Mehmet Edip Ören
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yeni Siyasi Oyunlar ve Değişen Dengeler

Yeni Siyasi Oyunlar ve Değişen Dengeler

featured

Mehmet Edip Ören’in bu değerlendirmesi, Türkiye’deki siyasi güç dengelerini ve iktidar ile muhalefet arasındaki örtülü iş birliği iddialarını sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, mevcut sistemin tek bir merkezden yönetildiğini savunurken, muhalefetin halkın beklentilerini karşılamakta yetersiz kaldığını ve milliyetçi partilerin birleşerek yeni bir umut olması gerektiğini vurgular. Metinde, hükümetin piyasa üzerindeki denetim biçimleri ve kayyum uygulamaları “mutlakiyet” kavramı üzerinden eleştirilerek toplumsal bir farkındalık çağrısı yapılır. Özellikle ekonomik tekelleşme ve fiyat artışlarına yönelik politikaların halk üzerindeki baskısı, yerel ve samimi bir üslupla gözler önüne serilir. Sonuç olarak kaynak, Türkiye’nin geleceği için kişisel çıkarlardan arınmış ve ortak akla dayalı bir siyasi yapılanmanın zorunluluğuna dikkat çeker.

 

Memleketim, Güzel Urfa’mda bir laf vardır: “Halimiz itte yok, keyfimiz beyde yok.” Dron kamerasıyla biraz yukarı çıktığımızda görülen manzara bu… Açıklama yapmayacağım. Ne demek istediğimi lütfen biraz düşünün. Hepinize merhabalar olsun. Türkiye birden büyüktür…

Türkiye birden büyüktür sözünü, her yazıma niye nakarat yaptığımı anladınız mı? Anlayanlar anladı da anlamayanlara açıklayalım… Saray eşrafından, kendini hukukçu olarak tanıtan, bir uçumluk hükmü olan bir zatımuhterem, ne dedi biliyor musunuz? “RT’nin hiçbir şeye ihtiyacı yok, Türkiye’nin ona ihtiyacı var.” Bu durumda, Türkiye birden, yani RT’den küçük olmuş oluyor. Bunun bir adım ötesi, *”Dünyanın ona ihtiyacı var”*dır. Esasında yalan da olmaz. “Benim her dediğimi yapıyor” diyen Trump’ın; üstün cesaret madalyası veren İsrail’in; bütün sığınmacıları Türkiye’ye alan, Avrupa’ye salmayan RT’ye Avrupa’nın da çok ihtiyacı var… Gene aklıma memleketim Urfa’dan bir söz geldi. Böylelerine “El iyisi, ev kötüsü” denir. Her neyse, konuyu ortaya attım; düşünecek, karar verecek sizlersiniz, benden bu kadar…

Benim gibi vasat aklı olanların bile çözeceği durumlar, sanki içinden çıkılmaz olaylar olarak önümüze konuyor… AKP’nin iktidar için CHP’ye muhtaç olduğunu herkes görmeye başladı… RT’nin “Allah herkese böyle muhalefet versin” sözünün altında yatan gerçek de bu… Bana göre, ikisi de aynı merkezden yönetiliyor. Bu merkezin birinci tercihi AKP, olası bir kaza olursa CHP… ABD’deki hamburgercide Kart Kripto‘ya zaten bunu söyledi. Tahmin ve yaklaşımları şaşmayan birisi olarak, yeni oyunu ifşa edeyim: CHP bilerek, planlı biçimde birinci parti haline getirildi. Bütün muhalefetin kontrollü tepkisi ve ilgisi bu yeni yönetimli kuruluş üzerine odaklandı. Halk, AKP’den kurtulmak için CHP’ye bel bağlaması gerektiğine inandırıldı… Ve… O sistem yok ediliverdi… Peki şimdi ne olacak? Doğal olarak eski limana dönüş… İşte bu yüzden yırtındık. Kale gibi birleşmiş ve ortak harekete odaklanmış, milliyetçi partiler bir araya gelirse, başı kesik tavuk gibi sağa sola yalpalayan, Atatürkçü CHP seçmenine yeni ve taze umut olabilirler… Bu işin ilk önceliği, Milliyetçi İttifak‘tı. Ülkücülüğünden şüphe duymadığımız Musavvat kardeşimiz, Ümit Hoca’mıza nazaran biraz geri durarak tarihi bir fırsatı, halkımız adına heba etmek üzere. İlk fırsatta RT ile el sıkışan, söz geçirebildiklerini AKP saflarına yollayan, bizim evin kızının tesirinden kurtulmanın vakti çoktan geçti… Eveeet… Bu durumda, filizlenen umudu dönen seçmenin elinde tek şey kalıyor: “Bilinen devam etsin, bunlarla olacak gibi değil” lafı… Herkes şahsiyetçiliğin bizi nerelere getirdiğini görüyor mu? Bu durumda aklıma çok takdir ettiğim bir söz geliyor. Rahmetli Alparslan Türkeş der ki: “Savaş içindeki gaflet, hıyanete eşdeğerdir.” Konuyu kapatmadan yeni bir değerlendirmeyi paylaşmak istiyorum. İlk yola çıkışımda, beynimin %49’u İYİ Parti’de, %51’i Zafer Partisi’nde demiştim. Birkaç güncellemeden sonra şu an geldiğim nokta; beynimin %25’i İYİ Parti’de, %75’i Zafer Partisi’nde

Halkımız nereye giderse gitsin, aynı şiddette yumruk yesin diye planlanan fiyat-etiket kardeşliği oyununa gelelim… Orta çaplı üç, büyük çaplı iki zincir market sisteminin fiyatlarını incelediğinizde, kardeş fiyatlara şahit olacaksınız. Bu sistem, en çok satılan mallarda, marketlerin kendi marka ürünlerinde görülüyor. Misal: Makarna alacaksınız, tereyağı alacaksınız, peynir alacaksınız vs. vs., fiyatlar kuruşu kuruşuna aynı. Bu olay, bütün vatandaşlarımız tarafından bilinmesine rağmen, hükümet sanki durumdan hiç habersiz bir muhalefet partisi gibi şikâyet ediyor, fırsat bu fırsat diyerek de ceza kesiyor… Hızını alamıyor, kayyum modasını ucu açık genişletiyor. İş o dereceye geldi ki, tavuk üretim çiftlikleri bile nasibini aldı. Yakında horozlara da kayyum olur mu? Sevgili hemcinslerim, sakın eşlerinizi üzmeyin, parasız bırakmayın; aman Allah’ım, iş nerelere kadar gitme eğiliminde, düşünmek bile istemiyorum… Diyeceksiniz ki, bizim ucuz et yememiz için yapıyorlar. Evet, durum böyle görünebilir ama bunun başka yolları var… Belediyelerden başlayıp Tarım Bakanlığına kadar uzanan denetim zincirleri, çare üretmeye yetmiyor mu? Yetmiyorsa niye hâlâ varlar? Yoksa olay tamamen, tek adam rejiminin dayatmaları mı? Yoksa postmodern komünizm mi? Yoksa “Her şey bana ait, ben ne istersem o olur” mu? Mutlakiyet-i Butlan derken, mutlakiyetin ayak sesleri diye düşünmüştük ama bütün cesametiyle kendisini gördük…

Hepiniz Allah’a emanetsiniz. Hoşça kalınız…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!