Asker kökenli yazarımız Hasip Sarıgöz, bu metinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin personel yapısında yapılan yasal değişikliklerin ordu disiplinine ve operasyonel gücüne verdiği zararları eleştirmektedir. Özellikle yedek astsubaylık sisteminin ve liyakatten uzak atamaların, askeri hiyerarşiyi bozarak birlikler arasında güven kaybına yol açtığı savunulmaktadır. Eğitim süresinin kısalması ve tecrübesiz kişilere rütbe verilmesinin, ordunun kadim geleneklerini ve profesyonelleşme sürecini tehlikeye attığı vurgulanmaktadır. Yazar, bu düzenlemeleri Türk ordusunun bel kemiğini zayıflatmaya yönelik sistematik bir kumpas olarak nitelendirmekte ve milli güvenlik risklerine karşı uyarıda bulunmaktadır. Metin, askeri birikimin ilkokul seviyesine indirgenmesinin ve uzmanlık gerektiren kadroların yozlaştırılmasının nihayetinde bir hezimete yol açacağı mesajını vermektedir.
Tarih 28 Mayıs 2019 idi…
15 Temmuz rezaletinin üzerinden henüz sadece iki yıl geçmişti.
At izinin it izine karıştığı 15 Temmuz rezaletinin ardından, Türk Silahlı Kuvvetlerinde boşalan kadroların doldurulması maksadıyla (27 Haziran 2019 tarihinde yürürlüğe girecek olan) yeni bir kanun çalışmasının yapıldığı günlerdi.
AKP cenahında “Orduda devrim yapıyoruz” sesleri yükseliyordu.
Gündem **“Yedek Astsubaylık”**tı.
Tam da o günlerde yayınladığım “Yedek Astsubaylık Bir Kumpas mı?” başlıklı köşe yazımda, ileride yaşanabilecek sıkıntıları hatırlatmış ve yetkilileri uyarmıştım.
Ve demiştim ki: “Türk milletini koruyup kollayan ve Türk devletini savunan “milli bir ordu” geçmişte ve günümüzde olduğu gibi, gelecekte de şer güçlerin hedef tahtası olmaya devam edecektir.
Günü gelecek fitne ve fesatla, günü gelecek ambargo ve yoklukla, günü gelecek komuta kademesinin ele geçirilmesiyle, günü gelecek devletimizi emanet ettiğimiz siyasi kadrolarla ve günü gelecek aynı 15 Temmuz misali içimize itina ile yerleştirilen hainlerle… Yani işin gerçeği; aklınıza ne gelirse, zamanın ruhu neyi gerektiriyorsa o şekilde vurmaya devam edeceklerdir!
Türk milleti ve Türk ordusu var, Anadolu da Türk’e yar oldukça; ne kumpaslar bitecek, ne ihanetler son bulacak ne de kumpaslarla mücadele!
Bu yol zorlu bir yol ama Mete Han’dan beri varlığını sürdürme başarısına sahip ve binlerce yılın kadim gelenekleri ile engin bir tecrübeye sahip Türk Ordusu; dün olduğu gibi, bugün olduğu gibi, kıyamete kadar da varlığını sürdürmeye devam edecektir.
Bunda şüphe yok…
Yok, ancak; eğer peygamber ocağı olan ordumuzu göz bebeğimiz gibi koruyup kollayamazsak, aldığımız yaralar giderek çoğalmaya ve yaralarımız kabuk bağlayamadan kan sızdırmaya da devam edecektir.
Gelelim şimdi mevzumuza:
Bir ordunun içerisindeki kaynak çeşitliliğini ne kadar çok artırırsanız, o kadar çok fay hattı inşa etmiş olursunuz. Zira Balkan Harbi’ni kaybettiren çok önemli sebeplerden biri de alaylı ve mektepli subayların/paşaların birbirlerine olan kini ve nefreti olmuştur!
Eğer bu kaynak çeşitliliğini oluştururken adaleti ve liyakati göz ardı ederseniz ordunun içindeki bir depremi garantilemiş olursunuz. Bir de kaynak çeşitliliğine yeni ilave ettiğiniz kaynağınıza; gerekli askerlik ruhunu vermez, vatan ve millet sevgisini aşılamaz ve gerekli teorik, pratik ve teknik bilgileri, melekeyi ve beceriyi vermeden sisteme sokarsanız, işte o zaman da depremin zamanını öne almış olursunuz.
Şurası tartışmasız bir gerçektir ki, astsubaylık mesleği; bilgi, beceri, tecrübe, sabır, metanet, sorumluluk, fedakârlık, dayanıklılık, adanmışlık ve tam bir uzmanlık mesleğidir.

Kaldı ki, astsubayların hedeflenen bilgi, beceri ve uzmanlığa ulaşmaları uzun yıllar alan bir süreçtir.
Mesela kendimden bir örnek vereyim: 31 yılın üzerinde orduda görev yaptığım halde görevimle ilgili almam gereken kursları tamamlayamadan emekli olmuş bir personelim. En son gördüğüm kursun sertifikasını emekli olmadan sadece 8 ay önce almıştım. Planlanmış bir kursuma da hain darbe girişimi nedeniyle gidememiştim. Maalesef gerçekler böyle.
Önce okulda verilen eğitimlerle astsubayın eline bir anahtar verilir. Kıtaya çıkan astsubay, usta çırak usulü de diyebileceğimiz, ama çok daha komplike bir sistem içerisinde eğitilmeye devam eder. Eğitildikçe uzmanlaşmaya, uzmanlaştıkça önüne çıkan kapıları büyük bir ustalıkla tek tek açmaya, açtıkça da orduya çok daha fazla hizmet etmeye başlar.
Kd. Üçvş.luğa kadar olan dönemi genellikle çıraklık, Kd. Üçvş.luktan sonraki dönemi olgunluk, Bçvş.luk dönemi verimlilik ve Kd. Bçvş.luk dönemi de tecrübe ve öğretmenlik dönemidir.
Siz şimdi “devrim yapıyoruz” ayaklarıyla, sıradan birini alacaksınız, temel askerlik eğitimi ve ihtisas eğitimi de dâhil bütün eğitimleri güya iki ayda vereceksiniz ve bu adamı Yedek Astsubay olarak kıtaya göndereceksiniz. Yani yalnızca iki ay sonra bu kişinin aynı diğer astsubaylar gibi savaşmasını ve bir birimi çekip çevirmesini ve dahi bir askeri kıtayı savaş şartları da dâhil olmak üzere idare etmesini bekleyeceksiniz. Ne diyelim, hayaller Paris ama gerçekler Çorum işte.
İki ayda yedek astsubay yaptığınız bu adam orduda ne kadar kalacak? Sadece 10 ay… Sonra? Gelsin tezkere ve sivil hayat, yani başka başka beklentiler ve başka başka dertler ufukta onu bekliyor olacak. Adam askerliğini bitirmeye gelmiş, sayılı günün geçmesine bakacak, geçen her günü kâr sayacak, aklı ve yönü orduya dönük değil, onu bekleyen sivil yaşama dönük olacak. İnsan psikolojisini dikkate aldığımızda en azından çoğunun bakış açısı ve fikri bu yönde olacak. Öyle ise verdiğiniz görevlere geçmiş olsun! Yani bundan böyle cebinde veya bilgisayarında şafak tablosu bulunduran ve şafak sayan astsubaylara rastlamak sıradan bir hal olacaktır.
İyi de iş bununla bitiyor mu? Hayır!
Diğer yandan da, aynı yedek subaylık örneğinde olduğu gibi, sisteme yeni giren şahıs “ben de aynı diğerleri gibi astsubayım, benim de aynı şekilde hak ve yetkilerim var. Öyleyse o zaman bir ağırlığım da olsun” diyecektir. Diyecektir ama gelin görün ki bu mesleğe benliğini, bu ocağa da ruhunu veremeyecektir. Alın size prematüre bir doğum!
Bu prematüre doğum, aslında neyi doğurur biliyor musunuz? Fitneyi!
Fitne ne yapar?
- Emir komuta düzenini bozar!
- Disiplini bozar!
- Görevlerin yapılmasını engeller!
- Ast-üst arasındaki güveni yok eder!
- Hepsinden de önemlisi, zaferin mayası olan silah arkadaşlığını yok eder!
Bütün bunların bir araya gelmesi ne demektir? Bunu en iyi eski askerler bilir: HEZİMET demektir!
E hani biz bu orduya hizmet edecektik?
Toparlayacak olursak, yedek astsubaylık statüsü Türk ordusuna iki ana yönden büyük zararlar verebilecek bir potansiyele sahiptir. Birincisi, insani yönden silah arkadaşlığının yok edilmesiyle ortaya çıkacak insani (yönetsel) çöküş! İkincisi ise teknik çöküştür! Etraflıca düşünülmeden alınmış bir karar ise gaflet ve dalalet, düşünüldüğü ve riskleri bilindiği halde alınmış bir karar ise ihanettir!”
Vatanını milletini seven, ordusunu bilen tanıyan ve ileride olabilecekleri gören namuslu bir vatan evladı olarak yetkilileri bu şekilde uyarmıştım.
Uyarmıştım ama ne oldu?
- Etrafımız ateş çemberiyken; bedelli askerlik daimî hale getirildi!
- Temel askerlik eğitimi sadece 1 aya düşürüldü!
- Askerlik süresi 12 aydan 6 aya indirilerek ordunun yarısı bir anda terhis edilerek Türk yurdu işgale hazır hale getirildi!
- Yapmayın etmeyin dediğimiz halde Yedek Astsubaylık sistemi getirildi!
Yedek astsubaylığın temel eğitim süresi sadece 2 ay olarak belirlendi, görev süresi ise sadece 10 ay…
Düşünün bir kere, sadece 2 ay eğitim almış bir yedek astsubay 35 yıl görev yapmış bir astsubayın yanına meslektaş, 20 yıldan fazla görev yapmış ve uzmanlaşmış uzman erbaşların başına da komutan olarak verildi!
Geçen kısacık zaman, benim ve eski askerlerin ne kadar haklı olduklarını ortaya koymaya yetti. Zira görünen köy kılavuz istemezdi.
Kısa sürede fitne ve fesat baş göstermeye başladı. Üst ve ast arasındaki güven ortamı yok edildi, disiplin bozuldu, emir ve komuta sistemi tam işlememeye ve görevler de yapılamamaya başlandı!
Türk Ordusunun 15 Temmuz’dan bu yana başına gelenlerin bileşkesi HEZİMET’tir. Ne yazık ki ordumuz bilerek veya bilmeyerek hezimet noktasına getirilmiştir.
Bunu nereden anlıyoruz?
MSB tarafından başlatılan yeni bir kanun değişikliği teklifi çalışmasından.
Ortada dolaşan bilgilere göre: Birçok farklı statüden personel temini yapılması nedeniyle, statü karmaşasının bulunduğunu ve bu durumun görevlerin yapılmasını ve standardizasyonunu engellediğini bizzat kendileri ifade ediyorlar.
Sonra da bu durumu düzeltmenin yollarını sıralıyorlar. Fakat görülen odur ki, kaş yapayım derken göz çıkarıyorlar!
Nasıl mı?
Anlatalım: Özetle diyorlar ki kardeşim bu yedek astsubaylık mayası bu orduda tutmadı. Zaten sözleşmeli erlikte ve uzman erbaşlık statüsünde de büyük sorunlar vardı. Bu yüzden de orduda çalıştıracak ve savaştıracak adam bulamıyoruz.
- Bu yüzden de yedek astsubaylığı kaldırıyoruz.
- Hatta hızımızı alamıyoruz ve uzman erbaşlığı da kaldırıyoruz!
- Peki, ne yapıyoruz? Biz artık (teknik branşlar hariç) sadece sözleşmeli erlerden astsubay yapacağız!
- Sözleşmeli eri de 6 aydan fazla askerlik yapan sıradan kişilerden alacağız. Üstelik sınav mınav da yapmayacağız. Eğer ki kör ve topal değilse, ilkokulu bitiren ve dileyen herkes sözleşmeli er olabilecek.
- Ha bu arada, uzman erbaşlığı kaldırıyoruz ya…
Yeterli mi yetersiz mi, layık mı değil mi hiçbirine bakmayacağız. 35 yaşını doldurmamış ve ortaokul mezunu olan uzmanların topunu birden astsubay ilan edeceğiz.
Eeeee?
Eeesi şu: Türk Ordusu harika bir yer olacak… Allah akıl fikir versin emi? Yahu düşman gelse böyle bir şey yapmaz.
Türk ordusu profesyonelliğe geçebilmek adına yıllara sâri olarak bu uzman erbaşlığa ne kadar emek verdi ne kadar para döktü biliyor musunuz? Yahu siz Türk Ordusundaki astsubaylığın tarihine ve geçmişine hiç bakmadınız mı? Astsubaylar 2 yıllık meslek yüksekokulu eğitimi seviyesine gelene kadar ne badireler atlatıldı biliyor musunuz? Eğer bilseydiniz, astsubayın eğitimini üniversiteden ilkokul seviyesine indirgemeye kalkmazdınız.
Eğer bilseydiniz, uzman erbaşlığı kaldırarak ve astsubaylığı da yozlaştırarak, Türk Ordusu’nun operasyonel gücünü tamamen yok etmeye kalkmazdınız. Orduyla birlikte milleti sokmaya çalıştığınız yer çıkmaz bir sokaktır! Yenilgidir, hezimettir, kan ve gözyaşıdır! Dahası esarettir!
Görülen odur ki; neredeyse 15-20 yıldır, Türk Ordusuna karşı sistematik olarak yapılan saldırılar ve ordumuzu her yönüyle ve tamamen çökertmeyi amaçlayan kumpaslara, halen daha devam edilmektedir! Bu düzenleme yasalaşırsa; hem astsubaylık mesleği için, hem de uzun yıllardır profesyonelleşmeye çalışan ordumuz için, tam bir felakettir! Dışarıdan bir türlü düşüremedikleri kaleyi, içeriden düşürmeyi denemektedirler!!!
Ordunun bel kemiğini oluşturan astsubaylığa kurulan kumpas, Türk Ordusuna ve nihayetinde de Türk Milleti’ne kurulan bir kumpastır. Evet orduda devrim yapıyorlar. Özcesi Mete Han’dan beri dünyanın en yenilmez ordusu olan Kahraman Türk Ordusu’nu devirmeye çalışıyorlar!
Peki, ne yapmalı?
Yapılacak şey bellidir. Ebedi Başkomutanımız Mustafa Kemal Atatürk’ün tam bir asır önce dediği gibi:
“Türk Milleti’nin bağımsızlığını ve geleceğini, yine Milletin azim ve kararı kurtaracaktır”.
Böyle bir hainlik peşinde olanların örükleri, hiçbir zaman uzamayacaktır.