Atsız Burucu

Uzaklar…

featured
0
Paylaş

Atsız Burucu’nun kaleme aldığı bu metin, yazarın yeğenleriyle yaptığı bir gezi sırasında karşılaştığı masum bir sorunun tetiklediği derin bir içsel yolculuğu konu alıyor. Küçük Ada’nın sorduğu soru, yazarın fiziksel olarak orada bulunsa da zihinsel olarak başka diyarlarda yaşadığını fark etmesini sağlıyor. Metne göre uzaklık kavramı, coğrafi mesafelerden ziyade ulaşılamayan insanları, telafi edilemeyen geçmiş hataları ve yarım kalan duyguları simgeliyor. İnsanların neden dalıp gittiğini açıklayan yazar, gerçek yaşamın bazen dış dünyada değil, insanın kendi içinde taşıdığı anılarda sürdüğünü vurguluyor. Çocukların yetişkinlerdeki bu gizli kederi görme yetisine değinilirken, özlemin ve sessizliğin insan ruhundaki kaçınılmaz yerini zarif bir dille özetliyor.

 

Geçenlerde şirin mi şirin yeğenlerimi aldım, motosiklete atlayıp Ereğli’nin en kıymetli yerlerinden biri olan İvriz Kabartmaları’na götürdüm. Binlerce yıllık taşların önünde dolaştık. Dünyanın bilinen ilk tarım anıtlarından biri sayılan o sessiz taş kabartmaların önünde çocukların neşesi yankılanıyordu. Gülüyorlardı, koşuyorlardı, heyecanla sorular soruyorlardı. Güzel bir gündü. Gerçekten güzel bir gündü.

Dönüş yolunda küçük yeğenim Ada, kaskın içinden bana sarılarak bir soru sordu: “Mehmet amca… niye hep uzaklara dalıyorsun?

İnsan bazen küçücük bir çocuğun sorduğu soruyla kendi içine düşüyor. Çünkü çocuklar rol yapmıyor. Gördüklerini söylüyorlar. Yüzüne değil, ruhuna bakıyorlar. Ada’nın o sorusu da işte tam oraya değdi. Hâlâ unutamıyorum.

Çünkü bazı insanlar gerçekten hep uzaklara dalar. Bulunduğu yere tam sığamaz. Bedeni bir yerdedir ama zihni başka zamanlarda dolaşır. Kimi zaman geçmişte, kimi zaman özlediği bir insanda, kimi zaman da geri gelmeyecek bir anın içinde…

İnsan yaş aldıkça şunu anlıyor: Uzak dediğimiz şey kilometre değilmiş. Uzaklık; erişemediğin insanmış, geri dönemediğin zamanmış, düzeltemediğin hata, söyleyemediğin sözmüş.

Bazıları bunu dalgınlık sanıyor. Oysa insan bazen düşünmekten değil, hissetmekten yoruluyor. Kalabalığın içinde bile zihni başka yere kayıyor. Çünkü herkesin içinde sustuğu bir yer var. Ve insan en çok oraya dalıyor.

Ada’nın sorusundan sonra şunu fark ettim: Belki de insanın en dürüst aynası çocuklar. Çünkü yetişkinler çoğu zaman sadece konuşuyor; çocuklar ise görüyor.

“Orada ne var?” diye sorsalardı cevap veremezdim. Çünkü bazı uzaklıkların adı yok. Bir insan, bir kırgınlık, bir özlem, yarım kalmış bir hikâye… Hepsi birbirine karışıyor.

İnsan bazen bir kişiyi değil, onun yanında hissettiği hâlini özlüyor. Ve acı olan şu: Bazı insanlar yanında olmadığı hâlde insanın içinde yaşamaya devam ediyor. Gözünün baktığı yerde değil, zihninin sustuğu yerde duruyorlar. Bir manzarada, bir şarkıda, bir yolculukta ansızın çıkıp geliyorlar.

Belki de bu yüzden hep uzaklara dalıyoruz.

Çünkü insan bazen yaşadığı yerde değil, içinde taşıdığı yerde yaşıyor.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!