Erol Sunat
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Doluya Koyduk Almadı Boşa Koyduk Dolmadı

Doluya Koyduk Almadı Boşa Koyduk Dolmadı

featured
0
Paylaş

Yazar, 2026 yılının Mayıs ayına girerken toplumun hissettiği derin ekonomik çaresizliği ve ruhsal yorgunluğu nostaljik bir bakış açısıyla ele almaktadır. Metin, artan enflasyonun ve geçim sıkıntısının gölgesinde kalan bahar coşkusunu, eski bayramların masumiyetiyle kıyaslayarak hüzünlü bir tablo çizmektedir. Yaşama sevincinin azaldığı bu dönemde, bireylerin belirsizlikler karşısında hissettiği gerginlik ve umutsuzluk ön plana çıkarılmaktadır. Yazar, geçmişteki huzurlu piknik anılarıyla günümüzün ağır hayat şartlarını harmanlayarak, çözüm bulunamayan sorunları “doluya koysak almıyor, boşa koysak dolmuyor” ifadesiyle özetlemektedir. Nihayetinde bu kaynak, geleceğe dair beklentilerin zayıfladığı bir dönemde, toplumsal hafıza ile acı gerçekler arasındaki çatışmayı duygusal bir dille aktarmaktadır.

 

Teşbihte hata olmasın, her ayın başlangıcını, gün başlangıcı gibi karşılarız. Her sabah taze bir başlangıçtır denir ya.

Her ay da bir yerde benzer cümlelerle karşılanır ilk gününden itibaren.

Mayıs ayı baharla yaz arası bir geçiş ayı. Bazı yıllar Nisan’da yağamayan nisan yağmurları Mayıs’ta yağar, Nisan’a döner Mayıs…

Bazı yıllar yaz çok önceden gelir postunu serer Mayıs’a, Mayıs Haziran ayını ve yaz mevsimini karşılar.

Mayıs ayı, Mayıs ayı gerdim elimdeki yayı diyen anlatımlar da Mayıs ayına aittir.

Bu ay da gerilen yaya benzedi benzeyecek…

Mayıs gergin…

İnsanlar gergin…

Hatta tedirgin…

Bahar ve yazla karışık deli dolu bir ay…

Çözümsüzlük, isteksizlik, karamsarlık, işin içinden çıkamamanın cümle halleri, yarım kalan, tamamlanamayan, bitme umudu olmayan ne varsa, Mayıs’ın eşiğine biriktiği, yığıldığı bir ay…

***

Dün Nisan’ın son günüydü.

O alıp başını giderken…

Ben geldim dedi Mayıs…

Baharı bekleyene baharı getirdiğim gün, yani bugün…

Nihayetinde ay dediğinizde sayılı gün, bir bakmışsınız, su misali akmış gitmiş günler, gelmiş Mayıs ayının sonu, demişler ki ertesi gün Haziran…

Tıpkı bugün misali…

Dahası, hayatımız o eski masallarda anlatılan tekerlemeler gibi.

Sağıma baktım alan, soluma baktım alan…

Anlatacaklarımda, şimdiye kadar anlatmış olduklarımda yalan…

Beşinci ay, yılın yarısına geldik geliyoruz demek…

Nasıl geldiğimizi ise, bir biz biliriz bir de Allah…

Büyüyormuşuz, enflasyon paldır küldür düşmeye devam ediyormuş, rakamlar meydandaymış, kişi başına düşen milli gelir yaklaşık on sekiz bin doları bulmuş…

Altın bile dayanamamış çakılmış zavallı…

***

Biz nasıl mıyız Mayıs’ın başında?

Hiç bilmediğiniz gibi… Hiç sormadığınız gibi… Hiç görmediğiniz gibi…

Bu hal nasıl bir hal bilir misiniz? Nereden bileceksiniz ki?

Bizim bu halimizi ahvalimizi bir kere dahi görmeye gelmediniz ki…

Koca bir 2025 geçti, ardından 2026 yılının Ocak ayı, Şubat ayı, Mart ayı ve Nisan ayı gelip geçti…

Sen gelmez oldun diye bir şarkı vardı ya…

Ona benzer bir şey işte…

Biz bile bilmiyoruz ne halde olduğumuzu…

Umutsuz vaka misali olan ne desin, nasıl anlatsın, nasıl döksün içini?

İçini dökemeyen dağlara taşlara döker derler içini…

En içli şarkıların mısralarıyla avunur. Bam telinden vuran türküler mırıldanır. Bir de sokaklarda kendi kendine konuşup yürür…

Mayıs ayının başı… Nereden yediğimiz belli değil taşı…

Enflasyon denen heyula bizden önce koştu geldi Mayıs’a… Bağdaş kurdu oturdu hemen yanı başımıza… Kırk yıllık dostumuz, arkadaşımız gibi…

Enflasyon havalı, cakalı, fiyakalı. O hayatımıza girdi gireli Avrupai bir havaya büründük…

Başladık birçok şeyi tane ile almaya… Bir elma, bir portakal, üç salatalık, iki domates… Bir avuç çağla, otur ağla…

Doğrudur her yer lebalep dolu, yok, yok… Lakin bizde o lebalep dolu olanları alacak para yok… Neden yok, niçin yok soruları muallakta hem Mayıs’ta hem de bu havada…

***

Dokunaklı bir yıl bu 2026…

Yeli dokunuyor, seli dokunuyor, ayları dokunuyor, günleri dokunuyor.

Hastayız resmen… Bahar nezlesi, grip, aksırık, hapşırık… Üzerimizde bir halsizlik, kırık dökük bir hal…

Bahar bayramıyla başlayan Mayıs ayında bayram çok bu sene… Bahar bayramı, Hıdırellez, 19 Mayıs ardından Kurban Bayramı… Bayramla başlayacak, bayramla sona erecek bu sene Mayıs, bir de bakmışsınız Haziran gelmiş, yaz gelmiş…

Baharı görmeden yaz geldi gibi bir şey…

Asıl mesele yaşama sevincinde…

Para yok, iş yok, aş yok, dert çok, derman yok, kimseden yardım yok, kapınızı çalan yok, ne derdin var diye soran yok…

Bahar bayramına, Mayıs ayının ilk gününe girilirken, aman ha diyorlar yaşama sevincini kaybetme… Yaşama sevinci hayata tutunmak demek…

Yaşama sevincinizden ne âlem diye soran yok… Doluya koysak almıyor, boşa koysak dolmuyor…

Hangisine yanacağımızı şaşırdığımız dertlere sahibiz. Biri bitmeden bir diğeri sırada, kapıda, eşikte, bekler durur tetikte…

Cebin durumu ortada… Cüzdan “Beni evde bırak, taşıma, ne yapacaksın boş cüzdanı” diye atıyor kendini yere, kayboluyor, gizleniyor evin içinden bir yere.

***

Mayıs’ın başı…

Bizim neslin Bahar Bayramı…

Varsın herkese göre başka başka olsun anlamı…

Bizim nesil, Mayıs ayının ilk gününü çocukluk yıllarında, ilkokul sıralarında sevdi.

Bir daha da o güzel günleri hiç ama hiç göremedi…

Mayıs’ın birinde tatildi okullar. Öğretmenlerimizin nezaretinde bütün okul pikniğe giderdik o gün.

Yıl 1960…

Mayıs ayının ilk günü…

Kayseri Merkez Yenimahalle Alpaslan İlkokulu’nda dördüncü sınıf öğrencisiydim. Öğretmenimiz rahmetli Halil Coşkuner, o yıllarda Kayseri’nin mesire yeri olan Karpuzatan’a götürmüştü bizi.

Mayıs’ın o ilk günü, bir daha hiçbiriyle karşılaşmak nasip olmayan arkadaşlarımla çekilmiş bir hatıra fotoğrafıyla bana bakıyor şimdi.

Aşağı yukarı 65 yıl öncesine ait Mayıs’ın ilk günü bir bahar bayramı hatırası…

***

Açıklanması beklenen enflasyon rakamlarından da ümidi çoktan kesmiş olanlar ne diyecekler Mayıs ayına…

Hoş geldin Mayıs yeterliyse…

Hoş gelmişsin…

Bize ümit vermezsin…

Sen de diğer aylar gibi bizi anlamaz, dinlemezsin…

Sen bilirsin…

Seni de yazarız sevemediklerimizin arasına…

Sevemedim 2026’nın Mayıs’ını da diye…

Bugün ayın ilk günü, “Dur bakalım” diyecek çok yanımızda, yöremizde…

Geldik durduk Mayıs ayının ilk gününde Mayıs’ın kapısında.

“Açıl susam açıl” derler ya hani…

Açıl Mayıs açıl diyeceğiz…

Mayıs açılacak açılmasına da biz nasıl yürüyeceğiz; düşmeden, şaşmadan, yalpalamadan, korkmadan Mayıs’ın yollarında, Mayıs’ın koridorlarında…

Çünkü, doluya koyduk almadı, boşa koyduk dolmuyor…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!