Bu metin, Prof. Dr. Vahit Türk’ün bir akademik toplantı sırasında yaşadığı anı üzerinden Türk toplumunun iletişim alışkanlıklarını ve dil kullanım biçimlerini ironik bir dille ele almaktadır. Yazar, insanların fikirlerini açıkça ifade etmek yerine kapalı kapılar ardında şikayet etmeyi tercih etmelerini ve Türkçenin sunduğu geniş ifade olanaklarının hakkıyla değerlendirilemediğini vurgular. Azerbaycanlı bir meslektaşının esprili yaklaşımıyla şekillenen anlatı, toplumun düşüncelerini saklama eğilimini ve entelektüel birikimin söze dökülmesindeki eksiklikleri gözler önüne serer. Anlatıcı, dil üzerindeki uzmanlığına rağmen bu kıvrak ifade yeteneğini hayata geçirmede yaşanan toplumsal ve bireysel güçlükleri samimi bir özeleştiriyle sunar. Sonuç olarak kaynak, Türk milletinin konuşmaktan ziyade söylenmeyi tercih eden yapısını ve zengin dil mirasının günlük hayattaki yansımalarını sorgulayan düşündürücü bir perspektif sunmaktadır.
Vaktiyle çalıştığım üniversitelerin birinde bir fakülte kurulu toplantısı yapılıyor. Bu toplantılar yasa gereği her dönem yapılır ve fakültenin bütün öğretim elemanları katılmak zorundadır. Bu “zorunda” olunan şeylerden oldum olası hoşlanmadığım için bir an önce bitse de dağılsak diye sabırsızlanıyorum ama arkadaşların da çeneleri açılmış ha bire konuşuyorlar. Dekan Bey de çok sevdiğimiz bir hocamız. Sanırım benim de bir şeyler söylememi arzuluyor ama baktı ki bende bir hareket yok. “Siz, bir şey söylemeyecek misiniz Vahit Bey?” diye laf attı. Ben de muzırlık olsun diye “Hocam, buraya göre mi konuşayım, yoksa gerçek bir üniversiteye göre mi konuşayım?” diye sordum. Hoca, gerçek bir üniversiteye göre konuş deyince ben de bir şeyler söyledim ve benden sonra da kimse söz almadı, dağıldık.

Tam kapıya çıktım, birkaç kişi ne kadar güzel konuştuğumu falan söyleyince kendilerinin de dili olduğunu ve her yana dönebildiğini bir kez daha anladım ama konu bu değil, asıl bomba başka yerden geldi. Azerbaycanlı coğrafyacı Aydın Bey yanıma yaklaşıp sesini de biraz kısarak “Vahit Bey, siz dilçisiniz?” (Bu söyleyiş biçimi, Azerbaycan Türkçesinde cevabı bilinen sorudur). “Evet hocam, dilciyim.” dedim. Hoca, o muhteşem esprisini patlattı: “Ama Türkçenin imkânlarını hep başkaları kullanır.”
Evet sevgili hocam, dilciyim, kırk küsur yıldır Türkçe üzerine çalışıyorum, Türkçenin hem tarihî hem çağdaş pek çok metnini okudum, ne denli kıvrak bir dil olduğunu az çok öğrendim ama o imkânları kullanmayı hâlen bir türlü öğrenemedim. Bu, yeteneksizliğin ve beceriksizliğin itirafıdır…
Başlığa gelecek olursak, bizim millet aslında konuşur da düşünür de ama “söylemez”, insanlığı kurtaracak düşünceleri çalınmasın diye saklar…