A. Yağmur Tunalı tarafından kaleme alınan bu metin, Türkiye’deki kimlik tartışmalarını ve Türk kimliğine yönelik saldırıları eleştirel bir perspektifle değerlendirmektedir. Yazar, kurucu iradeyi ve devletin temel değerlerini hedef alan siyasi hareketlerin aslında derin bir Türklük düşmanlığı beslediğini savunmaktadır. Vatandaşlık bağının etnik köken fark etmeksizin Türk üst kimliğinde birleşmesi gerektiğini vurgulayan yazı, tarihsel süreçte bu devleti kuran asli unsurun fedakarlıklarının görmezden gelindiğini belirtmektedir. Metinde, bölücü faaliyetlere karşı gösterilen sabrın sonuna gelindiği ifade edilerek milli bir uyanışın gerekliliği üzerinde durulmaktadır. Sonuç olarak kaynak, Türkiye’de suni bir mesele yaratıldığını ve asıl sorunun Türk milletinin haklarının savunulması olduğunu vurgulayan bir manifesto niteliği taşımaktadır.
Kimlik tartışmasını açanların öncelikleri kendilerinin ne olduğudur. Hayır, bizimkilerin derdi ne oldukları değil ne olmadıkları. Kendilerini kazanılmış kimliklerinden boşaltırken ve yeni kimlik de yükleyemezken insanlara kim olduklarını dikte etmeye kalkıyorlar. Durumumuz bu kadar tuhaf!
Öcalan’a miting düzenlemeye kadar gidenlerin terör estirerek yapmak istediklerine bakın, anlarsınız. “Bize haksızlık edildi” diyenler, kendilerinin kim olduğunu tarif etmediler. Hâlâ da etmiyorlar. Kürt meselesi adını koydukları ve bütün ağızlara yerleştirdikleri neyse onu da tarif etmediler. Soranlara da doğru dürüst bir cevap vereni görmedik. Hâlâ görmüyoruz.
Öyle ya konuşacaksan kendini ne hissettiğin hakkında konuşacaksın! İlber Hoca’nın dediği gibi bana kimlik gömleği biçmeyecek, daha da ileri giderek kim olduğumu söylemeye kalkmayacaksın! Benim kim olduğum bellidir. Bana tarih ve kimlik uydurmayacaksın! Uydurduğun tarihin çocuğu olabilir misin o bilinmez ama kendine tarih uydurabilirsin. O uydurmada bana yer olmayacağını bilesin!
KURULUŞ KODLARINA DEĞİL KURUCU GÜCE İTİRAZ
İşte bu belirsizlikler içinde Türk devletinin kuruluş kodlarını değiştirmeye kalkışıyorlar. Durum, gören göze açık: Demek ki senin derdin, içini dolduramadığın iddialarla ve yüzyılla sınırladığın dönemle ilgili değil. Bu devleti kuranlarla problemin olduğunu söylemiş oluyorsun. Kurnazlıklar içinde sinsice zannedilen fakat açık olan da bu. Senin Mete Han’dan Atatürk’e kadar gelen bütün kurucu babalar ve onların adı Türk olan milletiyle, bayrakla problemin var senin. Hiçbir kongresinde bayrak görülmeyen bir siyasi parti olur mu? Halkımızın anlaması için bundan daha güçlü gösterge olur mu?
Her türlü destekleyen dünya devleri olmasa bu işe girişemezdin demenin geldiğimiz yerde bir manası olmayabilir. Bunu elbette bileceğiz. Evet, kendi devletlerine başkaldıranları rakip ve yeri gelince düşman devletler destekler. Siz kendinize bakacaksınız. Burada açılması gereken derin bir problem var.

VATANDAŞLAR TÜRK’TÜR
“Vatandaş olan Türk’tür” de kökenler farklıdır. Herkes başka yerlerden geliyor olabilir. Tıpkı Almanya’da Türkler ve diğer etnik unsurlar gibi. Vatandaşsa Almandır. Kökeni Türk’tür veya başka etnisitedendir. Kimse “ben Alman değilim” diye bağıramaz. Hemen kapıya koyarlar. Hele Almanlığa karşı tavır geliştirirse onu bekleyen akıbeti, tarihlerine bakarak görebilirsiniz.
Adam, bu memlekette on yıllardır Türk olmadığını söylemenin bin türlüsünü deniyor. Türk sabrediyor. Devleti kuran unsura hakaretin bin birini ederken hak hukuk tanımıyor. Yine sabrediyor. Düşünmüyor ki bu devlet, kendisini kuran Türk’ten her türlü fedakârlığı istedi. Yeniçeriler, ordu içinde küçük ve Türkleştirilmiş bir gruptu. Ordu Türklerdendi. Ölen, öldürülen Türklerdi.
Diğer Müslüman unsurlar arasında, savaşanların oranının yüzde onu geçmediği zamanlar az değildir. Kimse de kimin ne olduğuna bakmazdı. Bunlar içinde Kürt dediğimiz kardeşlerimizin oranı yüzde birleri bulmazdı. Çünkü şehirlerde yaşamazlardı. Seferberlik hâllerinde bile orduya katılan fazla ol(a)mazdı. Devletin tanıdığı bir tür feodal düzen içinde yaşarlardı.
Türklere Anadolu’nun kapılarını açan şu veya bu unsur değildir. Son yıllarda Malazgirt kutlamalarında edilen sözlerin tarihî değeri yoktur. Türk-Kürt-Arap üçlemesinin devleti olduğunu söyleyenin, tarihle alakası olmamak bir yana, devletlerin nasıl oluştuğu ve yaşatıldığıyla ilgili bir fikri de yoktur. Bu devleti kuran ve yaşatan Türklerdir.
Her milletin hatası olur. Yanlışlarla doğrular, iyilerle kötüler bir arada değerlendirilir ve sonuç çıkar. Türklerin karnesi parlaktır. “Kardinal külahı yerine Türk sarığı görmek isteriz” sözünü tarihe geçirmek için uzun yıllar adaletle yönetmeniz gerekir. Türk, odur.
KÖR OYUNUNU BIRAKALIM ARTIK
Türk kimliğine itiraz edenlerin bütün derdi Türklükle. Bu o kadar açık olduğu hâlde görmemiş gibi yapıyoruz. Böyle devam edemeyeceği de açık. Ederse neler olduğu ve olacağı da açık.
Soyadını Türk alan ailenin Ahmet Türk’ünün kim olduğundan çok, kimliğimizi tartıştırmanın bizi ne hâle getirdiğini görüyor muyuz, bilmiyorum. Bu tür süreçler sancılıdır. Biz bu oyunu imparatorluğumuz dağılırken gördük. Oyun, aynı oyunun yeni versiyonudur. Halkın feraseti oyuna gelmemeyi sağladı. Hepimiz hâlâ kardeşiz. Yönetenlerde o feraset olsa buraya da gelinmezdi. Türkiye’de şu veya bu etnisitenin problemi yokken yaratılan algı dehşettir.
Çatışma hâlâ önlenebilir. Fakat Öcalan gibi bir insan kasabına özgürlük mitingi düzenlenebilen bir memlekette düşünceleri zapt etmek kolay değildir. Sahne, ayrımcılığın ve bölücülüğündür. Kendine iftira edilmesine ses çıkarmayan bir kimse olamaz. Devlet ve millet de olamaz. Sessiz kalınmayacağı açıktır. Artık ipin ucu kaçırılmak üzeredir.
Şimdi kurucu unsur Türklüğe, iftira kılıklı saldırılarla yaşanan derin bir mesele oluşturulduğunu görmemek olmaz. Türkiye’de Türk’ün öksüz ve yetimliği yaşanıyor. Türk’ün ayranını kabartan gelişmeler sabır taşırıyor, diyenleri duymak gerekiyor. Türkiye’de bir Türk meselesi yaratanlar içimizdeki “bedhahlar”dır.