Mehmet Özkendirci tarafından kaleme alınan bu metin, Türkiye’deki 1 Mayıs kutlamaları sırasında yaşanan polis müdahalelerini ve demokratik hak kısıtlamalarını sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, anayasal bir hak olmasına rağmen Taksim Meydanı’nın işçilere kapatılmasını ve ulaşımın engellenmesini hukuksuz bir “olağanüstü hal” uygulaması olarak nitelendirir. Hükümetin farklı gruplara yönelik çifte standartlı yaklaşımına dikkat çeken yazı, işçilerin baskı gördüğü bir düzende sermaye sahiplerine imtiyaz tanınmasını sorgular. Metin boyunca, hak arayan madencilerin ve sendikaların yalnız bırakıldığı vurgulanarak mevcut siyasi iradenin anayasal güvenceleri hiçe saydığı savunulur. Son olarak, Türkiye’deki kutlamaların bir bayramdan ziyade polis şiddetiyle özdeşleşen bir baskı ortamına dönüştüğü ifade edilir.
Dünyanın birçok yerinde 1 Mayıs İşçi Bayramı olarak kutlanırken nedense Türkiye’de İşkence Bayramı olarak kutlanır; gazlı, coplu, ters kelepçeli. Türkiye’de serbestçe yürüyebilirsiniz ama asla yürüyemezsiniz, hem de Anayasal hakkınız olduğu halde. Devleti idare edenler buna kesinlikle izin vermez. Kâbe’de hacılar “hu” diyor, “Allah” diyor diye meşhur olana, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı eski pavyon müdavimine koruma tahsis eden hükümet, okullarda öğrencileri ve öğretmenleri korumayı nedense hep unutuyor.

Filistin’e destek yürüyüşlerine copla ve ters kelepçeyle polis müdahalesi dışında, işçilere cop, gaz, ters kelepçe; patronlara vergi affı, teşvik belgesi… Oh ne âlâ memleket! Taksim Türkiye sınırları içinde değil mi, neden giriş 1 Mayıs’ta işçilere kapalı olsun? İstanbul’da o gün olağanüstü hâl mi ilan edildi ki Taksim’e giden bütün yollar kapatıldı? Kadıköy’den bile vapur seferleri, Avrupa yakası seferleri için iptal edildi.
İşin bir de ironik yanı var ki düşman başına: Aylardır maaşlarını alamadıkları için Ankara’ya yürüyerek gelen, açlık grevleri yapan maden işçileri, aralarında Taksim Anıtı’na çelenk koyan hangi sendika vardı? TİP Başkanı açlık grevine katılırken gazlardan nasibini aldı. Var mı öyle işçilerin Anayasal haklarını savunmak?
Anayasa ile sorunları olanların, “kapatılsın” diyen siyasetçilerin olduğu bir düzende bir kez daha gördük ki; “Kim takar Anayasayı, bize Babayasa gerek” diyenler yine kazandı.