Lütfullah Kaleli tarafından kaleme alınan bu metin, Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı diplomatik ve psikolojik savaş stratejilerini derinlemesine analiz etmektedir. Yazar, yabancı devletlerin sahte övgülerle ülkeleri uyuşturma çabalarına dikkat çekerek, bu tür oyunlara karşı milli birliğin korunması gerektiğini vurgulamaktadır. Savunma sanayiindeki gelişmeler ve ambargolara karşı üretimle verilen cevap, devletin bağımsızlık yolundaki en güçlü kozu olarak sunulmaktadır. Metinde, özellikle İran ve Yunanistan gibi ülkelerin tutumları üzerinden bölgesel tehditler ve emperyalist emeller ele alınmaktadır. Yazar, Türk devlet aklının on bin yıllık tecrübesiyle her türlü tuzağı bozacak güçte olduğuna dair sarsılmaz bir inanç sergilemektedir. Sonuç olarak eser, dış saldırılara ve içerdeki iş birlikçilere karşı tetikte olma ve direnç gösterme çağrısı yapan vatansever bir manifesto niteliği taşımaktadır.
Türkiye’yle ilgili, düşmanca tavır sergileyen ülke yöneticilerinin sergiledikleri tutum, dikkate şayandır. Çocuk ninnilerle uyutulur, devletler ise sahte dostluk – hayranlık ve abartılı övgülerle uyutulur.
Diplomasi; savaşmadan en düşük bedelle istediğini almak ve hedefe ulaşmak için vardır. Laf cambazlığına dayalı belli kurallar içinde gerçekleştirilen, bir sürü girdisi çıktısı bulunan, sayısız labirentlerden oluşan bir sistemdir.
Diplomasiyi tamamlayan unsurlardan biri de, psikolojik savaştır. Kirli niyetleri gerçekleştirmek için, hedef ülke insanlarını ve devletleri hedef alan –birlik ve beraberliği yok eden, siyasal körlüğe neden olan, uyumu, aklı ve bilimi ortadan kaldıran, yenilenin yok olmasını sağlayan– tek kuralın kuralsızlık olduğu bir savaş şeklidir. Elemanlar, hedef ülke içinden temin edilir.
Özellikle güzel ülkemde, psikolojik savaşın uygulana geldiğini görüyoruz. Diplomasinin girdaplarından sıçrayan tatlı sözlerin ardından koşan, yorumlar yapan bireylere basında sıkça rastlıyoruz. Ortaya atılan her söz ve davranışın alıcısı maalesef çıkıyor. Sonuçta zarar vermesi olası sözlerden, davranışlardan uzak durmalı.
Ülkeme; zor zamanlarda uzun soluklu ambargolar uygulayan ülkeler, şimdilerde Savunma Sanayii tesislerimize ortak olma çabası gösteriyorlar. Bunlardan birkaçı: Fransa, Kanada, ABD, Almanya ve diğerleri. Birkaç tatlı sözle, elimizdekileri bozacaklarını sanıyorlar. Bu hâl, bana kapatılan uçak fabrikalarını, patlatılan, yok edilen mühimmat fabrikalarını, Kırıkkale’de sabotaja uğrayan bomba fabrikasını, öldürülen mühendislerimizi, bilim adamlarımızı taşıyan uçağın Isparta yakınlarında düşmesini hatırlatıyor.
Öyle bir vakit gelir ki, ülkenizin lideri veya liderleri en acı günde, yüzünü ulusuna gösteremez ve ulusunun huzuruna çıkamaz. Bunu örneklendirelim. İran dini lideri; babasının cenaze törenine katılamıyor, ulusunun önüne çıkıp birlik ve beraberliğin sembolü olamıyor. Yok olma endişesi nedeniyle saklanmak veya devletince saklanılmak gereği duyuluyor.
İçeride birliğini sağlayamamış, psikolojik savaşı kaybetmiş bir ülke; yarım asırdır ambargolara uğrayan, en sonunda alenen askeri saldırıya uğrayan ülke, İran!
Güzel ülkem de, yoğun ambargolara uğradı, uğruyor, ileride de uğraması olası. Birliğimizi hedef alan gizli ve açık, silahlı ve psikolojik saldırılara halen uğruyoruz. Ekonomik saldırılar kesintisiz sürüyor. Siyasal alanda uyumsuzluk ve kirlilik var. Düşmanlarımız alenen askeri müdahalede bulunmak için fırsat kolluyor.

Örneğin: Yunanistan, İsrail ve Fransa’nın tutumu buna örnek teşkil eder. Bu salaklar sanırım İstiklal Savaşı sırasında, Türk dünyasından gelen yardımları unutmamışlar ki, T.D.T.’ye (Türk Devletleri Teşkilatı) saldırıyorlar, kötülüyorlar, eksik gedik arıyorlar! İki yönlü saldırıyorlar. Dini ve milli duygularımızdan yararlanıp iletişimimizi bozmaya çalışıyorlar. Ancak yemezler! Biz bu filmleri daha önce çok gördük. Aynı oyunu Orta Doğu’da da deniyorlar!
Tüm saydıklarımız doğa kanunları çerçevesinde olan şeyler! Önemli olan, bizlerin etkilenmeyen pozisyonda oluşumuzdur. Bu da düşmanlarımızı çıldırtıyor. Düşmanlarımızın elleri armut toplamıyor. Bizlere düşen bu elleri kırmaktır. Kırdık, kırıyoruz, kıracağız!
Devletimiz, tüm bunları görüyor ve bozuyor. Ambargoları, üretime yönelerek bozdu, bozuyor, bozacak! Ekonomik saldırıları ise, ihracata yönelerek, teknolojik bağımsızlık yolunda ilerleyerek bozdu, bozuyor, bozacak. Emperyalistlerin aparatı haline gelen siyasileri, örgüt ve cemaatleri Adliye ve kolluk kuvvetleri vasıtasıyla etkisiz hale getirdi, getiriyor, getirecek. Aleni askeri saldırıya karşın, TSK’yı güçlendirmeye devam etti, ediyor, edecek.
Düşman ittifaklarına karşın, kendi ittifaklarını gerçekleştiriyor. Düşman kuşatmalarını yararak kendi kuşatmasını yapıyor. İhracatını gerçekleştirmek için yeni yollar, geçitler inşa ediyor; deniz yolları ve boğazlarda denetimi artırmak için çaba harcıyor ve başarıyor.
Bugün İran varlığını devam ettiriyorsa; bunu, İran’da yaşayan Türklere ve T.C.’ye borçludur. Nankörlük edip bindiği dalı kesmeye kalkmazsa kendisi için iyi olur. Bütün Türkler birleşecektir. İran’daki Türkler sahipsiz ve ahmak değildir. İran kendisine verilen şansı iyi değerlendirmelidir.
Gelelim NATO toplantısına! T.C. bağımsız, akıllı ve başarılı bir devlettir. Güçlü, dayanıklı, bölünemez, parçalanamaz, iç savaşa sürüklenemeyen bir devlettir. On bin yaşındaki devlet aklı ve deneyimi ile yeterli gücüyle, her türden kahpeliğe karşı koyacak, her türlü oyunu, tuzağı bozacak güç ve kudrettedir. Telaşa gerek yok, her şey yolunda gidiyor! T.C. her vakit istediğini almayı, düşmanlarını alt etmeyi bilmiştir.
Görklü Çalap’ımızın görkemli selamları; imzasını koyan, devletimiz adına istediğini alan, birliğimizi ve dirliğimizi koruyan, düşmanlarımızı şamar oğlanına çevirenlerin üzerine olsun vesselam.
