Atsız Burucu’nun kaleme aldığı bu köşe yazısı, günümüz toplumunda ebeveynlik anlayışının ve sorumluluk bilincinin uğradığı erozyonu sert bir dille eleştirmektedir. Yazara göre, çocuklara sınır koymak yanlış bir şekilde özgürlüğü kısıtlamak olarak algılanmakta, bu durum ise empati yeteneğinden yoksun ve toplumsal kuralları hiçe sayan nesillerin yetişmesine yol açmaktadır. Sorunun temelinde çocuklardan ziyade, sosyal medya üzerinden edindikleri sığ bilgilerle kendilerini uzman sanan ve disiplini baskı ile karıştıran yetişkinler yer almaktadır. Metin, gerçek özgürlüğün başkalarının haklarına saygı duymaktan geçtiğini savunarak, bireylerin kendi eylemlerinin sonuçlarıyla yüzleşmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Nihayetinde bu kaynak, ailelerin çocuklarına hayatın kurallarını öğretmekteki yetersizliğini modern bir “yetişkinlik krizi” olarak tanımlamaktadır.
Toplumda tehlikeli bir yanılsama büyüyor: Herkes kendini uzman sanıyor, herkes fikir sahibi ama kimse sorumluluk almıyor. Bunun en çarpıcı sonucu ise çocuk yetiştirme biçiminde karşımıza çıkıyor. Disiplin “travma”, sınır koymak “baskı”, hayır demek ise “özgüven kırmak” olarak etiketlenmiş durumda. Ortaya çıkan şey özgürlük değil; denetimsizlik ve vurdumduymazlık.
Bugün bir çocuğun başkasının malına zarar vermesi, ortalığı kirletmesi ya da çevresine saygısızlık göstermesi artık sıradan bir durum gibi karşılanıyor. Daha vahimi, ebeveynlerin bunu normalleştirmesi. “Çocuğumdan kıymetli değil” diyerek başkasının hakkını yok sayan bir anlayış, sadece bireysel değil toplumsal bir çürümenin habercisidir. Sorun çocuklarda değil. Sorun; okumayan, öğrenmeyen ama sosyal medyada izlediği birkaç içerikle kendini bilinçli ebeveyn sanan yetişkinlerde.

Çocuk merkezli olmak, çocuğu başıboş bırakmak değildir. Gerçek ebeveynlik; sınır koymak, sorumluluk öğretmek ve doğruyu yanlıştan ayırmayı gösterebilmektir. Özgürlük; başkasının hakkını çiğnemek değil, o hakka saygı duyarak var olabilmektir. Disiplin ise bir baskı aracı değil, bireyi hayata hazırlayan temel bir gerekliliktir. Bu denge kurulamadığında ortaya çıkan şey; kendini kontrol edemeyen, empati yoksunu ve topluma uyum sağlayamayan bireylerdir.
Daha ağır sonuçlar ise ihmalle birleştiğinde ortaya çıkar. Denetimsizlik, silaha erişim, sorumsuzluk… Bunlar bir araya geldiğinde bireysel hatalar toplumsal trajedilere dönüşür. Suçun yaşı olmaz; sorumluluğun da olmamalı. Kim yaparsa yapsın, sonuçlarıyla yüzleşmelidir.
Çocuklar her zaman öğrenir. Ama neyi öğreneceklerine onlar değil, onları yetiştirenler karar verir. Eğer bir çocuk saygıyı öğrenmiyorsa, sorumluluk almıyorsa, sınır tanımıyorsa; bu onun suçu değil, ona bu çerçeveyi çizemeyen yetişkinlerin sonucudur. Bugün asıl mesele çocuklar değil. Asıl mesele, aynaya bakmayı reddeden bir yetişkinlik krizidir.