Yazar, Türkiye’deki eğitim sisteminin ve toplumsal yapının son yıllarda geçirdiği derin dönüşümü sert bir dille eleştirmektedir. Okulların bilimsel eğitimden uzaklaşarak dini bir kimliğe büründürülmesinden ve güvenlik zafiyetleri nedeniyle birer şiddet yuvasına dönüşmesinden duyulan endişe dile getirilmektedir. Hükümetin sorumluluklarını yerine getirmediği savunulurken, milli bayramların önemsizleştirilmesi ve aile bağlarının dijitalleşme ile zayıflaması temel sorunlar olarak sunulmaktadır. Ayrıca, yerel yönetimlerin kamusal kaynakları verimli kullanmak yerine belirli kesimlere ayrıcalık tanıyan projeler yürütmesi eleştirilerin odağında yer almaktadır. Metin genel hatlarıyla, modern ve güvenli bir toplum idealinden uzaklaşıldığına dair karamsar bir tablo çizmektedir.
Geçmişte bir Cumhurbaşkanı Abdullah Gül vardı; nedense kulak ağrıları hep milli bayram günleri azar ve kutlamalara gelemezdi.
Şimdi önümüzde bir 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı var. Bazı kesimler, son okul saldırılarını öne sürerek bugünün kutlanmaması gerektiğini söylüyor. Şimdilik aksi bir resmi görüş bildirilmedi; fakat bazı kesimler bu canice saldırı için AKP iktidarını sütten çıkmış ak kaşık gibi gösterme yarışında. Bu katliamların sorumlusu Kemalist rejimmiş. A be ileri zekalılar, ülkeyi 23 yıldır AKP yönetmiyor mu? Onlar iktidara geldiğinde doğan çocuklar askerlik yapıp üniversite bitirmediler mi? Devlet politikası olması gereken milli eğitim deneme tahtasına çevrilmedi mi? “Bizden önce okullarda tuvalet yoktu” diyenler, ihtiyaçlarını gidermek için evden getirdikleri poşetleri mi kullanıyorlardı? Kaybettiğimiz bu canlar için neden bir günlük bile Ulusal Yas Günü ilan edilmez?
Bunlar öldüğü için bir günlük Ulusal Yas ilan edilen Arap kralı kadar değerli değiller mi?
Son Milli Eğitim Bakanı, tarikat ve cemaatleri sivil toplum kuruluşları ilan edip mollaları okullarda görevlendirdi. Nedeni; mezar başlarında içki içen nesillere karşı bir güç oluşturmakmış. Üç beş kişinin böyle bir hareket yapması nasıl toplumun büyük bir bölümüne mal edilebilir? Suçu hiç üstüne alıp, bari istifa ederek milletten bir özür dilemek yerine; suçu aileler ve sosyal medya üzerine atarak… Yusuf Tekin’in en büyük icraatı; okulları bilim ve fen eğitiminden çok, din eğitimi veren kurumlara dönüştürmek oldu. %1 dolayında olan özel okul sayıları bugün %9’lara çıktı. Bunun nedeni sadece iyi bir eğitim almak değil, çocukların can güvenliği endişesidir. Okul önleri uyuşturucu çetelerinin tezgâh açtığı mekanlar oldu. Sınıflarda disiplin ve saygı diye bir şey kalmadı. Öğretmenleriyle alay edip videosunu çekenler, sınıfta birbirine küfredenler, kavga edenler; malzemesiz ve devamsız öğrenciye tam not vermedi diye öğretmeni müdüre şikâyet eden veliler… Devletin koruması altında olması gereken okullar yolgeçen hanı gibi. Bıçakla, tabancayla, pompalı tüfekle gelen öğrenciler ve öğretmen dövmeyi eğitimin bir parçası sanan veliler var. Dersler; ancak “susun, yapmayın” uyarılarından fırsat bulunabilen anlarda yapılıyor artık.
Sosyal medyayı dünyada en iyi(!) kontrol eden Türkiye, çocuklarımızı neden bu tehlikelere karşı koruyamıyor? Velilerin pek çoğu, çocukların girdikleri siteleri görme ve silme bilgisinden mahrum. Artık aile kurumu da son yıllarda büyük erozyonlara uğradı. Aynı evin içinde herkes ayrı odalarda, televizyon ve bilgisayar başında. Bir odadan bir odaya haberleşmek için telefon kullanılıyor. Tüm ailenin bir araya gelebildiği ender anlar olan yemek saatlerinde bile eller telefonda, gözler televizyonlarda…
Aile denmişken, Konya’da faaliyet gösteren bir kurumdan bahsetmek istiyorum. Şehrin en popüler merkezlerinden Meram Yeni Yol üzerinde, Evliya Çelebi Parkı’nın da bulunduğu yerde bir Aile ve Çocuk Destek Merkezi bulunuyor. Daha önce birkaç kez tabelası değişen bu son derece lüks döşenmiş binada kadınlara el işi kursları veriliyordu. KOMEK gibi Konya Büyükşehir Belediyesinin son derece yaygın ve başarılı bir meslek edindirme kurumu varken; buranın katılımcıları acaba hangi şanslı “elit” bayanlar? Evet, şimdi bu bina aile ve çocuklara psikolojik destek ve seramik kursu verirken, erkeklerin bu etkinliklere katılmaları yasak!
Tabelasında “Aile” yazan bir kurumda erkeklerin aileden sayılmaması hayli ironik değil mi? Bu bina, kentin en merkezi yerinde, Velespit Müzesi için yıkılan ve ulaşımı uzak olan Yazarlar Birliği’nin yeni yeri olamaz mı? Ya da kültür ve sanat kenti denen Konya’da eksikliği çok hissedilen, sanatçıların buluştuğu ve söyleşilerin yapıldığı bir yer olsa?
Emekliler için de sakin ve spor yapılabilecek böyle bir mekânın sadece bir avuç kadına ayrılması ne kadar doğru?