DOLAR 12,71962.51%
EURO 14,35802.16%
STERLIN 16,97362.38%
ALTIN 731,732,64
BIST 1.776,41-2,35%
BITCOIN 7293038,12%
Ankara
13°

PARÇALI BULUTLU

12 56

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Yugoslavya Kazanı Yine Kaynatılıyor

Yugoslavya Kazanı Yine Kaynatılıyor
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Balkan kelimesi, Türkçe bal ve kan kelimelerinin birleştirilmesiyle oluşur. Hakikaten de bu coğrafya, öyle güzeldir ki hayatı adeta ballandırır. Lakin bu güzelliklerin tadına bakmak isteyen eşek arıları da hiç eksik olmaz. Bir bakmışsın, Rumeli’nin bal dolu çanağına yeniden kan doğranmış.

Osmanlı’nın çöküşüyle beraber kimi zaman Rusya’dan, kimi zaman da Brüksel’den havalanan eşek arıları Balkan halklarına kin ve nefret tohumları ektiler. Asırlarca komşuluk etmiş insanlar, bu zehirli tohumların tesiriyle defalarca birbirlerine hayatı zindan ettiler.

Eski Yugoslavya ve Bulgaristan’da komünist rejimin dağılma sürecinde özellikle Türk ve Müslüman Balkan insanı zulme uğradı. Kimisi öldü, toplu mezarlara gömüldü. Birçoğu da ölümden beter acılar yaşadı.

Neticede, eski Yugoslavya çok sayıda küçük devletçiğe bölündü Bulgaristan ve Yunanistan’da yaşayan Müslüman – Türk toplumunun yaşadıkları sıkıntılar ise hala çözüm bekliyor.

Balkanlardaki acılar yapılan uluslararası anlaşmalar ile kısmen de olsa biraz yatışmış gibi görünürken bir kez daha kan tohumu taşıyan eşek arılarının vızıltıları kulakları tırmalamaya başladı.

Bir sonraki Avrupa Birliği dönem başkanlığını üstlenecek olan Slovenya Başbakanı Janez Jansa’nın, Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Charles Michel’e gönderdiği iddia edilen diplomatik bir belge yakın gelecekte Balkanların yeniden karıştırılmak istendiğini gösteriyor.

Batı Balkanlar’da etnik ayrışmaları çözmek için 5 ülkenin sınırlarını yeniden çizilmesini öngören gayri resmi diplomatik belge özellikle Bosna Hersek’te kızgınlığa neden oldu.

Her ne kadar Slovenya başbakanı apar topar inkâr etmek istese de Reuters’in varlığını teyit ettiği ve çok sayıda AB diplomatının gördüğünü aktardığı bu belgede Bosna Hersek ve Kosova’nın etnik yapı gözetilerek parçalanması teklif ediliyor.

Buna göre Bosna Hersek’in iki etnisitesinden biri olan Sırp Cumhuriyeti’nin bağımsız Sırbistan’a bağlanması, Hırvatların yoğunlukta olduğu kantonların Hırvatistan’a bağlanması ve Kosova’nın Arnavutluk ile birleşmesi öneriliyor.

Balkan ülkelerinin AB’ye entegrasyonunun etnik sorunlar çözülmeden çok zor olacağı vurgulanan belgede bunun da Genişletilmiş Sırbistan, Genişletilmiş Hırvatistan ve Genişletilmiş Arnavutluk’la mümkün olacağının altı çiziliyor.

İngilizce “Batı Balkanlar-Daha ileriye” başlığıyla hazırlanan belgenin Slovenya’nın resmi tutumu olmadığı ifade edilirken, eski Yugoslavya’nın karşılaştığı sorunlara bir “çözümolduğu ileri sürülüyor.

Bosna Hersek’in AB üyeliğinin reddedilmesi gerektiği vurgulanan belgede, Türkiye’nin bölgedeki boşluktan faydalandığı iddia edilirken özellikle Bosna Hersek ve Kuzey Makedonya’da son derece etkili olduğu maddesi yer almıştı.

Avrupa Birliği’nin işleyiş mekanizmasında herhangi bir bağlayıcılığı olmayan bu tür belgeler diplomatik kanallarda sıkça kullanılıyor ve birliğin politikalarının şekillenmesinde etkili olabiliyor.

Konu hakkında görüşlerine başvurduğum Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu Genel Başkanı Sabri Mutlu, Balkanlar’da yeni etnik karmaşalara yol açabilecek statüko değişikliği için birilerinin nabız yokladığından endişe ettiğini söyledi ve bunun Balkan kökenli Türk vatandaşları ve bu ülkelerde yaşayan soydaşlarımızı huzursuz ettiğinin altını çizdi.

Benim kişisel kanaatimi sorarsanız Türk diplomasisi, Ukrayna, Libya, Filistin gibi coğrafyalardaki sorunlar ile meşgulken hemen yanı başımızdaki Balkanlar’da dolaşan eşek arılarını savuşturmanın çaresine de bakmalı.

Zira yakın zamanda sıcak çatışmalar yeniden başlarsa bunun nelere yol açabileceğini tarih bize söylüyor.

Eski Yugoslavya’da yeniden kaynatılmak istenen kazandan sıçrayacak en küçük ateşin nereleri yakabileceğini hayal bile edemezsiniz!

Türkiye, bir an evvel Balkan ülkelerinin mevcut statüko bozulmadan Avrupa Birliği üyesi yapılmasını ve sınırların değişmezliği prensibinin güvence altına alınmasını sağlamak zorundadır.

Devamını Oku

Batı Trakya’da Her Şey Olabilirsin Ama Türk Olamazsın!

Batı Trakya’da Her Şey Olabilirsin Ama Türk Olamazsın!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Geçtiğimiz günlerde Yunan devlet televizyonu ERT, Batı Trakya’ya giderek Müslüman azınlık konusunu işleyen kısa bir program yaptı.

Bu arada rahmetli Sadık Ahmet’in kurduğu Dostluk ve Eşitlik Partisi’nin genel başkanı Çiğdem Asafoğlu ile de bir röportaj yapıldı.

Bu aslında önemliydi, çünkü Yunana resmi görüşlerinden farklı olarak DEP, Batı Trakya’daki azınlığın Türk kimliğinin altını çiziyor.

Nitekim röportaj esnasında da Asafoğlu, azınlığın Yunan yasalarına saygılı birer vatandaş olarak yaşadığına dikkat çektikten sonra Türk kimliğinin özgürce ifade edilememesinden doğan rahatsızlığı dile getirdi.

Her ne kadar bu kadarcık bir söz hakkının verilmesi bile Yunan resmi makamları açısından hayli ileri bir adım olsa da Batı Trakya Müslüman Türk azınlığını bölüp parçalamak için görevlendirilmiş bazı unsurlar hemen tepki verdi.

Bunlar koro halinde “Batı Trakya’da Müslüman azınlık vardır, Türk yoktur” diye çemkiriyor.

Bazı iş birlikçiler de “Batı Trakya’daki azınlıklar, Pomak, Çingene ve Türk” olmak üzere üç gruba ayrılır, bu nedenle tarif ederken “Müslüman azınlık” ifadesi kullanılmalıdır diye konuşturuluyor.

Hatta bunlar, kendilerini meşrulaştırmak adına, “Türkiye’ye bağlılık hissedenler kendilerini Türk diye isimlendiriyor. Oysa bizler, yüreği Yunanistan için atan Müslüman Yunan vatandaşlarıyız” diye konuşuyor.

Şurası gayet açık ki Yunanistan’ın buradaki resmi politikası tamamen Türk karşıtlığı üzerine kurulmuştur. Türk adıyla dernek kuramaz, Türk adıyla örgütlenemez, Türk kimliğiyle tabela dahi asamazsınız.

Ancak Pomak ya da Çingene gibi etnik isimler kullanmakta hiçbir sakınca görmezler.

Hele Müslüman ya da İslam kimliği sonuna kadar kullanılabilir.

Yani, Batı Trakya’da Hıristiyan, Müslüman, ateist, Pomak, Arap, Çingene, Trakyalı vs her şey olabilirsiniz. Bir tek Türk olamazsınız!

Bir dönem, Türkiye’deki iş bilmez bazı bürokratlar, farkında olmadan Yunanistan’ın bu politikasına destek oldular.

Türkiye’den gönderilen diplomatik misyon, diyanet personeli, milli eğitim çalışanları Batı Trakya gerçeklerini bilmeden bölgeye geldikleri için anavatandaki gündem üzerinden Türk azınlıkla diyaloğa girdiler.

Anavatandaki değişen gündem ve söyleme paralel olarak kimisi din kardeşliğini, kimisi cemaatçiliği, kimisi (bölgede yaşayan Bektaşi inancına sahip Türkleri dikkate almadan) Sünni inancını öne çıkardılar.

Türk kimliğini dile getiren seçilmiş müftülerimizi, yıllarca Türk kimliği ile dernek açmaya çalışanları, Türkçe yayın yapmak için çırpınan medya mensuplarını dinlemediler.

Farkında olmadan yapılan bu hatadan yavaş da olsa dönme eğilimi olduğunu memnuniyetle görüyoruz, ancak yeterli değil… Batı Trakya’da iş işten geçmeden Türk kimliğini muhafaza edecek bilinçli diplomatik söyleme, Türkçe dil ve dini değerler eğitimine ihtiyaç bulunuyor.

Bu konuda Türkiye’deki Batı Trakya dernekleri başta olmak üzere Balkan STK’ları ile de düzgün ve yapıcı bir ilişki kurulması büyük önem taşıyor.

Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu, Lozan Mübadilleri Vakfı, Karadeniz Rumeli Dernekleri Federasyonu, Batı Trakya Türkleri Derneği, Samsun Mübadele Derneği gibi bölgeyi iyi tanıyan, yapıcı ilişkiler kurma becerisine sahip STK’lar ile siyaset üstü bir bakışla temas kurulması gerekiyor.

Aksi halde Batı Trakya’ya yönelik olarak bilgiden ve milli bilinçten yoksun olarak atılan her adım, iyi niyetli bile olsa “zücaciye dükkânına giren fil” etkisi yaratmaya devam edecek.

Devamını Oku

Genetik Türklük, Kültürel Türklük ve Andımız

Genetik Türklük, Kültürel Türklük ve Andımız
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

Nerden icap etti bilinmez, son günlerde ilkokullarda okutulan ve Türk’üm, doğruyum, çalışkanım diye başlayan andımızın okutulmasına karşı çıkan gayrı milli anlayış yeniden hortlatıldı.

Takip etmişsinizdir, malum çevrelerce unutturulmaya çalışılan bu metin, Cumhuriyet ve Atatürk sevdalılarının direnişiyle canlı tutulabilmişti.

Beyaz Saraya çöktükten sonra yeniden güç kazanan küreselci emperyalistlere çiçek atma yarışına girilmesi ile ne kadar ilgisi var bilemiyorum ama birdenbire bu konuda Danıştay tarafından alınan bir karar ortalığı karıştırdı.

Buna göre Türk çocuklarının okullarda andımızı okuması mecburiyeti ortadan kalktı.

Bu kimin başının altından kalktı bilemiyorum ama Türk’üm, doğruyum, çalışkanım ifadelerinden rahatsız olanlar, hiç kuşkusuz “Türk değilim, sahtekârım ve tembelim” diyenler olabilir.

Buna karşı çıkan kafa, Türkiye’de Türkler dışında unsurların varlığını dayatan bölücü bir zihniyet taşımaktadır.

Bu kafaya göre Türklük kavramı, genetiktir. Çoğunlukla Orta Asya’dan asırlar evvel göç etmiş Oğuz kökenlileri Türk kabul eder.

Bu zihniyete göre genetik Türkler dışındaki herkes ayrı bir millettir.

Böyle düşünenleri de kendi içinde üçe ayırmak da mümkün:

Bir: Temelde milliyet kavramını reddeden siyasal İslamcılar… Kendilerini Ümmetçi olarak tarif eden bu fikirdekiler, İslam dininin kavmiyetçiliği kabul etmediğini söyleyerek Türklük ve Türkçülüğü neredeyse kâfirlik mertebesine çekerler.

Farkında olmadan Arapçılık yapan bir zihniyettir bu… Onlara teslim edersek Türk milleti, kısa bir süre içinde gönüllü bir asimilasyona uğrayıp Arap medeniyetinin bir alt kolu haline gelir!

İki: Gizli mikro milliyetçiler… Bunlara sorarsanız Türkiye’deki her etnik topluluk tahakküm altında yaşamaktadır.

Bunlardan bazıları ayrılıkçı fikirlerini HDP gibi siyasi partiler kurarak açıkça dile getirirken bir kısmı ise bir takım aykırı görüşlerin arkasına saklanıp güya demokratik hakkını kullanıyormuş edasıyla Türk düşmanlıklarını kusarlar.

Üç: Türk Milliyetçiliği mevzusunu radikalleştirip ırkçılıkla arasındaki kırmızıçizgiyi ihlal edenler… Elbette ülkücüleri, Turancıları ya da Türkçüleri kastetmiyorum…

Türk milletini geleceğe taşımak isteyen böylesi aydınlık fikirlere ancak gönül verilir.

Fakat çok küçük bir azınlık da olsa, Türklük mefhumunu sadece genlerde arayan ve kültürel anlamda Türklük mefkûresini benimsemiş herkesi rahatsız edecek kadar aşırıya giden sığ bir grup da yok değil!

Aslında Türk Milleti konusunda en güzel tarifi Atatürk bakın nasıl yapmış: “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.”

Dikkat edin, bu tarifte en küçük genetik bir atıf var mı?

Çünkü Atatürk, Türk Milleti, Türklük ya da Türkçülük gibi kavramların sadece ve sadece genetik geçmişe hapsedilemeyecek kadar geniş bir anlam taşıdığını gayet iyi biliyordu.

Türk deyince binlerce yıllık bir tarihin ve milyonlarca kilometre karelik coğrafyanın imbiğinden süzülmüş bir kültürel zenginlik akla gelmeli.

Hep söylüyoruz… Atatürk “ne mutlu Türküm diyene!” derken bile özenli davrandı, genetik geçmişi öne çıkarmamak için “ne mutlu Türk olana” demedi.

Türk kavramının içini dolduran, asırlar boyunca yaşanmış kader birlikteliklerinin kaynaştırdığı halkların kültürel ortaklığıdır.

Ben Türklük kavramını farklı ırmaklardan beslenen bir okyanusa benzetiyorum. Veya binlerce arı tarafından milyonarca çiçekten toplanıp aynı kovana getirilen bala…

Bu söylediklerimden kimse başka manalar üretmeye de kalkmasın. Hiçbir şekilde ırkçı sözler değil bunlar…

Alman milleti, Fransız Milleti, İngiliz milleti, Çin milleti, Fars milleti…

Bunların hemen hepsi tarihsel sürecin içinde oluşan kültür ve kader birlikteliğinin ürünüdür.

Bugün 400 yıllık geçmişi olmayan Amerikalılar ve Meksikalılar kendi çocuklarına milli bir ruh yerleştirmek için çabalıyorsa, biz Türkler de kendi evlatlarımızı milli kültür ve kader ortaklığı hamurunda yoğurmak zorundayız.

Onun içindir ki, Türkiye Türklerindir ve öyle kalacaktır.

Türküm demekten mutlu olmayanlar, sorunu bir zahmet kendisinde arasın…

Çalışkan ve doğru olmayanlara gelince…

Onlar zaten sadece vatana millete değil, insanlığın başına bela!

Devamını Oku

Papa’nın Irak’ta Ne İşi Var?

Papa’nın Irak’ta Ne İşi Var?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Katolik dünyasının ruhani lideri Papa Francis, geçtiğimiz günlerde Irak’a gitti ve burada bir dizi enteresan ziyarette bulundu.

Yaklaşık 39 Milyon insanın yaşadığı Irak’ta nüfusun sadece %1,2’si Hıristiyan… Üstelik bunların çoğu da Ortodoks Mezhebine bağlı

Her ne kadar Osmanlı sonrası ülkede İngiliz, Amerikan ve Fransız bayrakları görmeye alışık olsak da Haçlı seferlerinden beri bölgede Hıristiyanlık inancının bir karşılığı kalmamış durumda

Hal böyleyken Irak gibi siyasal bütünlüğü paramparça olmuş, savaşlar nedeniyle kavrulup gitmiş bir ülkede Papa’nın ne işi var diye düşünmeden edemiyoruz.

Tabii ki Francis Efendi’nin Irak ziyareti, bir Katolik Papa’nın Müslüman ülkelere yaptığı ne ilk ne de son ziyaret!

Aralarında Türkiye’nin de olduğu onlarca Müslüman ülkeye daha önce de birçok defa Papalar ziyarette bulundu.

Dolayısıyla bu ziyareti “Hıristiyanlığı yaymak amacıyla yapılmış bir tür misyonerlik çalışması” gibi anlamak doğru olmaz.

Ancak elbette bu ziyaret, çok da masum bir hamle değil!

Öyle ya Papa Efendi’nin canı bir İslam diyarlarını gezmek isteseydi, daha turistik bir ülke seçebilirdi… Mesela Mısır, Fas ya da Malezya’da filan dolaşıp keyifli vakit geçirmeyi düşünebilirdi.

Ama kazın ayağı öyle değil!

Papa Francis, özellikle Irak’a gönderildi ve burada birileri adına kritik görüşmeler yaparak perde arkasından enteresan mesajlar verdi.

Malum, bizim kamuoyu, bu ziyaretin daha çok Kuzey Irak’taki bölümüyle ilgilendi. Bu ziyaret anısına Kuzey Irak Bölgesel Kürt yönetimi tarafından bastırılacağı iddia edilen bir anı pulunda Papa’nın ardında içinde Türkiye’nin bir bölümünün de bulunduğu bir sözde harita silueti konmuştu.

Bizim medyaya da bu servis edilince haliyle Papa’nın Irak ziyareti, Türk kamuoyu tarafından bu haritayla hafızalarda yer edindi.

Gösterilen tepkiler üzerine Barzanigiller, bir sanatçının kişisel çalışması deyip böyle bir pulun basılmayacağını söyleyerek durumu geçiştirdi.

Ancak bu o kadar da basit izah edilecek bir durum değil. Çünkü söz konusu harita, sadece faşizan Kürtçülerin değil, Büyük Ortadoğu Projesi denen hayaletin de bir parçası…

Papa’yı Irak’a gönderen güçlerin cüppesinin cebine yerleştirdikleri mesajlardan Türkiye’ye yönelik olanı, üstü kapalı olarak “ayağını denk al yoksa başına bunlar gelir” anlamındaki bir tehdit!

Ancak Papa Francis’in beyaz cüppesinin öteki cebinde de başka bir mesaj daha var ve o mesaj da diğer bir Müslüman ülkeye, İran’a gitti…

Zira Katolik dünyasının ruhani liderinin Irak’ta yaptığı en önemli görüşme, Şii dünyasında büyük etkisi bulunan Ayetullah El Sistani ile gerçekleşti.

Bu ziyareti, Amerika’nın yeni başkanı Biden’ın yeni İran politikasıyla beraber düşündüğümüzde anlamlı hale getirebiliriz.

Beyaz Saraya yerleşen küreselciler, Suriye’deki iç savaşı Rusya ve İran’ın desteklediği Esad Yönetiminin kazandığını görüyor.

Trump döneminde pasif bir Suriye politikası güden Amerika, yeni dönemde Suriye’de sahadaki gerçeğe uygun olarak İran’la yakınlaşma ve buradaki çıkarlarını koruma derdinde…

İç savaşı kaybeden Sünni güçler, Lübnan, Ürdün ve Türkiye’ye kaçan beş milyondan fazla nüfus nedeniyle sahadaki varlıklarını da büyük ölçüde yitirdiler.

Bundan faydalanarak devletçiklerini kurmak isteyen Suriyeli Kürtleri ise Türk ordusunun yaptığı harekâtlar kısmen durdurmuş olsa da halen Amerikan korumasında varlıklarını sürdürüyorlar.

Ne yazık ki Türkiye, insani sebeplerle bile olsa Suriyeli Arap sığınmacıları kabul ederek büyük bir stratejik hata yaptı. Bunun sosyal ve ekonomik yükü bir yana, Sünni Arapların boşalttığı alana İran yanlısı Şii gruplar ve Amerikan güdümündeki Kürt gruplar yerleşerek hâkimiyet kurdular.

Biden, şimdi Suriye’de iç savaş sonrası oluşan durumu hukuki bir statükoya ulaştırmak için İran yönetimiyle uzlaşmak istiyor.

Nükleer anlaşmanın bozulması nedeniyle uygulanan ambargoların kalkması karşılığında Suriye ve Irak’taki hâkim güç konumunda olan İran ile anlaşmak niyetinde.

Böylece Şam yönetimi üzerindeki Rus etkisini bir ölçüde dengelemek ve bölgedeki Kürt yönetimlerinin iç savaş sonrası siyasi bir statüko elde etmesini sağlamak istiyor.

Bunun sosyal zeminini hazırlamak için de Şii Dünyası üzerinde çok büyük etkisi olan Sistani ile Papa Françis’i kameralar önünde el ele tutuşturdular.

Kısaca toparlayacak olursak…

Küreselci Amerikan yönetimi, Molla yönetimine diyor ki: “Gelin anlaşalım… Irak ve Suriye’de Kürt bölgeleri benim, Arap bölgeleri ise senin olsun!”

Ankara’ya ise “Sen bu işe karışma ve oluşacak statükoya razı gel; aksi halde başını belaya sokarım!

Devamını Oku

Kuran’a Göre Kıyamet Alametleri

Kuran’a Göre Kıyamet Alametleri
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kıyamet günü ve alametleri hakkında diyanetin yayınladığı eserlerden yararlanarak bilgilendirici bir video hazırladık.  Büyük ve küçük kıyamet alametlerinden hangileri gerçekleşti, hangileri gerçekleşecek? Tıklayın izleyin…

Devamını Oku