterince güvenli değil.

Daha da düşündürücü olan şu ki, bazı okullarda çözüm diye ortaya konan yöntemler sorunun kendisinden bile daha ürkütücü.

Okul kapısına “nöbetçi öğrenci” koymak… Ortaokul çağında, en büyüğü 14 yaşında olan çocuklardan bahsediyoruz. Bu çocuklar bir kriz anında ne yapabilir? Kimi durdurabilir, hangi tehlikeyi bertaraf edebilir? Bu bir güvenlik önlemi değil; sorumluluğun yanlış kişilere yüklenmesidir.

Ancak mesele sadece okul kapılarıyla sınırlı değil.

Bugün çocuklar; sosyal medya, dijital oyunlar ve özellikle şiddeti sıradanlaştıran, hatta zaman zaman kahramanlaştıran içeriklerle büyüyor. Her gün yeni bir mafya ya da aşiret dizisi ekranlara geliyor. Bu dizilerde silahlar konuşuyor, insanlar öldürülüyor; ama dikkat edin: Çoğu zaman bu şiddetin merkezindeki karakterler “güçlü”, “karizmatik” ve “örnek alınası” kişiler olarak sunuluyor.

Bir çocuk için bu sadece bir kurgu mudur? Bazen evet, ama her zaman değil. İnsan psikolojisi hassas ve çok katmanlıdır. Özellikle kendini yalnız hisseden, anlaşılmadığını düşünen ya da duygusal olarak zorlanan çocuklar için bu tür içerikler çok daha etkili olabilir. Çünkü o çocuk, gördüğünü sadece izlemekle kalmaz; anlamlandırır, içselleştirir ve kimi zaman rol model olarak benimser.

Bu noktada sorumluluk sadece okullara ya da medyaya ait değil. En büyük görev ebeveynlere ve yetişkinlere düşüyor. Ama bu görev yalnızca yasak koymakla sınırlı değil. Asıl mesele, çocukla ilişki kurabilmekte; onu gerçekten dinleyebilmekte ve duygularını anlamaya çalışmakta. Çünkü çocuklar çoğu zaman açıkça “yardım edin” demez. Küçük değişimlerle, davranışlarla, sessizliklerle sinyal verir. O sinyalleri fark etmek, ciddiye almak ve zamanında müdahale etmek hayati önem taşır.

Burada bir gerçeği net söylemek gerekiyor: Eğitim şart, evet; ama tek başına yeterli değil. Terbiye; yani değerler, sınırlar, empati ve sorumluluk duygusu en az eğitim kadar belirleyicidir. Hatta çoğu zaman daha da belirleyicidir. Çocukları; elinde silahla her şeyi çözen sahte kahramanların, sosyal medyanın yapay ışıltısının etkisinden koruyamadığımız sürece, sadece akademik başarıya odaklanarak sağlıklı bireyler yetiştiremeyiz.

Bugün yaşananlar birer “olay” değil, birer uyarıdır. Eğer hem okul sistemini güçlendirmez, hem çocuklarımızla gerçek bağ kurmaz hem de onların maruz kaldığı içerikleri sorgulamazsak, ne yazık ki yarın daha ağır bedeller ödeyebiliriz.

Unutmayalım: Çocuklar sadece geleceğimiz değil, aynı zamanda bugünün en hassas gerçeğidir. Ve o gerçeği korumak, hepimizin sorumluluğudur.

 

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!