Fazıl Çetiner
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Stres, Distres, Eutres

Stres, Distres, Eutres

featured

Bu makale, Dünya Sağlık Örgütü tarafından “medeniyet hastalığı” olarak tanımlanan stres kavramını biyolojik, psikolojik ve sosyo-ekonomik boyutlarıyla kapsamlı bir şekilde incelemektedir. Yazıda, Hans Selye’nin teorileri ışığında olumlu stres olan eutres ile yıkıcı etkileri bulunan distres arasındaki temel farklar ve bu durumların vücutta tetiklediği genel adaptasyon sendromu detaylandırılmaktadır. Stresin sadece zihinsel bir süreç olmadığı, aksine otonom sinir sistemi ve hormonlar üzerinden işleyen karmaşık bir mekanizma olduğu vurgulanarak modern yaşamın getirdiği hareketsizliğin bu süreci daha zararlı hale getirdiği belirtilmektedir. Makale, aşırı stresin neden olduğu allostatik yükün kronik hastalıklara ve toplumsal huzursuzluklara yol açtığını savunurken, çözüm yolu olarak fiziksel aktivite, sosyal destek ve doğru nefes teknikleri gibi koruyucu yöntemleri önermektedir. Son olarak, bireysel stres yönetiminin toplumsal barış ve ekonomik verimlilik için taşıdığı kritik önem üzerinde durulmaktadır.

 

Bu makale 2600 kelime olup okuma süresi yaklaşık 22 dakikadır.

Dünya Sağlık Örgütü’nün ‘medeniyet hastalığı’ olarak adlandırılan stres Çağ’ın kaygı verici sorunlarından biridir. Stres bireyleri fiziksel, psikolojik, sosyoekonomik olarak olumsuz yönde etkilemekte, toplumsal barışını bozmakta, ülkelerin ekonomisini yıpratmaktadır. Ülkemizle ilgili herhangi bir istatistiki veri bulunmadığından bu konuda bir değerlendirme yapma imkânımız yoktur ama stres kaynaklı fizyolojik, psikolojik rahatsızlıkların tedavisi, iş gücü kaybı, işsizlik giderleri, adli-polisiye sorunların Amerika’ya yıllık maliyeti iki yüz milyar dolardır.

Stress sözcüğü gerilme, baskı, basınç altında kalma anlamına gelen Latince ‘strictus’ sözcüğünden türemiştir. Daha sonraları psikolojik baskılanma anlamında kullanılmıştır. Stres teorisini ortaya atan ilk kişi endokrin sistemi üzerine araştırma yapan Kanada’lı Doktor Hans Selye’dir. Selye araştırmaları sırasında fizyolojik, psikolojik, sosyal sorunları olan, binbir zorlukla karşılaşan veya farkında olmadan vücuduna zehir, toksin giren canlıların tamamında biyolojik bir değişme olduğunu fark ediyor. Canlıların kalp atışları-nabzı yükseliyor, nefes alışverişi hızlanıyor, kasları geriliyor, kandaki şeker oranı yükseliyor… Bu durum belli bir süre devam ediyor, sonra vücut yorgun, bitkin düşüyor. Canlı vücudundaki bir nörobiyolojik değişim olumsuz bir durum anında olduğu gibi aşırı sevinç, düğün, bayram, eğlence gibi olumlu bir olay anında da ortaya çıkıyor. Bu nedenle Selye bu değişime ‘Genel Adaptasyon Sendromu’ adını veriyor. Yani, vücuttaki bu biyolojik değişim sadece bir duruma özgü değil, olumlu olumsuz duygusal önemi olan her olay sonunda ortaya çıkıyor. Selye daha sonra olumsuz durumda ortaya çıkan bu sendroma, zararlı strese ‘Distress’, olumlu durumlarda ortaya çıkana da iyi strese ‘Eustress’ ve strese neden olan nedene de ‘stressor / stres tetikleyici’ adını veriyor. Biz günlük hayatta ‘stres yapma, stres oldum, stresli bir gündü’ gibi distress, stressor gibi birbirinden farklı iki terimi de stres sözcüğü ile, iyi stresi ise ‘heyecan, ürperti’ gibi sözcüklerle ifade ediyoruz. Bu makalede stres sözcüğü Selye’nin ‘distress’ dediği kötü stres anlamında kullanılmıştır.

Stres genellikle bilinçte oluşan bir his olarak bilinse de nörobiyolojik temelli bir durumdur. Stresi tetikleyenleri (a) vücudun içinden ve (b) vücudun dışından gelenler olarak iki grupta toplamak mümkündür. Vücudun dışından gelen ses, görüntü, yazı, işaret, sembol, koku, dokunma, tat olarak beş duyularımızla, ağrı, bulantı, yorgunluk, açlık, susuzluk gibi vücudumuzun içinden gelenleri ise his olarak algılarız. Bilinçli olarak fark edemediğimiz nedenler de stresi tetikler. Mesela sindirim, nefes yolu, deriden emilme yoluyla vücudumuza giren toksinler de stresi tetikler. Teşhis olmadığımız, farkında olmadığımız halde vücudumuzdaki bir hastalık da otomatik olarak stresi tetikler.

Dışarıdan ve içeriden gelen uyarıcıların bazıları düşünmeye, yorumlamaya gerek duyulmadan otomatik olarak stres sistemini tetikler. Mesela, bir yılan üzerimize atladığında ‘bu ne tür bir yılan, zehirli mi zehirsiz mi’ diye düşünmeden anında otomatik olarak korku hissederken, eş zamanlı olarak stres sistemi tetiklenir. Bazı duyum ve hisler zihinsel işlem sonunda stres sistemini tetikler. Daha önce hiç karşılaşmadığımız, net olarak anlamadığımız bir durum ancak zihinsel işlem sonunda stresi tetikler. Mesela, göğsümüzde bir ağrı hissettiğimizde fazla önemsemeyiz. Ama doktor bu ağrı anında kalp krizi geçirdiğimizi söylediğinde panikleriz, stres sistemimiz harekete geçer. Bu aşamadan sonra kalp kriziyle alakalı olmasa da göğsümüzde bir ağrı hissettiğimizde anında korku, kaygı hissederken, stres sistemi harekete geçer. Stres bir zorluğu aşmak için bedenen ve zihnen gerekli enerjiyi ortaya çıkarır.

Elektrikli aletler için elektrik enerjisi, araçlar için petrol ne ise stresin ortaya çıkardığı enerji de odur. Stres zihin uyanması, vücudun hareket etmesi, kişinin günlük hayatını devam ettirebilmesi için gereklidir. Ancak, evdeki birçok alet belli bir voltajdaki elektrik enerjiyle çalışır. Voltaj düştüğünde aletlerin performansı düşerken, aşırı yüksek voltaj aletlere zarar verir. Benzer şekilde, araç motorları belli bir ısı aralığında iyi performans gösterir; aşırı soğuk motorun performansı düşükken, ısınan motorun performansı düşer, aşırı arızaya neden olur. Aynı şekilde, belli stres aralığında kişinin zihinsel, bedensel performansı artar; çok düşük (hypo) – çok yüksek (hyper) stres bedensel ve zihinsel performansı düşürürken, aşırı stres fizyolojik, psikolojik rahatsızlıklara zemin hazırlar. ‘Stres-yatkınlık / stress–diathesis’ teorisine göre kişi genetik olarak kanser gibi fizyolojik, şizofreni gibi psikolojik rahatsızlıklara yatkın olsa da bu hastalıkların ortaya çıkıp çıkmaması strese bağlıdır.

Stresin bilinçte hissedilen psikolojik, vücutta meydana gelen biyolojik değişim olarak iki boyutu vardır. Psikolojik ve biyolojik (ya da nörobiyolojik) stres birbirlerinin nedeni ve sonucudurlar. Stres ile olumsuz duygular eş zamanlıdır. Bir sorunla karşılaştığımızda olumsuz duygularla stres eş zamanlı başlar. Duygu ve düşünceler biyolojik stresi tetiklediği gibi, bilincimiz dışında vücudumuzdaki olumsuz bir durumun neden olduğu stres duygu ve düşüncelerimizi etkiler. Bilincimiz dahilindeki psikolojik stres ile vücudumuzda olup biten biyolojik stres ilişkisini daha anlaşılır hale getirmek için bir metafor kullanalım. Şoförü bilinç, kullandığı aracı beden olarak düşünelim. Şoför yol üzerinde bir bataklık, bir çukur, bir engel olduğunu fark eder. Bu, algı kısmıdır. Bu engeli aşmanın zor olduğunu düşünür. Bu, düşünce kısmıdır. Bunun üzerine şoför kaygılanır, korkar, panik hisseder, bütün dikkati engel ve araç üzerinde yoğunlaşır, zihin daralır, panik ya da öfke hisseder. Bu, stresin duygu kısmıdır. Şoför engeli aşmak için gazı yükseltir. Bu aşamadan sonra olay araca (yani bedene) intikal eder. Gaz yüklenildiğinde yakıt tüketimi artar, motor bağırır, ısınır, silkelenir, tekerlekler patinaj yapar, aracın bütün aksamları yıpranır. Bu, stresin biyolojik yönüdür. Biyolojik durum döner tekrar şoförü etkiler; aracın yıpranması, yakıtın hızla azalması dolayısıyla şoförün kaygısı, korkusu, üzüntüsü ve panik hissi daha da artar. Engeli aşmak için gazı yükseltir ve durum bir kısır döngüye dönüşür; şoförün zihinsel enerjisi, aracın benzini bitinceye kadar devam eder. Yani, biyolojik, psikolojik stres sonsuza kadar devam etmez, kişi bir süre sonra zihnen ve bedenen yorgun, bitkin düşer. Özetle, stres sadece bilinçte hissedilen, gelip geçici, kişinin iradesi ile kontrol edebileceği bir durum değildir. Stresi bilincimiz ve irademiz dışındaki otonomik çalışan sempatik sinir sistemi, salgı bezleri ve organlarla birlikte yürütür. Bu yüzden, ‘kafana takma, stres yapma’ gibi telkinlerin fazla anlamı ve önemi yoktur.

Yukarıda verdiğimiz şoför-araç örneği Selye’ye göre ‘distress’ yani kötü streştir. Bunun aksine, kişi düğünde, şenliklerde de gazı yükseltir, aracın motoru aynı şekilde zorlanır, yıpranır ama şoför bu durumda korku, kaygı, üzüntü hissetmez. Selye’ye göre bu durum iyi stres, ‘eustress’tir. Yani, bir engeli, bir zorluğu aşmak, bir tehlikeden kaçıp kurtulmak, bir saldırganla baş edebilmek anında olduğu gibi bir partide eğlenme anında da stres tetiklenir. Ancak, olumlu stres genelde kişinin kontrolündedir; kişi zihnen ve bedenen yorgun, rahatsız hissettiğinde partiyi, eğlenceyi terk edebilir. Ancak, iyi zannedilen stres kokain, amphetamine gibi uyarıcı maddelerin etkisiyle oluşmuşsa kişi iradesiyle bu stresi durduramadığından, kişi eğlenceyi terk etse dahi stres vücuda zarar vermeye devam eder. Ancak, aracı bataklığa saplanan kişi aracı terk etse dahi araç kurtarılıncaya kadar kişinin dikkati, duygu ve düşünceleri olay üzerindedir ve kişinin stres sistemi aktif durumdadır.

Stres bir defaya mahsus çok şiddetli (akut) ya da düşük dozda tekrarlayarak devam eden (kronik) olabilir. Bir aracın motoru olağanüstü bir zorlanma sonucu ya da uzun süre kapasitesinin üstünde yük taşıyarak arızalanabilir. Benzer şekilde, hayati bir tehlike, çok sevdiği birini, işini, servetini kaybetme sonucu yaşanan çok şiddetli stres fizyolojik, psikolojik olarak kişiyi yıprattığı gibi; aile içi çekişme, iş yerindeki huzursuzluk gibi düşük dozda uzun süreli tekrarlayan stres de kişiyi fizyolojik, psikolojik olarak yıpratır.

Stres sistemi atalarımızdan miras kalmış, hayatta kalabilmemiz için gerekli genetik kökenli bir mekanizmadır. Stres sistemi beyin dahil birçok organın, endokrin sisteminin ortaklaşa yürüttüğü bir faaliyettir. Vücudumuzun dışından gelen tehdit ve tehlikeyi ilk fark eden nöbetçi, beynin her iki yanında bulunan ve bademe benzediği için ‘bademcik-amygdale’ denilen bölümdür. Amygdale beynin hypothalamus ve ‘mavi bölge’ locus coeruleus bölgelerini uyarır. Mavi bölge noradrenalin kimyasalını salgılar, bu kimyasal beyni uyandırır, teyakkuz durumuna geçirir. Hypothalamus ise salgı bezlerinin üstadı kabul edilen Pituitary bezini, bu da böbrek üstü bezlerini uyarır. Böbrek üstü bezleri ise kortizol ve adrenalin kimyasallarını salgılar. Bu salgılar sonunda nabız, tansiyon, nefes alışverişi yükselir. Kana şeker yüklenir, kaslar gerilir, burun-nefes yolu damarları genişler, gözbebeği büyür, sindirim yavaşlar. Yani kişi bedenen ve zihnen ‘savaş ya da kaç’ moduna girer.

Stres sistemimiz günümüz şartlarına göre güncellenmemiştir. Geçmişte kişi her an savaşmak, her an bir vahşi hayvandan kaçıp kurtulmak zorunda değildi. Bu yüzden stres sistemi belli aralıklarla tetiklenirdi. Ayrıca, savaş, doğal felaketlerden kurtulma, vahşi bir hayvanla boğuşma gibi fiziksel aktiviteler vücardaki fazla şekerin harcanmasına neden olurdu. Ancak, günümüzde stres nedenleri artmıştır ve kişi birçok sorunla uğraşırken zihnen olsa da bedenen enerji harcanmamaktadır. Mesela, sınavda başarılı olmak, banka borcunu ödemeye çalışmak, iş yerindeki iş arkadaşlarıyla olan sorunları çözmek, gürültü, hava kirliliğiyle baş etmek, sıkışan trafikte yol katetmek herhangi bir fiziksel enerji gerektirmez. Dolayısıyla stres düşük dozda da olsa süreklidir ve kandaki şeker oranı sürekli yüksektir. Kandaki yüksek şeker kan dolaşımını zorlaştırır, kalbe fazla yük biner, tansiyon yükselir; kalp krizine, beyin kanamasına, damarların zarar görmesine neden olur. Şeker oranı yüksek kan, kanı temizleyen böbrekleri zorlar, göz ve sinir hücrelerine zarar verir. Kandaki yüksek şeker kandaki oksijen oranını düşürür, PH oranını bozar, bunlar da enflamasyona neden olur. Enflamasyon kanser, beyin tümörü dahil birçok fiziksel rahatsızlığa zemin hazırlar. Pankreasın ürettiği insülin, kandaki şekerin emilmesi için verilen kimyasal emirdir. Sürekli insülin üretip salgılayan pankreasın yorulması ya da sürekli tekrarlanan bu emrin dinlenmemesi sonucu diyabet hastalığı gelişir. Sonuçta, bir zamanlar için uygun olan stres sisteminin günümüzde faydadan çok zararı vardır.

Sürekli olumsuz duygu ve düşünceler kişinin duygu ve düşünce sistemini değiştirir. Sürekli kaygı, korku, üzüntü hisseden, stres yaşayan kişinin duygu ve stres sisteminin normali değişir, daha hassas hale gelir. Bunun sonucu olarak kişi sürekli olumsuz düşünceler içindedir, her olayı kötüye yorar, sürekli olumsuz duygular hisseder ve eş zamanlı olarak stres sistemi tetiklenir. İnsanın gelişmiş bir beyni olduğu için, duygu düşünce ve stres sistemi daha gelişmiştir. Mesela, gözünün önünde yavrusu yırtıcı hayvanlar tarafından parçalanan geyiğin hafızası iyi değildir; bir süre sonra olayı unutur ve normal hayatına devam eder. Hayvanlarda gelecek kaygısı yoktur. Hayvanlar göğsünde bir ağrı hissetse ‘acaba kalp krizi mi geçiriyorum’ diye kaygı, korku hissetmez. Hayvanların, 3 yaşında eğitime başlama, kariyer edinme, iş bulma, iş arkadaşlarıyla geçinme, modern araç gereçlere sahip olma, ev-araba alma, trafikte sıkışıklık, hatta ölümün kaçınılmaz olduğu gibi sorunları yoktur. Bu yüzden insan gibi, sürekli ve derin korku, kaygı, üzüntü hissetmez ve stres sistemi tetiklenmez. Duygu ve stres sistemi kişiden kişiye farklılık gösterir. Bu nedenle olayın ne olduğundan ziyade kişinin o olaya ne kadar duygu-stres tepkisi verdiği önemlidir; aynı olayı biri hiç umursamazken diğeri aşırı tepki verebilir. Duygu, düşünce ve stres sistemini genetik özellikler ve çocukluktan başlamak üzere çevresel etkenler, hayat deneyimleri şekillendirir. Genetik yatkınlığı olan ve erken yaşlardan başlamak üzere sürekli stres hisseden kişinin stres sistemi hassaslaşır, daha kolay tetiklenir, daha güçlü ‘hiper stres’ üretir. Dolayısıyla bu kişilerin strese bağlı fizyolojik, psikolojik rahatsızlıkla teşhis edilme ihtimalleri daha yüksektir.

Normal yolda seyreden araç ile bataklıktan kurtulmaya çalışan aracın motoruna ve şoföre düşen yük ne kadar farklı ise normal hayatla aşırı stres altındaki kişinin vücudunun ve beyninin yürüttüğü işlem o kadar farklıdır. Stres anında beyin dahil tüm organlara fazladan yük biner. Sürekli stres sonucu bu durum zaman içinde kişinin normali haline gelir. Bu yeni normal durumda kişinin bütün organları sürekli aşırı yük altındadır. Buna ‘allostatik yük’ denilir. Allostatik yük beyin dahil bütün organları yıpratır. Amerikan Psikiyatristler Birliğinin hazırladığı, kısaca DSM denilen rehber kitapta stres ve travmaya bağlı sekiz psikolojik rahatsızlık vardır. Uzun süreli yoğun olumsuz duygu ve stres ile madde kullanma, bağımlılık arasında yakın ilişki vardır. Yapılan araştırmalar stresin kalp, damar, ülser, diyabet ve kanser, otoimmün sistemi rahatsızlıkları gibi önemli fizyolojik rahatsızlıklarla yakın ilişkisi olduğunu gösterir. Yoğun stres anında vücudun yüzeyindeki kan çekilir ve vücudun iç kısmındaki hayati organlara yönlendirildiğinden; uzun süreli stres egzama, sedef gibi cilt ve deri sorunlarına neden olur. Hiper stres kişiye biyolojik, psikolojik, sosyoekonomik yönden zarar verir. Stres anında kişi, en kısa yoldan kendini rahatlatacak, gevşetecek, haz verecek davranışlara yönelir. Bu davranışlar genelde dürtüsel / sorumsuzcadır ve uzun sürede kişiye zarar verir. Stres kişiyi saldırganlaştırır, suç işlemeye yöneltir. Mesela, trafik sıkışıklığı nedeniyle tetiklenen stres kişiyi saldırganlaştırır. Ama bu anlamsız ve gereksiz saldırı kişinin hayatının dönüm noktası olabilir. Stres ve olumsuz duyguları bastırmanın kısa yollarından biri psikoaktif madde kullanmaktır. Baş edilemeyen duygular ve stres hisseden kişiler çoğu zaman alkol, esrar, sigara gibi yatıştırıcı maddeleri kullanırlar. Benzer şekilde, olumsuz duyguları, stresi tetikleyen düşüncelerden kaçmanın bir yolu da kumardır. Dolayısıyla, stres sistemi ve olumsuz duyguları çabuk tetiklenen kişilerin aynı zamanda kumar bağımlılığı geliştirme ihtimalleri daha yüksektir. Baş edilemez olumsuz duygu ve aşırı stres kişinin zihinsel kapasitesini daraltır. Sorunları çözmekte, davranışlarını kontrol etmekte zorlanır; kırıcıdır, patlamaya hazırdır. Bu durum da kişinin aile, iş arkadaşı ve sosyal ilişkilerini olumsuz yönde etkiler. Yoğun stres hisseden kişi iş yerinde sorunlar yaşar, işini kaybedebilir. Bu da ekonomik çöküntü ve dolayısıyla daha fazla stres demektir.

İnsanoğlu hayatını ve neslini devam ettirebilmesi için biyo-psiko-sosyal dengesini kurması ve koruması gerekir. Bu dengelerden birinin bozulması, olumsuz duyguları ve stres sistemini tetikler. Fiziksel bir hastalıkla teşhis olduğumuzda, hatta göğsümüzde bir ağrı hissettiğimizde bunun kalp krizi olabileceği hatırlanarak fizyolojik; aşağılandığımızı hissettiğimizde psikolojik; dışlandığımızı fark ettiğimizde sosyal nedenden dolayı stres sistemimiz tetiklenir. Kişinin kısa ve uzun vadeli hedefleri vardır. Hedefe ulaşma yolunda bir engelle karşılaşmak olumsuz duyguları ve stres sistemini tetikler. Sabah kalkıp işine giderken trafiğin kilitlenmesi, sınavda başarısız olma, almak istediği evin satılması, başarılı bir sporcu olmak isterken fiziksel bir rahatsızlığının engel olması duyguları ve stres sistemini tetikler. Kişinin bu engelleri aşma imkânı ne kadar sınırlı ise olumsuz duygular ve stres o kadar şiddetlidir. Mesela, başınızın ağrıdığını hissediyorsunuz; eğer evde ağrı kesici varsa ağrının ve stresin şiddeti hafiftir, ama evde ağrı kesici yok, hafta sonu olduğundan eczaneler de kapalı ise ağrı ve stres çok daha şiddetli hissedilir. Araçla kaza yaptınız, araçta hasar var; araç sigortalı ise ya da bunu karşılayacak maddi imkânınız varsa üzüntü daha hafif, stres seviyesi daha düşüktür.

Stres semptomları fizyolojik, psikolojik, zihinsel ve davranışsal olabilir.

Fiziksel: yorgunluk, bitkinlik, kaslarda gerginlik, yeme içmede değişme, midede yanma-ağrı, mide bulantısı, istifra etme, baş ağrısı-baş dönmesi, göğüste gerginlik, nabız ve tansiyonda yükselme, bağışıklık sistemi sorunları.

Psikolojik: öfke, üzüntü, duygusal durgunluk; hiçbir şeyden haz alamama, hiçbir şeye üzülmeme, keyifsizlik, depresyon, her an kötü şeyler olacakmış hissi, anksiyete, sorunların altında ezilme hissi, utangaçlık ve suçluluk hissi.

Zihinsel: dikkati toplayamama, zihin sisi, unutkanlık, dalgınlık, sürekli bir konuya takılıp kalma, hafıza-öğrenme, hatırlama zorluğu

Davranışsal: kendini izole etme, yalnızlaşma, içine kapanma, fiziksel aktivitelerin ertelenmesi, ağlama, uykusuzluk ya da uyuma zorluğu, çok yeme ya da iştahsızlık, alınganlık, huzursuzluk, titreme, psikoaktif madde kullanma, duygusal yeme, saç yolma, kendini yaralama, sorumluluklarını ihmal etme.

Stres semptomları fizyolojik, psikolojik, zihinsel ve davranışsal olduğundan stresi azaltıcı hamleler de bu yönde olmalıdır. Fizyolojik olarak doğru beslenmek, şekerli, yağlı besinlerden kaçınmak, uyarıcı etkisi olan kafeinli içeceklerden kaçınmak, yeterince fiziksel aktivite, egzersiz yapmak, sessiz mekanlarda, temiz havada gezinmek, gevşemeye yardım eden müzik dinlemek, ılık su ile duş almak, parlak ışıktan kaçınmak, kötü düşüncelerden alıkoyucu hobilerle uğraşmak, kas gevşetme ve doğru nefes alma tekniklerini uygulamak, yeterince uyumak, sosyal aktivitelere katılmak-sosyalleşmek, altında ezildiğimiz sorunlarla baş edebilmek için bilgi ve beceri edinmek, geçmiş tecrübelerden ders almak; neleri yanlış yaptığımızı fark edip yanlışları tekrarlamamak, stres sistemimizi tetikleyen mekan ve kişilerden uzak durmak. Bu mümkün değilse o mekanda bulunduğumuzda, o kişilerle görüştüğümüzde dikkatimizi başka şeylere çevirmek, zihinden güzel şeyler geçirmek ve uzmanlardan yardım almak. Hayatın her alanında olduğu gibi, bireysel bir sorun gibi görünen stres de toplumsal bir sorundur. Aşırı stres ve olumsuz duygular içindeki kişinin zihinsel kapasitesi daralır, sorunlara akılcı çözüm bulmakta, davranışlarını kontrol etmekte zorlanır. Bireyin şiddet, saldırı, sorumsuz, ihmalkar davranışları çoğu zaman başkalarını etkiler. Stresle baş edemeyip kendine zarar veren, intihar eden kişinin durumu dahi çevresindekilere olumsuz duygu olarak yansır.

Stresin ne olduğunun, semptomlarının farkında olmak, önleyici tedbirler almak hem bireysel hem toplumsal sağlık için önemlidir. Baş ağrısı çeken bir insanın başına masaj yapmanın ağrıyı hafiflettiği gibi; bazen, zorluklarla baş edemeyen, stres içindeki kişilerin halini hatırını sormak, dertlerini, sorunlarını dinlemek dahi terapi niteliğindedir; kişiye güven verir, umut verir, korkularını, kaygılarını azaltır ve stresi hafifletmeye yardım eder. Zor durumdaki birinin sorunlarını dinlemek o kişiye ‘ben senin yanındayım’ mesajı verir. Stresin etkisinden kurtulan kişinin zihinsel ve bedensel performansı artar ve sorunlarıyla daha kolay başeder. Özellikle ebeveynler eğitim gören çocukların stres seviyesini iyi ölçmelidir; “elmas basınç altında oluşur” sözünün ifade ettiği gibi stres olmadan başarı olmaz, ancak aşırı stres kişinin bedensel ve zihinsel kapasitesini sınırlar. Aşırı baskı başarı getirmediği gibi öğrencinin zihinsel kapasitesini düşürerek başarıyı engeller. Toplumda bir kişinin sorunlarından, stresten arınması, psikolojik olarak sağlığına kavuşması, toplum sağlığına katkıda bulunur. Hani derler ya; acı paylaşıldıkça azalır, sevinç paylaşıldıkça artar. Sağlıklı bir toplum olmanın gereklerinden biri acı günde, tatlı günde yan yana olmaktır.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!