1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Erol Sunat
  4. “Cumhuriyet Bilhassa Kimsesizlerin Kimsesidir”

“Cumhuriyet Bilhassa Kimsesizlerin Kimsesidir”

featured

Erol Sunat, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları tarafından kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihsel kökenlerini, karşılaştığı zorlukları ve Türk milleti için taşıdığı hayati önemi ele almaktadır. Kurulduğu dönemde yıkık ve yorgun bir ülkenin insanlarına umut olan bu yapı, özellikle kimsesizlerin kimsesi olma misyonuyla yoksullara, öksüzlere ve çaresizlere güvenli bir çatı sağlamıştır. Türk milletinin birlik ve beraberlik içinde iç ve dış düşmanların kurduğu tuzakları nasıl bozduğu vurgulanırken, Cumhuriyet bir erdem, adalet ve şefkat kapısı olarak nitelendirilmektedir. Geçmişten bugüne kurulan devlet geleneğinin ve vefa duygusunun bir yansıması olan Türkiye Cumhuriyeti, milletin en büyük güvencesi ve varlık gerekçesi olarak yüceltilmektedir.

 

Adımız Türk!

“NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE” düsturumuz…

Türkiye Cumhuriyeti gibi bir sevdamız olmasaydı…

103 yıldır ayakta kalamaz, ikinci yüzyıl ve daha ötesi hayalleri kuramazdık.

Gazi Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşlarının, Türk milletiyle bir ve beraber olarak kurtardıkları vatan toprakları üzerinde kurdukları Türkiye Cumhuriyeti; 80 milyon küsur vatan evladına Gazi Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşlarından, dünden bugüne aziz şehitlerimizden ve gazilerimizden emanet.

Millî Mücadele’nin başarılı olamayacağına inananlardan Türk edebiyatçı Refik Halid Karay, Şubat 1920’de Alemdar’da şu dizeleri yazmıştı:

“Anadolu’da bir patırtı bir gürültü, kongreler, beyannameler filan…

Sanki bir şey yapabilecekler…

Blöf yapmanın sırası mı şimdi?

Hangi teşkilatın ne gücün var! …

Bu ne hayal!

Kuzum Mustafa sen deli misin!”

Türkiye Cumhuriyeti’nin banisi Gazi Mustafa Kemal Paşa için…

Asi demişlerdi… Deli demişlerdi… İhtilalci demişlerdi… Hayalperest demişlerdi… Maceraperest demişlerdi…

Kimilerine hoş gelmedi… Kimilerinin aklı almadı… Kimilerinin aklı hep bir yerlerde takıldı kaldı… Gazi Mustafa Kemal Paşa, ardına bakmadan Hak bildiği yolda Türk milletiyle zafere ve Cumhuriyete yürüdü…

***

Bundan 103 sene evvel, adı Türkiye Cumhuriyeti olan bir çınar diktiler Gazi Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşları.

Bu ulu çınar; Türk milletinin sabrıyla, azmiyle, cansiperane duruşuyla, vatan toprakları son işgalciden, son düşmandan temizlendikten sonra dikildi. İstiklal rüzgârları esti dalına yaprağına, hürriyet denen o en berrak kaynak can suyu oldu, hayat verdi çınara…

Bu çınar, onu vatan topraklarına eken o isimsiz kahramanlardan bizlere yadigâr.

Ona dokunan… Laf eden… Laf çarpan… Hafife alan… Onunla uğraşan… İflah olmadı onlarca yıldır.

Anadolu sırlı bir coğrafya…

Ona dokunan, Türk’e dokunan, onun kurduğu devletlere dokunanın vay haline…

Çabuk toparlanan, anında kenetlenen, dağılmayan, bir olma özelliğini yitirmeyen bir millet, Türk milleti. Dün de bugün de iç ve dış düşmanlar hep bu bir olma özelliği üzerine oynadı. Ara ara bölüp, parçaladılar, hasım ettiler, düşman ettiler birbirine Türk milletini. Olmadı, tutmadı, yetmedi, başaramadılar.

Türk milleti, Bilge Kağan’dan öğütlü.

Gazi Mustafa Kemal Paşa’dan tembihli…

Görmediği düşmanlık, görmediği tuzak, görmediği yalan, görmediği entrika, görmediği hile, görmediği yüzüne gülüp sırtından vurmaya kalkma kalmadı.

Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur demesi ondan.

“Ne mutlu Türk’üm” demesi ondan…

Cumhuriyetine sahip çıkması…

Gazi Mustafa Kemal Paşa’yı çok daha fazla sevmesi ondan…

***

Türkiye Cumhuriyeti’nin banisi Gazi Mustafa Kemal Paşa, 1 Kasım 1928 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi açış konuşmasında; “Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir.” ifadesini dile getirmişti.

Savaştan yeni çıkmış, yangın yerine dönmüş olan Türkiye’de yetimler, öksüzler, hem yetim hem öksüz olanlar, kocası şehit olan kadınlar, evi barkı yanan, talan olan insanlar o kadar çoktu ki.

Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesi oldu. Öksüzün, yetimin, yoksulun, fakir ve fukaranın yüzü güldü. Evsiz barksız olanların, kalanların üzerlerinde emniyetli bir çatı oldu.

Yağmurdan, çamurdan, kardan, kıştan hasılı her tehlikeden korudu, kolladı, gözetti; her birini Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın kurduğu Cumhuriyet.

Okuyamayanı okuttu. İş verdi, aç olanı doyurdu, düşeni kaldırdı, derdi olanı dinledi, çare oldu, çare buldu. Yollarını açtı, “gel” diye kollarını açtı.

“Yalnız değilsin” dedi, “ben varım” dedi.

“Ben bilhassa kimsesizlerin kimsesi Cumhuriyetim” dedi.

***

Bizler, yani her birimiz, Türkiye Cumhuriyeti’nin elinden tuttuklarıyız.

Cumhuriyet işte bunun için fazilettir.

Nimettir vatandaşları için.

Bilhassa kimsesizlerin kimsesi olmak Cumhuriyetin öncelikli meselesiydi. Cumhuriyet bu özelliğini kimselere vermedi, devretmedi de…

İnsanlar “Ben kimsesiz değilim, çaresiz değilim; devletim var, cumhuriyetim var” dediler, o ulu çınarın gölgesi altına sığındılar.

Cumhuriyet güven demekti.

İstikrar demekti…

Hak ve hukukun gözetilmesi demekti.

Adalet demekti…

Hoşgörü demekti.

Cumhuriyet, insanı yaşatmak, hayatta ve ayakta tutmak demekti.

Cumhuriyet; her çalındığında bir bakanın, bir dinleyenin, yaraları saranın, dertlere derman olanın eksik olmadığı, her daim ardına kadar açılan kapı demekti.

Devletli millet olmak Türk milletinin tartışmasız en büyük özelliği oldu.

Dünden bugüne tam 17 devlet kurdu.

“Devleti olmayan millete millet denmez” düsturu binlerce yıldır hiç değişmedi.

***

Türkiye Cumhuriyeti için Gazi Mustafa Kemal Paşa,

“Cumhuriyet, bilhassa kimsesizlerin kimsesidir” demişti.

Bilhassa, her şeyden önce demek…

Özellikle demek…

Cumhuriyet; savaş sonrasının kimsesiz kalmışlarını, oraya buraya savrulmuşlarını, çaresizlerini, kıyıda köşede kalmışlarını, unutulmuş olduğunu düşünenlerini, hasılı her birini adı Cumhuriyet olan o ulu çınarın altında topladı.

Cumhuriyet denen o çınar, dikildiği gün boy attı, boy verdi, yemyeşil yapraklarla bezendi. Gölgesinde huzur buldu yetimler, öksüzler, yaşlılar, kimsesizler, onca savaşın içinden çıkıp gelmiş tamamı yorgun savaşçı olan Türk milletinin vefakâr, cefakâr, fedakâr evlatları.

Bu çınar cumhuriyet çınarı; altında huzur içinde oturmak, yaşamak, derdine çare arayıp bulmak öncelikle ve özellikle Türk milletinin hakkı.

***

Yalnız değil Türk milleti…

Çaresiz değil… Kimsesiz değil…

Cumhuriyetleri var.

Devletleri var.

Adı Türkiye Cumhuriyeti Devleti…

İlk Mecliste İstanbul Milletvekili olan Abdurrahman Şeref Bey, şöyle demişti: “Eşkâl-i hükümetin tadadına lüzum yok. Hâkimiyet bilâkaydüşart milletindir dedikten sonra kime sorarsanız sorunuz, bu, Cumhuriyettir. Doğan çocuğun adıdır. Ama bu ad, bazılarına hoş gelmezmiş, varsın gelmesin…”

Anadolu coğrafyasında hüküm süren Selçuklu ve Osmanlı yüzyıllara uzanmışlar. Dünya onların dönemlerini Türk çağı olarak anlatmıştı.

Selçuklunun Kılıçarslanları vardı…

Osmanlı’nın Fatih’i, Yavuz’u, Süleyman’ı…

Türkiye Cumhuriyeti’nin Gazi Mustafa Kemal Paşa’sı var…

***

Anadolu coğrafyasında tek bir mihenk taşı var…

Vefa…

Türk’ün vefası kol kanat gerdi bu coğrafyaya.

Vefalı Türk koştu geldi, her neredeyse Anadolu’nun imdadına.

Yolunu kesenin yolunu kesti… Yel gibi esti… Sel gibi taştı… Çölleri, karlı dağları aştı… Bir şekilde Anadolu’ya ulaştı.

Anadolu’nun bağrına kim dayadıysa hançerini; Türk, yıldırım oldu, şimşek oldu, kasırga oldu, yağdı hançer dayayanların üzerine.

“Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır; o satıh bütün vatandır” diyen Gazi Mustafa Kemal Paşa, vefa duygusunu bilenlerin en başındaydı.

Çanakkale’den bu yana döşendi Cumhuriyete giden o kutlu yolun taşları.

Aynen bir oya gibi…

İlmek… ilmek…

Kutlu olsun Türk milletine Cumhuriyet…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!