Atsız Burucu
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yalnızlığın Sesi

Yalnızlığın Sesi

featured
0
Paylaş

Atsız Burucu’nun bu metni, modern insanın yalnızlık algısını ve içsel bir olgunlaşma sürecini derinlemesine ele almaktadır. Yazar, gürültülü kalabalıklardan ve teknolojik dikkat dağıtıcılardan uzaklaşmanın insanın kendi gerçekliğiyle yüzleşmesi için bir fırsat olduğunu vurgular. Gerçek özgüvenin alkışa ihtiyaç duymadığı belirtilirken, toksik ilişkilerden sessizce uzaklaşmanın ve yalnız başına vakit geçirebilmenin bir özgürlük biçimi olduğu savunulur. Metne göre birey, dış dünyanın onayını beklemeyi bıraktığında ve kendi iç sesiyle barıştığında gerçek güce ulaşır. Sonuç olarak yalnızlık bir kimsesizlik hali değil, kişinin kendi merkezini bulduğu ve ruhsal olarak yeniden doğduğu huzurlu bir farkındalık alanıdır.

 

Bir insanın gerçek yüzü, kalabalıkların içinde değil; kimsenin olmadığı bir akşamda ortaya çıkar.

Telefonun sustuğu, televizyonun kapanıp odanın içine ağır bir sessizliğin çöktüğü anlarda insan ya kendine yaklaşır ya da kendinden kaçar. Çünkü çağımızın en büyük bağımlılığı teknoloji değil, dikkat dağıtmaktır. İnsanlar düşünmemek için ekranlara sığınıyor. Kendi zihninin içinde birkaç saat kalamayan bir insanın özgür olduğuna inanmasıysa yalnızca bir yanılsamadır.

Bir zamanlar kalabalıkları seven insanlar vardır. Sürekli konuşan, sürekli anlatan, sürekli birilerine kendini kanıtlama gereği hisseden insanlar… Sonra hayat gelir. İnsanların gerçek yüzlerini gösterir. Dostlukların çıkarla, sevgilerin koşulla, ilgilerin menfaatle ölçüldüğünü öğretir. İşte o noktadan sonra bazı insanlar sessizleşir. Bu sessizlik kırgınlığın değil, farkındalığın sessizliğidir.

Kendi başarılarını kimseye göstermeden yaşayabilmek de böyledir. Artık alkışın büyüsünün bozulduğunu anlarsınız. Çünkü insanların çoğu sizin emeğinize değil, sonucunuza hayrandır. Zirveye nasıl çıktığınızı değil, orada görünüp görünmediğinizi önemserler. Bu yüzden bazı insanlar başarılarını paylaşmayı bırakır. İçlerinden küçük bir tebessüm geçer ve yollarına devam ederler. Çünkü gerçek özgüven, seyirciye ihtiyaç duymaz.

Bazı insanlar hayatlarını birdenbire değiştirir. Yeni bir şehir, yeni bir düzen, yeni alışkanlıklar… Dışarıdan bakıldığında bu bir başlangıç gibi görünür ama gerçekte çoğu zaman bir yeniden doğuştur. İnsan bazen bulunduğu ortamda çürür. Aynı yüzler, aynı konuşmalar, aynı yorgunluk zihni kemirmeye başlar. İşte o zaman gitmek gerekir. Sessizce. Kimseye uzun açıklamalar yapmadan. Çünkü olgun insanlar artık herkesi ikna etmeye çalışmaz.

Toksik ilişkilerden sessizce ayrılan insanlar vardır. Ne bağırırlar ne de kapıları çarparlar. Sadece çekip giderler. Çünkü bazı savaşların kazananı olmaz. Sürekli kendini anlatmak zorunda kaldığın yerde zaten kaybetmişsindir.

Bir başka kırılma noktasıysa yalnız seyahat etmektir. İnsan yanında kimse olmadan bilinmez bir yere gittiğinde aslında kendi karakteriyle baş başa kalır. Sessizlikte kim olduğunu görür. Çünkü kalabalıklar kişiliği gizler; yalnızlık ortaya çıkarır.

Bugün birçok insan tek başına bir kafede oturmaktan bile çekiniyor. Hemen telefona sarılıyorlar. Çünkü dışarıdan “yalnız” görünmekten korkuyorlar. Oysa kendiyle barışık bir insan için yalnız oturmak utanılacak değil, özgürleştirici bir durumdur.

Yalnızlık her zaman acı değildir. Bazen insanın kendini toparladığı tek yerdir. Ama burada önemli bir ayrım vardır. Yalnızlık güç de olabilir, kaçış da. İnsanlardan uzak durmak bazen olgunlaşmadan, bazen de kırılmaktan gelir. İşte gerçek mesele budur. Sessizliğin içinde huzur mu var, yoksa küskünlük mü? Çünkü gerçek güçlü insan hem yalnız kalabilir hem de bağ kurabilir. Ne kalabalığa muhtaçtır ne de insanlardan nefret eder. Kendi merkezini bulmuştur artık.

Ve insan bir gün şunu anlar: Hayatta en zor şey, tek başına kalmak değildir. Kendi iç sesinden kaçmadan yaşayabilmektir.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!