Ölüm var ölüm…
Üstad ne güzel yazmış:
Tutup çeksem eteğinden, haberin var mı öleceğinden?
Sonra başka şairler…
Ölüm ne uzak bize, ölüm ne yakın bize…
Mesela Yahya Kemal en güzelini yazmış:
Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter…
Kafes’te yazdım. Öleceksin ve o güzel bacaklarını karıncalar yiyecek…
El Cahiz’in Türklerin Faziletleri(el Fezail-i Etrak) kitabında çok güzel bir anlatı var. Hilafet ordusu ile Türkler karşılaşıyor. Hakan ile Cüneyd (İslam ordusunun kumandanı) at üzerinde saatlerce sohbet ediyorlar.
Türkler bu yeni dini merak ediyorlar.
Soruyor bir takım sorular, hilafet ordusunun kumandanına Hakan.
Hırsızlık hakkında bu dinin hükmü nedir?
Anlatıyor Cüneyd, şu şartlarda şöyle bu şartlarda böyle diye…
O pek âlâ diye cevaplar veriyor Hakan.
Yerindedir…
Başkaca konular ve başkaca hükümler…
Saatlerce dinliyor yeni dinin hükümlerini Cüneyd’den…
Hepsi makul, yerinde cevaplar…
Bir yerde takılıyor kafası bir şeye. Aklı almıyor. Töreye uymuyor.
O da şu:
Başkasının lafını taşıyan ve alenen yellenen kişi hakkında sizin dinin hükmü nedir?
Cevap veriyor Cüneyd, kendince.
Öyle kişilere toplum iyi gözle bakmaz; yanımızdan uzaklaştırırız, filan…
Cevap tatmin etmemiştir Hakan’ı…
Ben der Hakan; alenen yellenenin kıçını dağlarım, başkasının lafını çalanın da dilini keserim.
Öyle ya hırsızlık yapanın madem eli kesilmektedir, başkasının lafını çalanın niye dili kesilmesin?
Hakan’ın bu sözü karşısında biraz suskunluk yaşar Cüneyd. Sonra toparlar.
Yine de işin doğrusunu Allah bilir, der.
“Kimi insan tedbir alır da ölüm onu bulur, kimi insan da ölümün üstüne gider de ölüm ona erişmez” gibi laflar eder.
İşte bu son söz Hakan’ın ruhunu okşar.
İtiraf eder.
“Şimdiye kadar ettiğin sözler arasında en çok bunu beğendim, bu söz ruhumu çok okşadı” der.
Türkler tarih boyunca ölümden kaçmadan bir hayat sürmüşlerdir.
Ölüm nasılsa şöyle ya da böyle gelecek.
Ölümden kaçılmaz. O yüzden aman ha ölmeyeyim, şu şu tedbirleri alayım onun fıtratında yoktur.
Zira hep bir davaya adanmıştır ve ölürse şehit olacaktır. Ölüm geldi hoş geldi.
Ölümden kaçışın, kurtuluş olmadığı ortadadır.
El Cahiz Türklerin Faziletleri kitabında bu sahneyi çok güzel anlatır.
İslam, Türklerin bu karakterleri ile buluşunca büyük fetih çağları yaşadı. Büyük medeniyetlerin kurulmasında öncülük etti.
Ölümden korkanların, tedbirler üstüne tedbirler geliştirenlerin kaçabilecekleri bir mıntıka yoktur.
Edebiyatımızda da o yüzden ölüm üstüne çok çeşitlemeler vardır.
“Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor; lakin vatandan ayrılışın ıstırabı zor” diyerek şair; nice ayrılıkların ölmekten beter olduğunun vurgusunu yapar.
Âşıklar için de sevgiliden ayrı yaşamak ölümden beterdir.
Vuslat günüdür o yüzden.
Mevlana düğün gecesi diye tarif eder şanlı ölümü…
Şehidin ölümü hepten düğün gecesidir zaten…
Şimdi ölüm ötesindeki hayatı unutup bu dünyanın zilleti içinde kendini heder edenleri gördükçe birilerinin hakikati haykırması gerekiyor. Üstelik o birilerinin, bunu da sıklıkla ve edebî ölçüler içinde yapmanın ne kadar ihtiyaç olduğunu hatırlatması lazım.
Emri bil maruf/nehyanil münker bundan başka nedir ki?
Zillet içinde yaşatma çabası değildir emri bil maruf…
Şerefle ölmek zillet içinde yaşamaktan evladır.
Sevgiliye daha ne kadar sırtını dönecektir âşık.
Yoksa aşkı da, inancı da yalan mı?
Ölüm var ölüm!
Öleceğiz…
Ve yanımızda hiç ama hiçbir şey götüremeyeceğiz.
Evlatlarımızı bile…
Malımızı mülkümüzü hele hiç…
O yüzden bir eser yahut bir hayırlı evlat bırakmanın faziletini hatırlatırdı büyüklerimiz eskiden.
Şeref Taşlıova’yı andık Estergon Kalesinde…
Oğlu Mete Taşlıova çağırdı ve gittik.
Şeref abi eser ve evlat bırakmış çok şükür.
Nur içinde yatsın…
Âşıklık geleneğinin son dönemindeki üç büyüklerdendi o.
Âşık Reyhani, Murat Çobanoğlu ve Şeref Taşlıova…
Onları Kars’taki, Erzurum’daki ve zaman zaman Ankara ve Konya’daki Âşıklar Meclisi’nden, Âşıklar Kahvesi’nden hatırlıyoruz.
Üç büyüklerdi onlar.
Âşıklık geleneğinin yaşatılması gerekiyor.
Oğullar babasının izinden gidince dünya ne güzel dönüyor.
Oğullar babalarının izinden gitmeyince sarsılıyor evren…
Düzen bozuluyor.
Şimdilerde ülkücüler, akıncılar, devrimciler ve onların çocukları arasında nice uçurumlar kuruluyor.
Nice davalar üç kuruşa satılıyor.
Aman âşıklık geleneği yaşasın.
Tebrikler Mete…
Hayırlı evlat ve hayırlı eser için…